Trump’ın Suriye’den “çekilme” kararı ardından Kürtlerin tasfiyesine yüksek perdeden hız verilmiş durumda. Herkes, özellikle “kaplumbağa gibi kış uykusuna yatanlar” bile baharı görmüş gibi başını toprağın altından çıkararak şoven söylemlerini artırdılar. “Kimi köşe yazarları”nın “düğüne gidercesine” Kürtleri hırpalama politikasına çanak tutmaları boşuna değil. Kimi “solcular” da bilinen “antiemperyalizm” nakaratları eşliğinde Kürtlere, “özgürlük sizin neyinize lazım, sosyalizm gelecek herkes kurtulacak” dercesine eleştiri adı altında Kürt kazanımlarına gölge düşürmeyi adeta görev edinmiş durumdadırlar…

Kürt siyasi hareketi, kimler tarafından beslenip büyütüldüğü belli olan ve dünyanın başına bela edilen terör hareketini tüm dünyanın gözü önünde yenip, dağıtınca bu çevrelerde bir panik havası yaşandı. Dahası Kürtlerin uygar ve demokratik bir çizgide dik durmuş olmaları bölge devletlerini çıldırtan başka bir neden oldu. Bu panik maskelerini düşürmüş ve dünya kamuoyu nezdinde “Kürtlerin özgürlüğünü engelleyen” güçler olduklarını göstermeye yetmiştir. Kürt halkının en büyük başarılarından birisi de ortaya koydukları yeni paradigmayı yaşamla buluşturmaları olmuştur. Bu gelişme karşısında global devletler bile “Büyük Ortadoğu Projesi”nde yapısal değişiklikler yapmak zorunda kaldılar. Bu ne anlama geliyor? Kürt coğrafyası ve Ortadoğu’nun önemli bir kısmı yıkılsa da, taş üstünde taş kalmasa da bölge devletleri artık eskisi gibi at oynatamazlar. Kürt paradigmasının halkların bilincinde, yüreğinde ve örgütlülüğünde yarattığı değişiklik asla geriye döndürülemez.

Bilindiği gibi Rus Devrimi Bolşeviklerin temel gücüne dayanılarak yapıldı. Ancak, Birinci Dünya Savaşı şartlarının çelişkileri ve bu çelişkilerin yarattığı koşulların iyi değerlendirildiğini de belirtmek gerekir. Bolşeviklerin örgütlü gücü (yani subjektif faktör) ve savaşın yarattığı yıkımın halklar üzerinde oluşturduğu objektif etkiler olmasaydı Rus Devrimi zafere bu kadar kolay ulaşabilir miydi? Kürt halkı da benzeri bir yetenek geliştirdiği için bölge devletleri panik yaşıyor. Çünkü “eğit-donat” birlikleri oluşturulup Suriye’ye müdahalede kullanıldığı günden beri Kürtler ve demokrasi güçleri kendi demokratik programlarını halkla buluşturmaya çalıştılar. Suriye rejiminin tekçi ve anti demokratik uygulamalarına hiçbir taviz vermediler. ABD, Suriye’de ve Ortadoğu’daki çıkarları gereği “bu savaşa bulaştı.” ABD’nin mevcut yerleşik devletler üzerinde baskı yapmak istediği kadar Kürt siyasi hareketi üzerinde de kendince etki kurmaya çalışması kadar doğal bir şey var mı?

Ama Kürtler de bu süreçte politika yapmayı öğrendiler. En önemlisi “kendi çıkarları için şeytanla bile işbirliği yapacak” kadar güçlendiler ve “kendileri” oldular. İşte hazmedilmeyen şey budur. Kürtler hem entrikalara karşı çıkıyor, hem de global güçleri Bölge devletlerinin serüvenlerine karşı çıkmaya zorluyorlar. Politik durumun böyle olduğu çok net olarak bilindiği halde, söz konusu Kürtler olunca niye yaygara kopuyor? Kürtler bölgede devrimsel çıkış yapabilir duruma gelmişlerdir. O nedenle de tüm Kürt değerleri ve coğrafyası tehdit altına girmiştir. Kuzey Suriye’den çok daha fazla Güney topraklarının işgale uğrama olasılığı daha reel bulunmaktadır. (Bu başlı başına bir yazı konusudur.)

Bu kısa tespitler ışığında 31 Mart yerel seçimleri daha da önem kazanmıştır. Unutmayalım legal siyasi hareket muazzam bir özveri üzerinden doğmuştur ve büyük emekler harcanarak varlığını “devam” ettirmektedir. Buna katılan bileşenler de hangi değerlerle yaratılmış olduğunu çok iyi biliyorlar. “Bileşenler” oraya niye geldiklerini içselleştirdikleri ve kavradıkları ölçüde “somut devrimci görevleri” görecekleri gibi, “kendilerinin” devrimci rotalarını daha da güçlendirecekler, en önemlisi de “moral motivasyon”ları (psikolojik konumlanma) daha da artacaktır. Başka bir ifadeyle legal siyasi yapılarda politika yapan Kürtler ve demokrasi güçleri bu politikalar sayesinde daha fazla “kendileri” olacaklardır.

Şimdi atak yapılması gereken nokta paradigmayı derinleştirip yaşamla buluşturmak için ardıcıl davranmaktır. Başta gelen görev, öncelikle “iç demokrasi” olmak üzere tüm demokratik kazanımları savunup güçlendirmek ve bu kazanımları her türlü fedakârlığa katlanarak sonuna kadar koruyup yeni kazanımlar yaratma zamanıdır. Yerel seçimlerin yüklediği ana görev bu olmalıdır. Seçimlerde izlenecek politikadan çok daha önemlisi de başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçlerinin demokratik birliğinin yaratılmasının sağlanması yolunda çaba harcamak olmalıdır. Seçimlerde takınılacak politik davranışın, içeriği-özü ne olursa olsun ondan daha önemlisi “oluşturulan birlik biçimi” üzerinde yükselen duruşlardır. Aksi taktirde Kürt halkının “legal siyasetten soğumasını” önlemek zor olacaktır. Kendi değer yargılarıyla seçimlere katılmak Kürt halkı için bir onur sorunu ve psikolojik duruştur. 8.01.2919 Ömer Ağın