Yağmur Yağarken “Ben Islanmam” Diyemezsiniz* (Söleyman Demirel)

 

ABD başkanı Trump’ın  Suriyeden  geri çekilme mesajı sonrasında yaşanan gelişmeler içinde en çok ilgimi çeken, kardeşlik mesajları” oldu!

Ne zaman “kardeşlik mesajları” dillendirilmeye başlansa, aklıma Sur geliyor! Nusaybin, Cizre, Şırnak geliyor! Taybet ana, Miray bebek geliyor. Buzdolabını her gördüğümde aklıma gelen Cemile gibi!

Yıkılan, yakılan ve yağmalanan evler geliyor aklıma! Evlerinden kovulan insanlar, kendi kentlerinde, kendi ülkelerinde mülteci olan, sefalet içinde yaşamaya itilen yüz binlerce insan geliyor aklıma, irkiliyorum! 

Kardeşlik batıyor bana, yaralıyor, acıtıyor, kırıyor, üzüyor!

Yine başladı kardeşlik mesajları. Ardı arkası kesilmeden. Acaba diyorum, acaba yeni Surlar, Cizreler, Nusaybinler mi olacak?

Kürtler adeta paylaşılamıyor!

Trump, “Kürtlerin yaşamlarını garantiye almadan çekilmem” dedikten sonra, “kardeşlik mesajları” tüm iktidar tarafından dillendirilmeye başladı. 

Emperyalist sistemin baş komutanı ABD’nin Suriye’den çekilmesini beklemek, yerini Rusya’ya bırakmasını düşünmek saflıktır.  Trump’ın  strateji gereği söylediği “çekilme” ifadesi, sonrası yaşanması muhtemel gelişmeleri ölçmenin ve tükenmekte olan Orta Doğu politikaları yerine yeni politikalar geliştirmeyi amaçlıyordu. Öyle de oldu.

ABD, ikinci Afganistan olmaya doğru giden Suriye bataklığını kurutmaya hiç niyetli değil. Bataklık, yapmak istediklerini gerçekleştirebilmek için gerekli bir yapıdır. Kaos ortamı her zaman istenen bir ortamdır. Belirsizlik bilerek yaratılır. Yaratılan karmaşa içinde yapılanlar görünmez çünkü!

Türkiye’nin ya da AKP iktidarının ABD ile zıtlaşması, restleşmesi gibi bir durum yok. AKP iktidarına sistem tarafından verilen görevler henüz bitmiş değil. Görevler tamamlanana kadar da AKP iktidarı görevde kalacak.

Bizim gözümüze sokularak görmemizi istedikleri Türkiye – ABD restleşmesi görüntüsü, görmemizi istemedikleri görüntüleri engellemek içindir. 

Kürtler ise bahane!

Kendine yeten nadir ülkelerden olan Türkiye’nin tüm üretim kaynakları tüketilip, tam anlamıyla emperyalizmin her türlü oyununa bağımlı hale getirilme harekatı, iktidar tarafından başlarıyla yerine getirildi. Tarım ve hayvancılık, gıda üretimi ve önemli sanayi üretimleri yok edildi. Tarımda tohum alma işi yasaklanıp, uluslar arası tohum merkezlerine bağımlı yapıldık. Sanayi üretimi yerine ikame edilen savaş sanayisi için gerekli olan malzeme ise Kürtler ve Suriye ile yaratılıyor.

Kurulan ve geliştirilmeye çalışılan savaş sanayisi için tüketim alanını oluşturan Suriye ve Kürtler, bu iş için biçilmiş kaftan. 

Kardeşlik mi? Hikaye!

Misak-ı milli sınırlar içindeki Kürtler ile Sur’da, Şırnak, Silopi, Cizre’de harcanan savaş sanayisi geliştikçe daha büyük savaş alanlarına ihtiyaç duydu. Bu ihtiyaç da YPG ile çıkarılmak istenen savaşla karşılanacak. Afrin bir denemeydi. Başarılı oldu. Savaş sanayisinin patronları devamı istiyor.

İŞİD’i ÖSO’nun içine yerleştirerek savaşacak güruhu yaratanlar için elbette ki karşılarına koyacağı tek güç Kürler oluyor.

Hepsi bu.

Trump’ın görevi ise ortalığı daha da kızıştırıp kendisinin, müttefiklerinin ve Türkiye’nin savaş sanayisi için daha geniş savaş alanları açmak.

Yoksa, üretilen onca silah kime satılacak?

Ya da diğer deyişle, satılan onca savaş malzemesi nerede kullanılacak?

Ve savaş olmadan sömürü sistemi nasıl kendi yaşamını idame ettirecek?

Tek ihtiyaçları, savaşa, savaşın gerekliliğine, devletin bekası için, inanılan din için zorunlu olduğuna inanacakinsanlar! 

Bu da yaratıldı.

Din için savaşacaklarımız da var, devletin bekası için savaşacaklarımız da, çok şükür. Hem de hiç düşünmeden! 

Düşünmeyi de yok ettiler. Düşünmeyi yok etmek için eğitimi yok ettiler. Buna rağmen düşünenler için bolca cezaevleri yarattılar. Bunları doldurmak için de, gerçekte hiçbir zaman var olamamış, yarım yamalak kalmış adaleti yok ettiler.

Yapılanlara karşı çıkılmaması için muhalefeti yok ettiler. Yoksulluğu arttırıp insanları yardımlara muhtaç hale getirerek, yapılanlara yapılacak itirazları yok ettiler.

İnsanları korkutarak, tehdit ederek, sindirerek dayanışma ve birliktelikleri yok ettiler.

Böylece ülke iklimi sütliman oldu! Süleyman Demirel’in dediği gibi, “meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz.” Misali sorunları çözdüler. Sorunlardan bahsedecek kimseyi bırakmayarak!

Yağan yağmur değil, fırtına içindeyiz. Bundan sonrası da tufan. Ne Nuh gelecek gemi yapmaya ne de başka bir kurtarıcı.

Ya dışarıda birlik olacağız ya da cezaevlerinde.

Gün kalmadı, bilin istedim. Ey kadersiz Kürtler, nedir sizin bunca çektiğiniz! Daha ne kadar çekeceksiniz? Yetmedi mi yaşanan acılar, dökülen gözyaşları, kazılan mezarlarınız.