Bugün esasta dünya siyaset gündeminin baş köşesine yerleşen sorunlardan biri kuşkusuz genelde Kürd/Kürdistan ve özelde Kürdistan’ın Güneybatısı (Rojava) sorunu olduğu tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır. Sorunun çözümüne çalışılıyor. Fakat sorun dünya devleri ve bölge ülkelerin bir bütününü ilgilendirdiği için o kadar zor ki çözümüde zor oluyor. Sahadaki aktörler çözüm konusunda bir türlü anlaşamıyorlar. Birçok proje düşünsel olarak ortalıkta dolaşıyor ve hepsi barış, savaş ikilemi ile ifade ediliyor. 

ABD Başkanı Donald Trump’un “Suriyeden çekiliyoruz,“ açıklama öncesi izlenilen plan açıktı. Rojava’yı YPG iskeleti üzerinde bir statüye kavuşturmaydı. Bu konuda epeyde mesafe alındığı hepimizin gözemlediğimiz bir durumdu. Fakat Trump’un açıklamasıyla bu proje şimdilik kesintiye uğradı. Bu proje bugün kesintiye uğrasada tekrar gündemleşeceği kaçınılmazdır. İsrail’in güvenliği ve Batı sisteminin çıkarı bunu gerektiriyor.

Trump, kendini çok önemsedi. Gücünü çok abartı. Uzun sürelere yayılarak hazırlanan devlet projelerini birkaç kafadarıyla bir twitle rafa kaldırdı. Kuşkusuz ABD’de Başkanın çok yetkileri var ama çok konuda da sınırlıdır. Trump bu sınırı açtı. Trump populist bir kişiliğe sahip olan bir insan. Devlet geleneğinden gelen biri değil. Dolar saymayı iyi bilir ama politikada tecrübesiz. Başkan seçilmesi izlediği populist söylemlerle dar ulusalcı ABD’lilerin oyunu almayı başardı. Buna standart Cumhuriyetçi oylarda eklenince Başkanlık koltuğuna oturdu. Burada da istediğimi yaparım diye düşünmüş olacak ki fevri davrandı. ABD politikalarını oluşturan temel kurumların görüşü alınmadan ABD’nin yüzyılık sürecek olan politikalarını değiştirmeye kalktı. Bu durum hoş karşılanmadı ve büyük tepkilere yol açtı. Gelen tepkilere dayanamayan Trump geri adım atmak zorunda kaldı. Onunda yapmak istedikleri kesintiye uğradı. Şu an bir kaos yaşanıyor. Yerinde oynayan taşlar yeniden dizayen ediliyor. ABD gidiyor meydan bize kaldı diyen sömürgecilerimizin elleri böğürlerinde kaldı. Her ne kadar Trump, yanlış bir karar alsada aslında bu kararla ABD için dost ve düşmanlarını test etme fırsatınıda yarattı. ABD kurumları şimdi bu güçlere karşı izleyeceği politikalarını belirliyor.

Trump’un açıklamasını fırsat bilen başta Türkiye ve Suriye başta olmak üzere sömürgecilerimiz Rojava’daki kazanımları nasıl yok edebiliriz düşüncesiyle harekete geçti. Bu durum dünya kamuoyu ve ilgili güçlerin tepkisine yol açtı. Çünkü Rojavalı Kürdlerin, savaşçıların İŞID’a karşı verdiği destansı mücadelenin tüm insanlık için kutsal bir mücadele olduğu görüşünden hareketle bu gücün ezilmesinin kabul edilemeyeceği düşüncesi hakim görüş hale geldi. Bu konuda Trump ve ABD üstünde baskılara yol açtı. Bunun üzerine Trump geri adım atmak zorunda kaldı ama düşüncesinden vaz geçmediğinide teslim etmek gerekiyor.

Bu baskılardan sonra Trump’un kendi ekibine söylediği şudur. “O halde gidin sorunu çözün. Kürdleri koruyun ama bu aşamada Türkiye’nin kaybedilmesini istemiyorum,“ demiştir. Bu nedenle Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’den müteşekkil heyet İsrail, Türkiye ve Rojava Yönetimi ile görüşmek üzere bölgeye gönderildi. Bir dizi görüşmeler yapıldı ama ortaya henüz netleşmiş bir görüş birliği ortaya çıkmadı. Ortalıkta düşünsel olarak üç olasallık dolaşıyor, hangisi hayat bulur süreçte ortaya çıkacaktır. Velev ki bu olasallıklar hayat bulmazsa gelişen duruma göre yeni alternatifler ortaya çıkar. Ama her halükarda Kürdler bu süreçte karlı olarak çıkar. Biz süreci böyle okuyoruz.

Bölgemize gelen ABD Heyeti’nin amaçı Türk işgalini engellemek, Rojava’daki kazanımları Şam yönetimin insiyatifine bırakmamak, genelde Kürdleri, özelde PYD/YPG’yi korumaktır. Türk işgalini engelemek ama onun rızasınıda almayı gerektiriyor. Bir iddiaya göre Türklerin Rojava kazanımlarının yok edilmesi için Türk subayların eğittiği “Roj Peşmergesi“ denilen lejyoner güçlerin Rojava’ya sokulmasıdır. Burada şu olasallık masaya geliyor. Irak-PDK’ninde soruna dahil edilmesiyle PYD/YPG dışındaki güçleride (ENKS) Rojava yönetimine monte etme düşünülüyor. Bu proje uygulanılırsa Rojava kazanımları büyük oranda ortadan kalkar. Rojava tıpkı Kürdistan’ın Güneyi gibi Türkiye’nin müdahalesine açılmış olur. Irak-PDK bu rolüyle Güney’de yaptığı gibi Rojava’da da Türkiye’nin truva atı rolünü oynama görevini üslenmiş olur. Kürdler ve özelikle PYD/YPG bu projeye karşı çıkmalıdır. Bu düşünsel proje ABD ve Müttefik Güçlerin kabul edeceği bir proje değildir. Bu arada ABD ve Müttefik Güçlerin Irak-PDK üzerinde büyük baskısı vardır. Türkiye ve İran’dan uzak durun mesajının ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun son Hewler ziyaretiyle kendilerine iletildiği kaynaklarımız söylemektedir. Irak-PDK buna ne kadar uyar tartışma götürür.

İkinci proje kimi PKK yöneticilerin yaklaşımıdır. Verdikleri mesajlar kabul edilebilecek gibi değildir. Rojava mücadelesine zarar vermektedir. Ki Rojava kazanımlarının mimarı olan PKK bunca verilen emek, fedakarlık ve şehiten sonra çözümün Şam yönetimiyle olacağına bağlaması düşündürücüdür. Kimi bunu PKK’nin bulunduğu alan itibarıyla kendini korumak için ileri sürsede velev ki bu konuda haklı olsalarda sunulan proje tehlikelidir. Kuşkusuz PKK yönetimin bulunduğu alan nedeniyle zorluklarını ve açmazlarını biliyoruz. Fakat ileri sürülen çözüm biçimi en aşağı birinci proje kadar Rojava kazanımlarını tasfiyesine yol açar. Çünkü bu projeye ile Rojava’ya, Suriye’ye entegre edilme dayatılıyor. Bu da, Rojava kazanımlarını büyük ölçüde ortadan kalkmasına yol açar. Temenimiz o olsun ki PKK yönetimi bu konuda Rojava yönetimi üstünde baskı kurmasın. Dahası ABD’nin ne yapması gerektiği izlenilmelidir. Edindiğimiz izlenim şu. ABD, Suriye’de kalıcıdır. Kürdlere bir statü sağlayacaktır. Kürdleri, PYD/YPG’yi Şam yönetiminin insafına bırakma niyetinde değildir. PKK bunu görmelidir. ABD’yi haksız bir şekilde ikide bir eleştirmekten vaz geçmelidir. Rusya’nın başını çektiği cepheden de uzak durmalıdır. Çünkü o cephede Kürdlere yer yoktur.

 

Kimse kendini kandırmasın. Şam yönetimi değişmemiştir. Değişeceğide yoktur. Irkçı, tekçi, faşist, katliamcı, çapulcu, işgalci ve sömürgeci Baas ideoloji devamcısıdır. Bu mantık sahiplerinin Kürdlere vereceği eskiden beri uyguladıklarıdır. Demokratlaşın demekle kimse demokratlaşmıyor. Kardeş olalım demekle kimse kardeş olmuyor. Kimse eşit koşullarda birlikte yaşam kurmak istemiyor. Kimse egemenliğindeki ülkeyi insana ortak vatan etmiyor. Şam yönetimi, dün olduğu gibi bugünde Kürdlere egemenliğimi kabulleneceksiniz diyor. Bu konuda Suriye yetkililerin söylediği açıktır. Suriyeli Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in, “Federal bir Suriye’nin söz konusu olamayacağını,“ ve son olarak Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdad “Kürdlerin başka seçeneklerinin olmadığını hesaba katmaları gerekiyor,” yönlü açıklamaları mevcut kazanımların tasfiyesine yöneliktir. Burada, PKK ve PYD/YPG’nin kimi sorumlularının, “Rojava Suriye’nin bir parçasıdır,“ demesi bir anlam taşımıyor.

Şunuda belirtmeden geçmeyelim. Bu olasallık mevcut olan olsalıkların içinde en zayıf olanıdır. Hayat bulmasının şansı yoktur. Buna ne Şam yönetimi, ne PKK yönetimi gerçekleştirebilir. Her ikisinide aşan büyük güçler devrededir. Bu projeye yol vermezler.

 

Bize göre bu her iki projede Rojava kazanımlarını tasfiyesine yöneliktir. Bu iki projeden biri hayat bulursa Kürdler kaybeder. Birçok devlet bunu kabullenmez. Dünya kamuoyu bunu hazmedemez. Çünkü onlar YPG’yi kendi can güvenlikleri içinde savaştıklarını biliyorlar ve kendilerine sahipleniyorlar. Kendi yönetimleri üstünde baskı uyguluyorlar. Her halükarda IŞID’a karşı savaşan bu gücün korunmasını dayatıyorlar. Devletler bu baskıya dayanamazlar. Her halükarda Rojava halkı, savaşçıları ve kazanımları korunmaya çalışılacaktır.

ABD Heyeti’nin bölgemizdeki gezisinin çabası bunu sağlamaya yöneliktir. Trump’un Suriye’den çekiliyoruz demesiyle Türkiye kendilerine gün doğduya saydı ki Trump’ta bu konuda kendilerine güvence verdiği gelişmelerden anlaşıldı. Fakat iç ve dışta gelen baskılardan dolayı Trump geri adım atmak zorunda kaldı. Trump’un bu projesi kabullenilmediği gibi Türkiye ile var olan ilişkiside sert bir şekilde eleştiriye maruz kalmaktadır. Trump, kendi projesini savunmakla beraber geri adım atmayada devam etmektedir. Gelen baskılardan dolayı bu kez Kürdler korunma altına alınmadan ABD’nin çekilmeyeceğini seslendirildi. Bunun için çabalar var. ABD Heyeti’nin alana gelmesinin yanı sıra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Putin ve Trump ile yaptığı telefon konuşmalarında Kürdler için uluslararası koruma güvencesi istedi. Bu, Rojava sorununu BM taşıma, bölgenin uçuşa yasak bölge ilan edilmesi ve BM öncülüğünde sınıra “barış gücü” askerlerini yerleştirme anlamına gelmektedir. Bildiğimiz kadarıyla bu konuda henüz bir hazırlık yok ama olmayacak diye bir şeyde yok.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, “Suriye’de DSG bizim en büyük müttefikimiz. Onlar sahada IŞİD’e karşı mücadele ediyor. ABD’nin Suriye’den çekilme kararı DSG’yi çok zor duruma düşürüyor. Dolayısıyla uluslararası seviyede müttefiklerimizin güvenliğini sağlamamız gerekiyor,” dedi. Bu tür demeçler olumludur. Kürd millet düşmanlarını ciddi olarak uyarmanın yanı sıra Kürdleri koruma amaçlıdır.

Dahası ABD ve Koalisyon askerleri hala alandadır. Rusya, Türkiye’ye yeşil ışık yakmış değildir. ABD’nin ani bir şekilde alanda çekilmesi çoğu çevreyi sevindirirken çoğu çevre mümkün olmadığı gibi ABD alanı Rusya ve İran’a bırakıp gitmez dedi. Durum karışık. Ne olacağını kimse bilmiyor. Bu konuda gidip-gelmeler var. Çözüm olasallıkları masadadır. Sorun tartışılıyor ve ne olacağı bu görüşmeler sonrası kesinlik kazanacaktır. Bu da, kısa sürede olmayacağına benziyor.

 

Bu arada Türkiye ve Şam yönetimin Rojava’dan uzak durulması sürekli dile getiriliyor. Kendileri ikide bir uyarılıyor. Çünkü ABD ve Koalisyon Güçleri, Türkiye ile YPG ve DSG arasında bir savaş istemiyor. İddialara göre bu güçler arasına yeni bir gücün yerleştirilmesi düşünülüyor. Bu da, ABD ve Koalisyon Güçlerin desteklediği Arap ülke askeri oluyor. Bu konu üzerinde de uzun süreden beri çalışmalar sürüyor.

 

Bunların yanı sıra İsrail, Mısır, BAE ve Suudi Arabistan, Türkiye ve İran’a karşı ortak bir proje ortaya koymak ve Rojava durumunu tartışmak üzere yan yana geldi. Önemli kararların alındığı konusunda kaynaklarımız dile getirmektedir. Zaten yakında ortaya çıkar. Yapılan toplantıda İsrail, “Türkiye, İran’dan daha tehlikelidir, durdurulması gerekir,“ demiştir. Rojava kazanımlarının korunması ve YPG’nin kesinlikle desteklenmesi gerekir konusunda görüş birliği sağlanmıştır. Bunlar çok önemli gelişmelerdir.

Tüm bu olasallıklarla beraber üçüncü bir olasallık daha vardır. Bu konuda ABD-Rusya kendi aralarında bir anlaşmaya varabilirler. Bu da, ancak Rojava’ya bir statü verilmesiyle olur. Bunlar hep olasallıklardır. Başka olasallıklarda doğabilir.

Burada PYD/YPG’nin izleyeceği politika çok önemlidir. Kendini milli bir çizgi temelinde dayatmalıdır. Böylesi bir tavır sergilerse bu başta ABD, müttefik güçleri ve birçok çevre tarafından destek bulur. Özeliklede dünya kamuoyunun desteğini alır. Çünkü bugün dünya kamuoyunun Rojava’ya karşı büyük bir sempatisi var. PYD/YPG bu esen olumlu rüzgarı arkasına alabilir. Bugün bunun koşulları vardır.

11 Ocak 2019