ABD Başkanı attığı bir twitle ortalığı toza-dumana kattı. Birçok taş yerinde oynadı. Şimdi siyaset çevreleri, kayan taşları yerine oturtmakla meşkuldurlar. Trump, çekilme kararı alırken kimseye danışmadan kafasına göre görev bölüşümü bile yapmış. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’nın dediğine göre Türkiye’nin önünü açmış. Onlarda buna göre kendini hazırlamış. Fakat işin içine ABD kurumların, müttefiklerin itirazı başlayınca Trump geri adım atmak zorunda kaldı ve Türkiye boşluğa düştü. Fakat dünyaya ve kendi kamuoyuna verdikleri mesajlar var. Şimdi bunu nasıl hal edecekler onunla meşkullar. Altan ABD’ye yalvarırlarken açıktanda kendi kamuoyu nezdinde ABD’ye tehdit savuruyorlar. Bunun sonu ne olur süreç gösterecek. Dediklerini yapacak güçleri var mı? Görünürde yok. Birde seçim arifesi. Bu halleriyle görlemeye devam edecekler. Buna ihtiyaçları var. ABD’nin, Rusya’nın izni olmadan Rojava’yı işgala yeltenebilirler mi? Zor görünüyor. Onlara rağmen böyle bir maceraya kalkışırlarsa intiharları olur. Yalnız bir şartla. ABD ve müttefiklerin aktif olarak karşı çıkmasıyla olur bu. Karşı çıkarsa Türkleri kaybederler. İran projeleri o zaman istendiği mecrada akmaz. Yok aktif bir karşı çıkış olmasa bu kez ABD’nin imajı sıfır olur. Hele Kürdler nezdinde. Eğer ABD Orta Doğu’da kalmaya karar vermişse Kürdleri kaybetmek istemeyecektir. ABD’nin işi zor. 


ABD, büyük bir devlettir. Çok farklı çıkar çevreleri mevcuttur. Bu çıkar çevrelerin herbirinin kendilerine uygun politikaları vardır. Güçleri oranında ABD politikasına yön veren kurumlarda yer alıyorlar. Zaman zaman bazı ekiplerin politikası öne çıkabiliyor ama sonuçta ABD devlet aklı devreye girerek herkese ayar veren bir sistemler kurumudur ABD. Bilindiği üzere uzun süreden beri ABD’nin 21.Yüzyıl Projesi diye anlandırılan GOP uygulamadaydı. ABD Başkanı Donald Trump’un attığı bir twitle buna son verildiği gündeme düştü. Twite ABD kamuoyuna “eve geliyoruz“ ve bunu ABD kurumlarına ve tüm dünyaya “Suriye’den askerlerimizi çekiyoruz,“ ile ifade edilmesinden sonra ABD kurumları dahil dünyada bir şaşkınlık yarattı. Trump bu tavrını, “Orta Doğu’ya jandarmalık yapmayacağım, para harcamayacağım. Orta Doğu ülkeleri ABD’yi doğrudan tehdit eden devletler değildir. Bu nedenle hedeflerimizin arasından değildir, esas tehlike Çin’dir, onu geriletmek amaç olmalıdır,“ şeklinde ifade etti. Trump’un bu politikasını ABD çıkarlarına olmadığını ileri süren kimi yetkililer görevlerinden istifa ettiler. Bunlar şunlardır. Savunma Bakanı James Mattis, Brett McGurk, ABD ordusundaki 7 üst düzey Generalden sonra Pentagon Sözcüsü Dana White istifa etti. Ony ABD Savunma Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Kevin Sweeney takip etti.


Bu istifaların yanı sıra ABD politikasına yön veren kurumlar –Beyaz Saray, Pentagon, Dışişleri, Senato, Nasa- içindeki GOP’çular, Trump’un bu tutumuna karşı tavır aldılar. Yanı sıra ABD kamuoyunun bir kesimi ve müttefikleri tutum takındı. Trump gelen bu baskılardan ötürü şimdilik geri adım atmış gibi bir tutum takınmaktadır. Fakat esas görüşünü muhafaza etmektedir. Bu iki tutum arasında mücadele sürmektedir. Süreçte orta bir yolun bulunacağı öngörülmektedir. Son gelişmelere bakıldığında Trump’a bir ayar verileceğidir. 


Burada bizim için önemli olan bu gel-gitlerin nasıl şekileneceğidir. ABD’nin kendi kurumları, ABD ile müttefikleri ve coğrafyamızdaki güçlerle ilgili tutumu Kürdleri nasıl etkileyeceği boyutu bizim için önemlidir. Bu aşamada ortaya çıkan tutum bu sözlerden saklıdır. Bu konuda ne kadar samimi olup olmadığı süreç gösterecektir. Bu konuda zaman zaman işin ahlaki boyutu öne çıksada esasta çıkarlar belirleyici olacaktır.


ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo; “Suriye’den çekilme kararı Başkanın talimatıdır. Bu talimatı yerine getirmek Dışişleri Bakanlığı’nın görevidir. Suriye’ den çekileceğiz. Fakat ABD, Kürdlerin Türkler tarafından Katliama uğramayacaklarına emin oluncaya kadar Suriye’de kalacağız. Ayrıca Suriye’deki Dini azınlıkların korunması her zaman ABD’nin önemli bir misyonudur. Önceliğimiz Türkiye’nin Kürtleri katletmesini önlemek ve Hıristiyanları korumak.” 


ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton İsrail ziyareti esnasında; “ABD, Kürtleri koruyacak bir anlaşma yapılmadan Suriye’den çekilmeyecek.“ 


ABD yetkililerin bu süreçte takındığı tutum bu ve olumludur. Bunun sürmesi birde Kürd siyasal hareketlerin tutumuna bağlıdır. Bilindiği üzere ABD’ye karşı haklı veya haksız bir tutum Kürd siyasal çevrelerinde seslendirilmektedir. Ağzını açan sorumsuz Kürdler; “ABD’ye güvenilmez, ABD bizi sattı,“ gibi saçmalıklar ededursun ABD yetkililerin bunca açılamalarından sonra ne yapsın ki Kürdlerin eleştirisinden kurtulsun? Allah aşkına ABD, Kürdleri nasıl satmış? Oysa 1991 yılından beri ABD, Kürdlerin önünü açtı. Birçok mevzilere taşıdı. Kendilerine iktidar yolunu açtı. Daha da yapacakları saklı. ABD’nin yapmak demiyelim yapamadıklarıda vardır. Onun yapamadığını “sen niye yapamıyorsun?“ demeyi nasıl kendimize hak biliyoruz bunu anlamak mümkün değildir. O zaman adama şunu söylerler: “O kadar kolaysa buyur kendin yap,“ derler. Şu bilinmelidir. ABD çok şeydir ama her şey değildir. Yapabilecekleri var, yapamayacakları var. Bunlar anlaşılırsa daha sorumlu bir tutum sahibi olunur. Birçok Kürd çevresinde olmayanda budur. 


Defalarca şunu izah etmeye çalıştık. ABD’nin bu süreçte birinci önceliği Suriye ve İran sorununu çözmektir. Bu konuda büyük bir yatırım yapmıştır. Proje ortaya koymuştur. Bundan vaz geçmeyecektir. Bu nedenle bu aşamada Türkiye ile sorun yaratmama politikasını yürütecektir. Türkiye’yi bu aşamada hedef seçmek istemiyor. Onunla ortak bir zemin yakalamaya çalışıyor. ABD buna bir yerde mecburdur. Türkiye’de ABD’nin bu zorluğunu görüyor. Bu nedenle kendini habire dayatıyor. Kürdlere saldırmam için yolu aç diyor. ABD, Türkiye’nin Kürdlere karşı birçok uygulamalarına karşı sessizliğini korusada bazı alanlarda onun önünü tıkıyor. Türkiye bunu açmasını dayatıyor. ABD’nin Türklere ihtiyacı olduğunu bilmesine karşın bunu göze alamıyor. En aşağı Rojava işgaline yol vermiyor. Bu yolu açmaz mı? Açabilir! Bu da, PKK ve PYD/YPG’nin ABD’ye karşı bundan sonra izleyeceği politikasına bağlıdır.


Şunu biliyoruz. PKK yönetimin ABD’ye karşı tutumu olumlu değildir. Bunun ötesi bu tutumun dahada ileri gitmesi için birçok güç PKK’ye baskı yapmaktadır. PKK yönetimi bu baskılara dayanmayıp ABD’ye karşı tutumunu daha da sertleştirirse ABD, Türklerle PKK, PYD/YPG’yi vurma yolunu açar. Umarız PKK buna yol açmaz. ABD Heyeti’nin Rojava Yöneticileriyle görüşmesinde ABD’yi bu konuda tatmin edici bir tavır ortaya koyar. Bu hem kendileri, hem Kürd kazanımları için olumluluklara yol açar. PKK veya PYD/YPG bunu nasıl yapar bilmiyoruz ama olumsuz bir tutum sergilerlerse ABD için zor olsada Türklerin yolunu açar. Bu da, Kürd cephesinde moralsizliğin ötesinde güç kaybına yol açar. Umarız bu olmaz. Çünkü bölgeye gelen ABD Heyeti, sorunu ciddi olarak çözmeye çalışmaktadır. Seslendirilen mesajlar Türklerin hoşuna gitmediği Kürdler lehinedir. Bu nedenle zor durumda olan Türklerdir. Bu arada PKK, PYD/YPG mümkün olduğu kadar ABD ile aralarında sorun çıkarmamasına özen göstermelidir. 


Bilindiği üzere Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’den müteşekkil heyet İsrail, Türkiye ve Rojava Yönetimi ile görüşmek üzere bölgeye gelmeden önce muhataplarına gereken mesajı vermişti. Görüştüğü muhataplarınada ilettiler. İsrail ile bir problemin yaşanmadığı anlaşılıyor. Anlaşılan Türkler ile konuşmalarında verilen mesajın kabul görülmediğidir. Verilen mesajın derin devletin duvarına çarpıp red edildiğidir. Kimdir bu derin devlet? Çoğu çevre için bir ucube olarak algılanmıştır. Aslında değil. Bilinmeyen bir adres değildir. Derin devlet denilen yapı sermaye çevrelerini temsil eden insanlardan kurulu bir kurumsal yapıdır. Bizim açımızda bilinmeyen örgütsel şemasıdır. Başkanı kim, yürütme komitesinde kaç kişi var ve bunlar kimlerdir. Bunun bizler açısından pek bir önemi yoktur. Önemli olanın Türkiye politikasını belirleyen kurumsal yapının bu adresin oluşudur. Bu yapı bu aşamada çıkarını milli siyasetini ıskalamaksızın islami tema üzerine kurduğudur. İslam potansiyeline dayandığıdır. Bu nedenle yönünü islam dünyasına çevirdiğidir. Müslüman Kardeşler (İhvan ı Müslüm) ideolojini esas aldığıdır. Bu potansiyele ulaşıp Türkiye’yi islam dünyasına lider yapma politikasını egemen kılmasıdır. Hatta islam ordusunu kurup dünyaya meydan okuma hayallerine kapıldığıdır. Bu nedenle buna ulaşmanın yolunuda Recep Tayyip Erdoğan’ı bu iş için kullandığıdır. Kiminin haklı olarak dediği gibi Türkiye kime güveniyor ki herkese böyle kılıç salıyor sorusunun cevabı burada aranmalıdır. Bu Türkiye’i kurtarır mı? kuşkusuz hayır ama bir süre bununla kendini dayatarak yaşatabilir. 


Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’den müteşekkil heyet Türkiye’den umduğunu bulamadığı anlaşılıyor. Erdoğan, Bolton ile görüşmeyi kabul etmedi ve Bolton Türkiye’yi terk etti ama ABD Genelkurmay Başkanı Türkiye’de kaldı. Görüşmeler devam edecek. Ne sonuç çıkar beklemek gerekiyor. 


Her ne kadar taraflar Erdoğan-Bolton görüşmesi daha evvel planlanmamış densede bu doğru değildir. Görüşülmemesinin nedeni Bolton’nun İsrail’de verdiği mesajın Türk derin devletin duvarına çarptığıydı. Bolton’nun bu mesajından sonra Türk derin devleti görüşülmeme kararını aldı. Bolton-Kalın görüşmesinin ardından Erdoğan yaptığı grup toplantısı konuşmasında, “Bu konuyla ilgili olarak John Bolton, çok ciddi bir yanlış yapmıştır. Kim bu şekilde düşünüyorsa onlar da yanlış içerisindedir,“ dedikten sonra Erdoğan, konuşmasında ABD’yi terörist ilan edecek kadar ileri gitti. “Trump’ın Suriye konusuna bakış açısı, buradan çekilme konusundaki kararlığı bizim referans noktamız olmaya devam ediyor. Biz Sayın Başkan ile vardığımız anlaşma gereğince askeri harekat için hazırlıklarımızı büyük ölçüde tamamladık. PYD YPG gibi bu terör örgütlerine yönelik de adımlarımızı atmakta kararlıyız. Çok yakında Suriye topraklarındaki terör örgütlerini etkisiz hale getirmek için harekete geçeceğiz. Bu müdahalemize engel olmaya çalışan başka teröristler de olursa elbette onların da hakkından gelmek boynumuzun borcudur,” diyerek Türk devletin kararını dile getirdi. “Ve kimse bize engel olamaz, gireriz yakarız,“ deyip durdu ama Reuters’ın aktardığına göre “Bolton’ın Kalın’la yaptığı görüşmede, Erdoğan’ın Amerikan askerleri çekilmeden Suriye’ye harekât düzenlemeyeceği bilgisi Türk yetkililerce ABD tarafına verildi,“ deniliyor. Ne kadar doğru bilmiyoruz. Zaten işin gerçeğide budur. Türkiye her ne kadar, “etcez, yapcaz,“ “Hazırlıklar tamam, yakında harekete geçeceğiz,” desede gücü ortadadır. 


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’nın, Bolton ile görüşmemesini Reuters’e konuşan bir ABD’li yetkiliye göre: “Bolton, ABD’nin Suriye’deki Kürt müttefiklerine yönelik herhangi kötü muameleye karşı çıkacağını Türk yetkililere söyledi”kten sonra Türkiye’den ayrıldı. Bu, Kürdler açısından olumlu bir durum. Gerisini ABD düşünsün. 


9 Ocak 2019