Teslim Töre Yazdı: ABD SURİYE VE ORTADOĞU’DA NE YAPMAK İSTİYOR..?

ABD Suriye ve Ortadoğu’da pusulasını kaybetmiş, rotasını şaşırmış, hangi limana nasıl demirleyeceği belli olmayan korkunç bir sorunu yaşıyor. Her ne kadar Kuzey ve Doğu Suriyeli bir yetkili “ABD’ye ince ayar verdik” dese de mevcut ortama bakılınca ABD’nin “ince” ya da “kalın” herhangi bir “ayar” tutacakmış gibi gözükmüyor. O nedenle “ince” ya da “kalın” ayar vermekten çok ABD’nin bölgede, Suriye’de ve Kürt sorununda ne yapmaya çalıştığını anlamak gerekiyor. ABD, her ne kadar bölge ve Suriye’deki “misyonlarından” birisinin de Kürtleri Türklerin katliamından korumak olduğunu en yetkili ağızlarından birisi (Dışişleri Bakanı) ile ifade etse de sergilemiş olduğu bu dengesizlik içinde ne yapacağı pek belli olmaz.

Tabi ki “Kürtler” deyince sınıfsız, sömürüsüz bir ulustan söz edilmiyor. Kürtler kapitalist bir ulus, her ulus gibi Kürtlerin de işçi sınıfı, burjuvası, burjuvasının da ulusal ve işbirlikçi olanı vardır ve olacaktır. Kürtlerin anasından emdiğini burnundan getiren, hiçbir Türk egemen iktidarının yapmadığını Kürtlere yapan Erdoğan ve partisine bile Kürtlerin neredeyse %40’ına yakını oy veriyor. Kürlerin hepsi ne toptan iş birlikçidir ne de toptan anti-emperyalisttir. Her Kürd’ün sınıfına göre sınıf dostu ve düşmanı vardır. Önce böylesi sınıf açısından bakarak, ABD’nin misyonlarından birisinin de Kürtleri Türk katliamından “korumak” olduğu konusu üzerinde durmak gerekiyor.

Fazla uzun bir zaman geçmedi, sanırım herkesin hafızasındadır. ABD yapmış olduğu bir açıklamasında QSD güçlerini sınır koruma konusunda eğiteceğini açıklarken PKK’nin de üç yönetici liderinin başına 12 milyon dolarlık ödül koymuştu. ABD’nin bu tavrına bakarak soracak olursak: ABD hangi Kürd’ü Türk katliamından koruyacak, hangisini başına koymuş olduğu para ödülü ile yakalayarak, APO’yu teslim ettiği gibi onları katledecek olan Türk düşmana teslim edecek? O nedenle ABD’nin bu türden açıklamalarını iki ağızlı bir balta gibi görüp değerlendirmek gerekir. ABD’nin önceki açıklamaları da böyleydi. ABD bir süre Erdoğan ordusu ile birlikte Membiç’te devriye nöbetleri tutacaktı, Erdoğan Türkiye’sine Türkiye’nin denetleyeceği bir koridor açacaktı… Bununla birlikte Erdoğan’ın Suriye sınırının Rojava istikametinde uzun menzilli top ve tanklarla ateş altına almasını teşvik edici tavır takındı. Bir ara İran’ın Suriye’den çekilmesini sağlamadan önce Suriye’den çekilmeyeceğini söyledi. ABD’nin Suriye’deki süresi asla sağlıklı ve açık istikametli bir perspektif dahilinde olmadı. Sürekli zik zaklar çizdi. Belki ABD Başkanı Trump nedeniyle, belki ABD’nin yapısal konumu ile olsun hiçbir istikrarlı konum sergilemedi. Bütün bunların toplamı ve daha başka nedenlerle ABD’nin Kürtler için söylediklerini de ince eleyip, sık dokumak gerekir.

Örneğin bir yanda “Kürtleri Türklerin katliamından korumaktan” söz ederken, bir yanda da “terörist” dediği PKK’ye nasıl bir misyon biçeceği belli değil. “Korumak” istediği Kürtler” diye kime diyorsa onların BM’de tanınmasına, BM üyesi olmasına katkı sağlasa, bazıları tarafından dillendirildiği gibi söz konusu etmiş olduğu Kürdistan alanını uçuşa yasak bölge ilan etse tabi ki son derece iyi olur. Ama böyle bir şeyden söz ediyor mu? Belli değil. Erdoğan bütün dünyanın gözü önünde K. Kürtlerine etmediğini bırakmadı.

AİHM bile APO’nun üzerinde uygulanan yoğun tecridi “baskı” olarak nitelemedi. Sadece ABD değil bütün dünya ulusları Kürt ulusuna sahip çıksa T.C. Devletinin Kürtlerin üzerinde uyguladığı zulme karşı çıksa hiç olmazsa insanlık unutmuş olduğu insani değerlerine yeniden kavuşmuş olur. Kürtler tarihleri boyunca ilk kez ulus üstü ve evrensel bir boyut kazanarak halklar tarafından destek görecek bir yere oturmaya başladılar. Bir yanda nedeni ne olursa olsun ABD Kürtleri korumaktan söz ederken bir yandan da FransaDevlet Başkanı Macron hem kendisi Kürtleri korumaktan söz ediyor, bir yandan da Rusya Devlet Başkanı Putin’i telefonla arayarak, Batı’yı IŞİD’den korumuş olan Kürtlerin “korunmasından” söz ediyor. Tabi ki bunların tümü boş şeyler değil. Olup, biten her şey 21. y.yılın Kürtlerin y. yılı olacağını gösteren bir yüzyıl olacağı gibi, dünya uluslarının da Kürt ulusunu kabul edeceği bir y.yıl olacağına da işaret ediyor.

Kürtler Rojava devrimi ile birlikte insan toplumunun sadece bir üyesi değil, katılımcı, katkıcı, dayanışmacı bir üyesi olduğunu da net olarak gösterdi. Rojava devrimi ile Kürt ulusu sadece kendisi için bir devrim yapmadığını, bölgede bulunan bütün halklar için de devrim yaptıklarını dünya aleme gösterdiler. Rojava Devrimi dünyada ilk kez bir sınıfın devrimi olarak nitelenmeyen fakat bütün halkların devrimi olarak vücut bulan bir devrim oldu. Bu bağlamda Rojava devriminin kendine özgü bir devrim olduğunu söylemek mümkündür. Rojava devrimi bu özgünlüğünden dolayı devrim mücadelesini bir ulus yada sınıfa karşı değil, IŞİD gibi insanlık düşmanı bir barbarlığa karşı yürüterek hayata uyarladı. Bu özelliğinden dolayı da eğer samimi ise ABD gibi devrim düşmanı bir emperyalizme bile kendini kabul ettirdi. Birçoğumuz ABD’nin Rojava devrimini ne zaman nasıl boğmaya çalışacağını düşünürken ABD gerçek dışı da olsa onu korumayı kendi “misyonu” olarak gördü. Sadece ABD değil yukarıda örnek verdiğim Macron da, sözünü etmiş olduğu Batı da Kürtlere faklı bir anlamda yaklaşıyor. Kürt Halkı ve sevenlerinin bütün bu olup bitenler karşısından hem çok temkinli hem de alabildiğine girişken olması gerekiyor. Özellikle de Erdoğan basınına yansıdığı kadarı ile PKK ile PYD’yi birbirinden ayrıştırma ve karşı karşıya getirme gibi planlarına dikkat etmek gerekiyor. Olur ya da olmaz demeden başlı başına dikkatli olmak, emperyalizmin her türden oyunu oynayacağını unutmadan uyanıklığı elden bırakmamak gerekir. Bir yanda devrimci uyanıklığı elde tutarak diğer yanda ortaya çıkmış olan fırsatları değerlendirmek için büyük bir ivmeyle girişkenliği yayma fırsatını kaçırmamak lazım. Kürtler derken devrimci Kürtlerden söz ettiğimi belirtmem gerek. Devrimci Kürtler kendi tarihleri içerisinde bu günkü gibi bir Rojava Devrimini daha yakalayamazlar. Devrimci Kürtler Rojava devriminin yaratmış olduğu bu evrensel boyutlu olanakları gereği gibi değerlendiremezlerse gelecekte çok pişman olacaklardır. Yaşayarak da gördükleri gibi kendilerince Rojava devriminden daha önemli gördükleri Güney’de de devrim dedikleri bir olay yaşadılar. Ama ne Kürdistan’da ne bölgede ne Irak’ta ve ne de uluslararası planda gereken heyecanı yaratamadı, Kürt sorununa herhangi bir ivme katamadı.

Buna karşın Rojava Devrimi hem bölgede, özellikle de Erdoğan Türkiye’sinde çok büyük bir korku yarattı, Erdoğan’ı panikletti, hem Suriye’de sistemi tartışmaya açtı, hem de uluslararası planda Kürt sorununa ivme kazandırdı.

Rojava devrimine kadar dünya ulusları Kürt sorunundan bihaberdiler. O zamanda Kürtler vardı, Kürt sorunu söz konusu idi. Ama bu gün abartılı olmasın bütün dünya Kürtlerden söz ediyor. Devrimci Kürtlerin mevcut haliyle bile çok fazla seçeneğe sahipler. Seçeneklerin tümü de kendilerinin yaratmış olduğu seçeneklerdir. Güney Kürdistan’da Barzani yönetimi bağımsızlık ilan etti. Bağımsızlığını ilan ederken iki yakın dostu vardı, her ikisi de karşı çıktı. Dostlarının birisi Erdoğan Türkiye’si diğeri, ABD idi. Her iki dostu da şiddetle karşı koydu ve bağımsızlık oylaması boşa çıktı. Hele çok yakın dostu olan Erdoğan Türkiye’si nerede ise Barzani yönetimini askeri abluka altına aldı. Gümrük kapılarını kapattı, oralara asker yığdı. Ama Rojava’ya yapacağını söylediği Fırat’ın Doğusu operasyonunu hala yapamadı. Bundan böyle yapma şansı da hiç gözükmüyor.

Tabi ki Rojava devrimi Güney gibi bir ulusal bağımsızlık istemiyor. Halklara demokrasi ve eşitlik istiyor. Bir ulus için olması gerekeni değil, insanlık için olması gerekeni istiyor. O nedenle emperyalistlerden gelen desteklere fazla güvenilmese de en azından şimdilik kendini dost sayan, destek veren herkesin verdiği sözde durduğu da bir gerçek. Bir yanda ABD’nin bölgede ve Suriye’de ne yaptığı ve yapacağı belli değilken Kürtler konusunda Erdoğan Türkiye’sine Kürtleri “katletmek” gibi çok ağır laflar etmesi bile önemli bir konudur.

Teslim TÖRE

6 Ocak 2019