Erdoğan: Zaten Dersim’den, Koçgiri, Şeyh Said’den beri faşist ve şoven T.C. yönetimleri tarafından körüklenip, şovenler arasında yaygınlaştırarak, getirilmiş olan Kürt düşmanlığını zirveye çıkartarak, her alanda ve fırsatta siyasi ve iktisadi çıkarları için kullanarak bunca yıllık iktidarını koruyabildi. Bu bağlamdaki en büyük desteğini de akşam sabah CHP’nin “müdürü, bay Kemal” diyerek aşağıladığı, horladığı CHP ve onun lideri Kılıçdaroğlu’ndan aldı. Bilinebileceği gibi Kılıçdaroğlu’ndan önce CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bütün siyasi hakları mahkeme kararı ile elinden alınmış, ancak ABD tarafından meşrulaştırılmış olan Erdoğan’ı Milletvekili, Başbakan yaptırdı. Deniz Baykal, kimin hazırladığı hala kamuoyu tarafından bilinmeyen, kilotlu olarak gösteren bir kaset ile istifa ettirildikten sonra yerine getirilen Kılıçdaroğlu da Erdoğan’ı: “anayasaya aykırı da olsa” diyerek partili cumhurbaşkanı (Türk tipi başkan) olmasına en büyük desteği sağladı.

Ana muhalefet partisi CHP ve onun lideri Kılıçdaroğlu’ndan almış olduğu destekle Erdoğan: Dersim, Koçgiri, Şeyh Said’den sonra geliştirilen Kürt düşmanlığını zirveye çıkartarak 17 yıllık iktidarının temel taşı haline getirdi. Yapmış olduğu Kürt düşmanlığının hayrını gören Erdoğan, bugüne kadarki seçimleri kazanmak, iktidarını idame ettirmek için hep Kürt düşmanlığı kozunu kullandı. Kürt düşmanlığı argümanının bir tanesini Afrin olarak kullandı. Diğer birçok önemli olan seçim argümanı olarak kullanmak istediği 31 Mart yerel seçimi için Fırat’ın Doğusunu ayırdı. “Bir gece ansızın gelebilirim” diyerek şiarlaştırdığı Fırat’ın Doğusu operasyonunu büyük bir özenle Rojava’nın işgaline ayırmıştı. Ve ne pahasına olursa olsun, 31 Mart seçim öncesi Fırat’ın Doğusu’na bir operasyon yapıp, elinde tutmuş olduğu basın, yayın organlarının propagandası ile seçim malzemesi aracına dönüştürecekti. Tabi ki hala bunu yapmanın peşinde. Bu anlayışından vazgeçmiş değil, ne zaman da fırsatını bulsa yapacaktır.

Ama halk deyiminde “hedik çok taşlı” dendiği gibi Fırat’ın Doğusu artık denemesi durumunda Erdoğan’ın dişini kıracak kadar çok taşlı. Fırat’ın Doğusu, Afrin değildir ve olmayacaktır. Afrin’i imha ettiği gibi Fırat’ın Doğusunu imha edemeyecektir. ABD’nin: “Erdoğan’dan Kürt dostlarımızı koruma sözü aldık” gibi deli saçması ve “Suriye’ye tekrar askeri müdahalede bulunacağız” gibi basitlikleri bir kenara bırakırsak: Doğu ve Kuzey Suriye kuvvetlerinin kendi başına direnebilecek bir yetenek ve mukavemet gücüne sahip olduklarını söyleyebiliriz.

Birincisi bu. Diğeri: eğer söz konusu alan herhangi bir güç tarafından “uçuşa yasak bölge” ilan edilirse, Erdoğan’ın ordusu hiçbir ilerleme kaydedemez. Tersine, çok önemli kayıplar verir. Bunun böyle olacağını El Bab, Cerablus, Afrin işgalinin her iki generali komutan bizzat dile getirdiler. Fırat’ın Doğusunun Afrin olmadığını, Fırat’ın doğusunda çok önemli sürprizlerin kendilerini bekleyeceğini söyledikleri basına yansımıştı.

Bundan başka önemli gelişmeler de var. ABD’nin Suriye’yi terk etmesi belki Trump’ın belki de ABD yönetiminin kararı idi ama somut gelişmelerin de gösterdiği gibi isabetsiz bir karardı. Çekilirken Suriye’yi ve IŞİD’i Erdoğan Türkiye’sine bıraktığı şeklinde açıklama yapmıştı. Söz konusu açıklamanın hemen akabinde: Türkler Kürtleri katledecekti, engel olduk gibisinden açıklamalar yaptılar. Devamında: Suriye’den çekilsek bile Kürt dostlarımızı Türklere ezdirmeyiz gibi laflar ettiler.

ABD böylesine saçmalıklarla kendini hem bölgede hem de QSD nezdinde güvenilmez, komik bir duruma sokarken Koalisyonun diğer güçlü aktörlerinden daha sağlıklı açıklamalar geldi. Fransa: QSD’yi sonuna kadar koruyup kollayacağını, Suriye’de siyasi bir çözüme ulaşılıncaya kadar kalacağını, ancak siyasi çözüme kavuşulunca gideceğini bütün dünyaya duyurdu. Almanya hükümet sözcüsü: Türkiye’nin Suriye’ye operasyon yapmaktan uzak durması uyarısında bulundu. Daha önceden Almanya’nınkine benzer bir açıklamayı İngiltere de yapmıştı. Ayrıca ABD’nin “ben çekiliyorum” demesinden kısa bir süre sonra QSD yönetimi haklı, doğru ve mutlaka olması gerekene, Suriye’ye istikametini döndürmeye başladı. Basına yansıdığı kadarı ile Suriye ile QSD’nin irtibatına Rusya aracılık ediyormuş. QSD’nin yönünü Suriye-Şam yönetimi ile görüşmelere çevirmesi, İran İslam Cumhuriyeti’ni de memnun ettiği havası yaratmış.

Doğmuş olan bu durumda ABD öncelikli olarak: İsrail’i İran’a karşı koruyup, kollaması, İran’ı bu amaçla Suriye’den uzaklaştırması vb. gibi bütün hedeflerini kaybetti. Buna karşın QSD yapmış olduğu son derece esnek ve kıvrak manevra ile hem Kuzey ve Doğu Suriye’ye hem de bir bütün olarak Suriye halklarına kazandırdı. ABD yaptığı yanlışı, onunla birlikte yapmış olduğu küstahlığı anlayarak “Suriye’den çekilsek bile Kürt dostlarımızı Türk katliamına karşı koruyacağız” gibi geriye çark etme konumuna girse de “atı alanın Üsküdar’ı geçtiği” söylenebilir. O nedenle ABD bölge ve Suriye’de güvenilmez bir müttefik olma konumunda kaldı. Özellikle de QSD yeniden ABD’ye güven duyarak, Suriye-Şam yönetimi ile sağlamış olduğu irtibatı kesemez. Bana göre ABD’nin Suriye halklarına sunmuş olduğu en büyük iyilik, Suriye’yi terk etmesi olmuştur. Suriye Şam yönetimi ile QSD’nin kurmuş olduğu ilişki kalıcı ve Suriye’nin geleceğini belirleyen bir ilişki düzlemine çıkartılabilirse hem Suriye hem de bölge için umut vadeden bir boyut kazanır. Bu vesile ile Suriye’nin hem iç hem de dış ilişkileri nitel denebilecek bir değişime uğrar. Ayrıca, Erdoğan Türkiye’sini yakinen takip edenler Erdoğan’ın Membiç sevdasının da sönmeye başladığını görürler. Erdoğan gün aşırı: ABD’nin Membiç’te görevli askerleri bizim askerlerle birlikte eğitim görüyor, gidip Membiç’te de birlikte devriye geziyorlar diyerek övünüyordu. Arkasından da: Membiç’ten girip, Irak sınırından çıkarak, bütün teröristleri ezeceğiz diyerek eşiniyordu. Bu son günlerde sesi soluğu kesildi. Artık böyle laflar etmiyor. ABD: ben Suriye’den çekiliyorum deyince bütün dengeler değişti. ABD askerleri Membiç’ten çekilirken, aynı anda PYD-YPG güçleri de çekilerek yerlerine Suriye ve Rus ordusunu davet ettiler. Rus Ordusu ile Suriye Ordusu Membiç’e girip, devriye gezmeye başladılar.

Görüldüğü kadarı ile ABD askerlerinin yerine Rus askeri polisi kontrolü sağlıyor. Böylece Erdoğan’ın Membiç sevdası da gönlünde bir yadigar olarak kalmaya başladı. Erdoğan’ın işleri sadece Membiç’te karışmaya başlamadı, aynı zamanda İdlip’te de son derece karışık hale geldi. Erdoğan her: Membiç’ten girip, Irak sınırında çıkar teröristleri ezeriz dedikçe Erdoğan’ın “ganimetçi” ordusu ÖSO da “biz de 15 bin kişilik bir güçle yanında yer almaya hazır ve emir bekliyoruz” diyerek ekleme yapıyordu. Bu sıralar ÖSO’nun da sesi soluğu kesildi. Basına yansıdığı kadarı ile El Kaide’nin devamı olan HTŞ, ÖSO denen üfürükten orduyu bitirmiş. Sadece ÖSO’yu değil, Erdoğan Türkiye’si ile davranan bütün örgütleri de temizlemiş. Tabi ki İdlip’te nelerin döndüğü konusunda net bir bilgi yok. Erdoğan Türkiye’si Moskova’ya İdlip’teki bütün cihatçı örgütleri denetimi altına alacağı önermesi ile gitmişti. Putin de kabul etmişti, ama Erdoğan vermiş olduğu sözü tutamadı. Sonra galiba devreye Suriye yönetimi girdi. Rusya’nın Suriye’ye girmesinden bu yana uygulamış olduğu politikayı devreye soktu. El Nusra’cılara Türkiye yanlısı, Türkiye ile birlikte El Bab, Cerablus, Afrin gibi Suriye topraklarını İşgal eden ÖSO’yu temizleyin “sizinle anlaşalım” dendi ve anlaşmaya varıldı. El Nusra rejime vermiş olduğu sözü tuttu, rejim de büyük ihtimalle El Nusra’ya verdiği sözü tutarak onları imha etmeyecek ve normal hayatlarına devam etme olanağı sağlayacak.

Böylesine çok dengesiz, çok istikrarsız, at izinin it izine karışmış olduğu bir Suriye sahasında Erdoğan her gün Fethullah Gülen operasyonu düzenlediği bir ordu ile Fırat’ın Doğusuna girip, söylemiş olduğu ezme, kırıp dökme işlevini yerine getirerek, geri çekilebilir mi? Eğer böyle bir şeyin olanağı olsaydı, El Bab, Cerablus, Afrin işgalinin komutanları generaller en ufak bir tereddüt göstermeden diğer yerleri olduğu gibi Fırat’ın doğusunu da işgal ederlerdi.

Bütün bu somut veriler: Erdoğan’ın “bir gece ansızın girebiliriz” diyerek hasretini çekmiş olduğu Fırat’ın Doğusuna girme hayali gönlünde bir yadigar olarak kalacak gibi. Peki Putin Erdoğan’a Afrin, El Bab, Cerablus olayında olduğu gibi “yürü kulum” diyebilir mi? Bu da hemen hemen olanaksız. Çünkü Suriye-Şam yönetimi, Putin’in Erdoğan’la Moskova’da varmış olduğu İdlip anlaşmasını çok ustaca bozdu. Hem Erdoğan’ın Putin’e vermiş olduğu sözü bozdu, hem de Putin’in Erdoğan’dan olan beklentisini boşa çıkarttı. Bu nedenle artık Putin yeniden eski angajmanların hiçbirisine giremez.

Teslim TÖRE

12 Ocak 2019