“illegal silahlı örgütlerle devlet çatışıyor… doğru bulmuyorum. iki tane silahlı grubun arasında silahı olmayan siviller ölüyor, halk ölüyor. mezopotamya yani dünyada kültür mirası yüksek olan bölgede ‘savaş mirası’ artık hâkim olmaya başladı. bu coğrafyada insanlar ölüyor… zaten kapitalizmin ve emperyalizmin en büyük özelliği böl-parçala-yönet’dir.”

bunu söyleyen sıradan bir adam değil diyeceğim ama benim marksist bilincime göre sıradan’ın sıradanı bi’ söylem tutturmuş. maçoğlu, ovacık’ta, namuslu her memurun yapması gerekeni yaptı sadece. onun ötesinde popülizmin lugatını da yazdı; fasulye, pirinç, reçel mağazaları zinciri açtı. sonra da estirdiği popülist rüzgara çok güvenerek, dersim’de alacağı 3-5 bin oyla, hdp’nin muhtemel belediye başkanlığını ikinci parti olan chp’ye hediye edebileceğini bile bilince çıkartamayıp dersim adaylığını ilan etti.

yaşam hakkı, bir devletin vatandaşa bahşettiği bir lütuf olamaz. bunun altında yatan temel ilke, egemenliği kullanma hakkını devlete vatandaşın verdiğidir. öyleyse vatandaşın yaşam hakkından değil, devletin neye ne kadar hakkı olduğundan bahsetmesi gerekir solduyulu insanın.

bu devlet ne yapmış?

100 yıldır kürtlere karşı katliamlar gerçekleştirmiş; operasyonlar yürütmüş; yüz binlerce insanı göçürtmüş; adlarını, türkülerini yasaklamış; cezaevlerinde artık hukuk literatüründe ‘seçkin bir yer’ tutmuş işkence yöntemleri denemiş; çözüm üretmeyi, binlerce köyü yok etmek; kentleri tank ve uçaklarla yerle bir etmek; çoluk çocuk ayırt etmeden bodrumlara sığınmış insanları diri diri yakmak; insanları sokağa dökmek olarak anlamış.

ve bizim ‘komünist’ arkadaşımız, yüzlerce yıldır koskoca bir ulusun topraklarının işgal altında olduğu; ‘kürdistan’ bile diyemediği bölgenin demografik yapısının sistematik bir şekilde değiştirilmekte olduğu; osmanlı’dan bu yana soykırım politikalarının aynen devam ettiği; en acımasız, en kanlı, en alçak terör örgütünün bütün dünyada olduğu gibi bu coğrafyada da devlet olduğu gerçeğinin üstünden atlayıp bık bık ediyor.

sivil faşizmin en üst düzey temsilcilerinden her gün duyduğumuz ‘türkiye’nin birlik ve bütünlüğü’ fasaryasının dışında bir şeyler söylemesi gerekmez mi bu ‘arkadaşımızın’? gerçek bir komünistin, ezilen ulusa mensup insanları ezen ulusa karşı silahlı mücadelesini hak gördükleri için haksız bulanlarla aynı düzlemde olmaması gerektiğini bilmesi gerekmez mi?’

neymiş efe’nim, o ve mensubu olduğu türk halkı da bu hengâmede bedel ödüyormuş. böyle ulusalcı söylemlerle kürtleri küstürebileceğini bile düşünemeyen bu arkadaşımız şimdi dersim’de kürtlerden oy istiyor; ya da, ya da, dediğim gibi, başka işler peşinde.. bunun başka izahı yok valla.