Süreç öyle hızla değişiyor ki bir bütün olarak takip etmek imkansız bir hal alıyor. Çoğu konuyu araştırılıp anlama zamanıda olmuyor. Bu olmayınca sadece vakıf olunanlarla süreçi tam olarak anlamak mümkün olmuyor.


Gündeme her gün sayısız beyanat düşüyor. Bunlar doğruluğu yanlışlığı araştırılmadan bu kez çoğunu yalanlayan yeni iddialar ortaya atılıyor. Bu iddiaların yanlışlığı ve doğruluğu da zamanla ortaya çıksada bu arada ortaya atılan dezinformasyonlar birçok insanın kafasını karıştırıyor. 


ABD Başkanı Donald Trump ortaya bir laf attı. Ne demişti? ABD kamuoyuna seslenerek “eve geliyoruz,“ demişti. Bu, daha sonra “askerlerimizi Suriye’den çekiyoruz,“ olarak ifade edildi. Kimi onun adına bu çekilmeye süre biçti. Uzun bir tartışma sonrası Trump, “çekileceğim dedim ama süre tayin etmedim,“ dedi. 


Trump bu tür söylemleri ortaya atarken ortaya bir plan-program ortaya koymadı. Hala da kamuoyunu tatmin edici bir plan-program ortada yoktur. Ulaştığımız çok çevrenin dediği şu: “Trump ve ekibi dışında bilen yok. Ortada kimi anlaşmalardan bahsediliyor. Mesela Trump’un Putin ve Erdoğan ile birer anlaşma yaptığı ama bu anlaşmaların neyi kapsadığı yakın çevresi dışında bilen yok,“ deniliyor. Bu türden anlaşmalar var mı, yok mu o da bilinmiyor. Sadece ortalıkta bazı iddialar dolaşıyor. İddialar üzeri teoriler ortaya atılıyor. Kimi “ABD havlu attı, kaçıyor,“ sonucuna vardı. İnanmasalarda bu propagandaya ihtiyaçları vardır. Kimi çok temkinli davrandı. Bunların başında Rusya ve Türkiye geldi. 


Bazı çevreler “Trump ne yapmak İstiyor? ABD ne yapmak istiyor?“ sorusunu soruyor. Soruların cevabı yok. Kafalar karışık. Nedeni ABD iç siyasetindeki kaos. En aşağı biz öyle biliyoruz. Derken Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’den müteşekkil bir heyet İsrail, Türkiye ve Rojava Yönetimi ile görüşmek üzere bölgeye geldi. Herkes pür dikkat. Bu kez “bu da ne?“ sorusu sorulmaya başlandı. Trump bir yana ABD’nin havlu atmadığı şaşkınlığı yaşanıyor. 


Şimdi herkesin merak ettiği bu görüşmelerin esas amacı ne? Kime ne ev ödevi verilecek ve kime ne taahhüte bulunacak. Ne istediğini aşağı yukarı bilmek mevcut konjenktürde tahmin etmek zor değildir. Fakat ne taahhüte bulunulacağını ancak görüşmeler sonrası belli olacaktır. 


Uzun süreden beri şunu dedik. Bu aşamada ABD’nin Türkiye ile bir uzlaşı temelinde süreci götürmeye çalıştığıdır. Esas önceliği Suriye ve İran olacaktır. Bu arada Türkiye ile mümkün olduğu kadar papaz olmamaya çalışacaktır ve hatta mümkünse İran’a karşı desteğini sağlamaya çalışacaktır. 


ABD, uzun süre Türkiye’yi içten dönüştürmeye çalıştı. Çok uğraşmasına karşın yapamadı. Bazı güçler üzerinde plan yaptı ama kitle desteği olmayınca yürümedi. Sonuçta Avrasyacılar, Recep Tayyip Erdoğan ve ekibiyle birlikte bir cephe kurmayı başardı. 


Yalnız bu arada bu iki güç birçok konuda anlaşmadığı biliniyor ve hatta kimi çevreler tarafından bu iki güç arasında “iç savaş“ kapıda iddiasında bulunuyor. Bunun emareleri var ama bize göre coğrafyamızdaki gelişmeler bu kutupların Türkiye’yi bir iç savaşa sürüklemeyi göze alamayacakları gözüküyor. Fakat aralarıda bir türlü düzelmiyor. Bu halkayı yakalayan ABD, Recep Tayyip Erdoğan’a oynuyor. Onu Avrasyacılardan ayırma, Rusya’dan uzaklaştırma siyaseti güdüyor. Recep Tayyip Erdoğan’ında karşı karşıya olduğu siyasi ve ekonomik çıkmazdan dolayı buna sıcak baktığı söyleniliyor. Trump-Erdoğan yakınlaşmasıda buna bağlayanılıyor. 


Eğer bu plan tutarsa yani Erdoğan ekibi, Avrasyacılardan koparılır ve Rusya’dan uzaklaştırılabilinirse onun girdiği siyasi ve ekonomik çıkmazda ABD’nin kendisine yardımcı olacağıdır. Erdoğan’ında buna çok ihtiyacı vardır. Buna karşılık ABD’nin ondan istemleri olacaktır. Erdoğan’a sunulacak siyasi ve ekonomik imkan neyi kapsayacak gelen heyetle varılacak anlaşma sonucu ancak ortaya çıkacaktır. Şimdiden bazı tahminlerde bulunsakta bu eksik kalır. En iyisi görüşme sonucunu beklemektir. 


Erdoğan sunulan desteği kabul ederse ABD buna karşılık ondan İran karşısında kendilerine yardımcı olmaları, PKK ile bir masaya gelmeden de üstü örtük bir anlaşmayı dayatacaktır. Örneğin PKK’ye yönelik hava operasyonların durdurulması, ona nefes aldırılması ve İran’dan uzaklaştırılması bunun bir parçası olacaktır. PYD/YPG meselesi ve Rojava’da Kürdlere bir statü verilmesi karşısında -ki böyle bir proje var- fazla görültü koparılmaması istenilecektir. Bölgemizde bulunan Beyaz Saray Danışmanı John Bolton, ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’den müteşekkil heyetin çantasından bu önerilerin bulunduğunu var sayıyoruz. 


Bir kez daha altına kalın çizgilerle çizelim. Bu heyetin bölgemize gezisinin esas amacı İran’a karşı izlenecek politikada cepheyi mümkün olduğunca genişletme çabasını hedeflemektedir. İlk ziyaretini İsrail’e yapması tesadüf değildir. İran’ın her halükarda Suriye’den çıkarılmasıdır. Yanı sıra Rojava’da Kürdleri bir statüye kavuşturulmasıdır. İran’ın etki alanında bulunan YNK ve PKK’nin ondan uzaklaştırılması amaçlanmaktadır. Bu da, Recep Tayyip Erdoğan ile varılacak mutabakatla daha sancısız olur. YNK’den öte ABD için PKK ile her halükarda bir uzlaşı bulunması önemlidir. İran’ı sıkıştırmak için bu şarttır. Her halükarda bunu sağlamaya çalışılacaktır. Kimilerinin iddia ettiği gibi ABD’nin PKK’yi tasfiye etme projesi yoktur. Daha ötesi onu dönüştürmeye çalışmaktadır. Aynı şey YNK içinde geçerlidir. Irak Cumhurbaşkanı Behrem Salih’in alelacele Ankara ziyaretinin amaçıda YNK’yi İran etkisinden koparıp Türkiye’yi yakınlaştırmaktır. Bunların ne kadarı olur veya olmaz bu görüşmeler sonrası açığa çıkacaktır. ABD, bu görüşmelerden sonra görüştüğü bu güçler hakkında politikasını netleştirecektir. 


Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan’a ne ricamız olur, ne de uyarımız ama PKK ve PYD/YPG’ye hem uyarımız ve hem ricamız olur. Kendilerinin açmazlarının, zorluklarının bulunduğunu biliyoruz. Nefes alamayacak bir coğrafyada düşman denizi ile sarılı olduğunuda. Bunu ancak ABD’nin yardımını alarak atlatabilirler. Bu nedenle gelen heyeti ciddiye almalılar. Samimi olarak kendilerine açmazlarını, zorluklarını açmalıdırlar ve kesin taahhütlerini almalılar. Birlikte hareket edebilecekleri bir zemin yakalamaya çalışılmalıdır. Bu sağlanırsa hem kendileri rahat bir nefes alma ortamı bulurlar ve hem de Kürd milletine ileri mevzilere taşıma olanaklarına kavuşurlar. Millet olarak kendilerinden beklentimiz budur. 


Bu duyum ve öngörülemiz çoğu kişi ve çevre açısından şaşırtıcı gelebilir. Hatta daha evvel olduğu gibi “komplo teorileri“ olarakta adlandırılanlar olabilir. Biz yinede yazmayı ve uyarıda bulunmayı uygun gördük. Bu dediklerimiz olmaz diyen olabilir. Bizde zaten kesin olacak demiyoruz. Bu olursa ne ala, olmasa ikinci plan devreye konulur. Ama her halükarda GOP devam edecektir. Biz Kürdler için esas olanda bu projenin devamıdır. Kimin hangi aşamada ne rol alması, bu projenin erken veya geç olması önemli değildir. Önemli olan sömürgecilerimizin birer birer hedefe konulmasıdır. Haydi hayırlısı. 

7 Ocak 2019