ABD Başkanı Donald Trump’un “eve geliyoruz,“ açıklaması sonrası birçok çevre durum değerlendirilmesi yaptı. Kimi paniğe kapıldı, kimi zil çaldı oynadı. Biz paniğe gerek yok dedik. Zil çalanlarında kursaklarında kalacağının altını kalın çizgilerle çizdik. 

Süreç yanlış okunmamalıdır. Daha evvelde dediğimiz gibi ABD, Trump’tan ibaret değildir. ABD sadece Beyaz Saray’dan ibaret değildir. ABD, bir kurumlar ülkesidir. ABD siyasetini sadece Başkan veya Beyaz Saray belirlemiyor. Kuşkusuz Başkan veya Beyaz Saray yürütme erkidir ama diğer kurumlarında etkin gücü olduğu bir sistemdir. Bu kurumların desteği olmadan tek başına Başkan veya Beyaz Saray hiçbir şeydir. Temsilciler Meclisi, Senato, Dışişleri Bakanlığı, Pentagon, CİA, Nasa, Yargı vs. etkin kurumlardır. ABD politikası tüm bu kurumların eşgüdüm kararıyla alınır ve uygulanır. Zaman zaman bir kurum buna uymayabilir, kendi düşüncesini uygulamaya koyar ama devlet aklı buna stop der durdurur. Hiçbir kurum tek başına ABD politikasını tespit edip uygulayamaz. Bu, ABD Başkanı olsa bile. Trump olsa bile. 

Bu nedenle ABD’nin 21.Yüzyıl GOP’ni Trump tarafından rafa kaldırılmak istemesi kabul görülmedi ve devlet aklı stop dedi. Görünen o ki şu an Trump’un geri adım attığıdır. ABD’nin Suriye’den ve daha doğrusu Orta Doğu’dan çekilmeyeceğidir. Bunuda defalarca belirttik. Bu arada Çin’in durdurulmasına çalışılacak ama ABD’nin dünya liderliği içinde Orta Doğu’dan vaz geçilmeyecektir. 

Trump’un “eve geliyoruz,“ açıklamasıyla Orta Doğu’daki statükocu sistemler ve bu sistemleri sağ ve sol adına savunan güçler ağız birliğince “ABD kaybetti, kaçıyor, biz kazandık,“ naraları attı. Kendilerince kendilerine gün doğmuştu. Çok geçmeden ABD devlet aklı biz çekilmiyoruz, kalıcıyız deyince statükocu kesimlerin erken öten horuz misali sesleri solukları kesildi. Sevinçleri kursaklarında kaldı. 

Şu bilinsin ki ABD, Orta Doğu’ya yeni bir şekil vermeden GOP’den vaz geçmez. Sahayı Rusya ve statükocu devletlere bırakmaz. Zaman zaman kimi konularda uzlaşmalar olsada GOP planlandığı üzere sürecektir. GOP’un mantığı açıktır. Kuzey Afrikadan Uzak Doğu’ya kadar var olan devletleri parçalayacağı, yeni devletler kuracağı, yeni sınırlar belirleyeceği planıdır. ABD, bu plandan vaz geçmez. Vaz geçer iddiasında bulunanlar ya ABD’yi tanımadığında, ya da öyle olmasını isteyen statükocu devlet ve güçlerdir. Dikkat ederseniz Trump’un “eve geliyoruz,“ mesajı karşısında en çok sevinen bu güçler oldu. Kimi Kürd siyasi güçlerin aynı şarkıyı mırıldaması Kürd millet çıkarına hizmet etmez. 

Bıkmadan, usanmadan tekrarlamaya devam edeceğiz. ABD’nin GOP ile bölgemize müdahale etmesi Kürdlerin ayağına gelen belkide tarihlerindeki en büyük fırsattır. Bu şans değerlendirilmelidir. ABD düşmanlığı terk edilmelidir. ABD’nin izlediği politika Kürd karşıtı olmamanın ötesinde Kürdlere devlet kurma yolunu açan bir politikadır. Buna sarılmalıdır. Bunun dışındaki arayışlar Kürdlere kaybettirir. Özeliklede Rusya ve sömürgecilerimizden uzak durulmalıdır. Bu dünyada Kürdlere yer yoktur. Var olan köleliktir. Eğer kölelik kabul edilmeyecekse bu dünyadan uzak durmak Kürd millet çıkarı gereğidir. Onlarla ortak hiçbir değerimiz yoktur. Ortak bir geleceğimizde yoktur. Kürd siyasal hareketleri bunu böyle bilmelidir. Bunun tersi politikalar Kürd milletine kayıp ettirir. 

Önemli bir gelişme yaşanıyor. Yüksek düzeyde ABD’li bir heyet Rojava’yı resmi düzeyde ziyaret edeceği açıklandı. Çok önemli bir gelişmedir, bu. Gelenlerin görevlerine dikkat edildiğinde ABD devlet aklı olduğu görülülecektir. Bu düzeyde Rojava’lı yöneticilerle resmi olarak görüşülmesi Kürdlere verilen önemin teslimidir. Kürd siyasal hareketi bunun kıymetini bilmelidir. Bu, büyük bir fırsattır, iyi değerlendirilmelidir.

Rojava’ya gelen heyet sıradan bir heyet değildir. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’den müteşekkildir. Heyet, Türkiye, İsrail ve PYD/YPG ile görüşecektir. ABD’nin süreç politikasını iletecekler. Uyulmasını isteyecekler. Sorunun esası İran’a karşı tutum bu görüşmelere damgasını vuracaktır. 


Gelen heyet boş gelmiyor. Çantasında can alıcı kararlarla geliyor. ABD’nin resmi görüşü sunulacaktır. PYD/YPG’ye sunacakları istemleri ve onların zorluklarını dinlemeyi içeren kapsamlı bir buluşma olacaktır. PYD/YPG’den dahası onun üzerinden PKK’den istenecek olan Rusya özeliklede İran ve Şam yönetiminden uzak durmalarıdır. Kendileriyle birlikte uyumlu olarak çalışmalarıdır. Bunu onlara kabul ettirmeye çalışacaklar. Bu konuda kendilerinden güvenceler istenilecektir. Bunun yanı sıra PKK ve PYD/YPG’nin karşı karşıya oldukları zorluklarını dinleyeceklerdir. Bu konuda güvenceler vereceklerdir. Ortak bir zeminde buluşma sağlanmaya çalışılacaktır. ABD devlet aklının tutumu budur. Gerisi PKK yönetimine ve doğal olarak PYD/YPG’ye kalmıştır. 

Temennimiz şudur. Bu güçlerin ABD ile anlaşmalarıdır. Onunla ters düşmemesidir. Çünkü ABD ile anlaşmaları hem kendilerine, hem Kürd milletine kazandırır. Eğer PKK ve PYD/YPG anlaşmaya gelmese kendilerinin vurulacağınıda belirtmiş olalım. Bunu ne ABD devlet aklı, ne de müttefikleri istiyor. Fakat PKK ve PYD/YPG tercihini, Rusya, İran ve Suriye blok’undan yana yaparsa kaybedeceği gibi Kürd milletide kaybedecektir. Bunun sorumluluğu büyüktür. PKK önderliği bu buluşmayı ciddiye almalı. Yürüttüğü anti-ABD’ci politikasından vaz geçmelidir. Bu ona kazandıracaktır. 

Başka alternatifler kaybettirir. Bilindiği üzere Rojava Yönetimi bazı girişimlerde bulundu. Rusya, İran ve Şam ile görüşmeler yapıldı. Bunların Kürdlere karşı tutumu açık ve nettir. Heyetlere önerisi silahlarınızı rejime teslim edin, Şam yönetimine şartsız teslim olun şeklinde formüle edilmiştir. Buna karşında Şam’ında Rojava’yı koruması gerektiği tezi üzerine oturtmuştur. Bu tutumun PYD/YPG tarafından kabul edilmediğini biliyoruz. Fakat Rusya ve Şam’ın tutumu PYD/YPG’nin mevcut olan “Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğünü koruma,“ “ortak vatan,“ “Suriye’nin demokratikleştirilmesi ve birlikte yaşama,“ düşüncesiylede çelişmediğide ortadadır. PYD’YPG böylesi bir hata yaparsa bu hatadan öteye suç olur. Hele ABD’nin sahaya güçlü olarak döndüğü bu koşullarda. 

Böylesi bir çaba içine girilirse Kürdler kaybeder. Bunca verilen emekler bertaraf olur. Şehitlerin kanı boşa gitmiş olur. Yaşanmış trajedilerde Kürdlerin yanına “kar“ kalır. PKK ve PYD/YPG bundan kaçınmalıdır. Elindeki mevzileri Şam ile paylaşmamalıdır. Bilinsin ki Şam’ın sığınılacak bir limanı kalmamıştır. Şam kazanmamıştır. Kazanacağıda yoktur. Kürd kazanımları bir yana Sünni İslamist Arap milliyetçi güçler önemli bir güçtür. Başta Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın desteğini alan HTŞ güçleri önemli yerleşik bir güçtür. Türkiye’nin desteklediği sağdan-soldan getirilip maaş karşılığı savaştırılan lejyoner bir güç değildir. Zaten bu nedenledir ki HTŞ güçleri Türkiye tarafından desteklenen lejyoner güçlerle savaşıyor. Dikkat edilirse HTŞ güçleri hem Türkiye, hemde Rusya, İran ve Suriye tarafından ortak vuruluyor. Türklerin, İran’ın ve Suriye’nin karadan, Rusların havadan HTŞ güçlerini vurması tesadüf değildir. Çünkü bu güç Şam ve bağlaşık güçlere karşı Suriye’nin esas sahibi biziz diyen bir güçtür. Bu süreçte bu güçlerin çatışması Kürdlerin elinide güçlendiriyor. Bu da, iyi bir gelişmedir. 

Burada çıkarılması gereken ders şudur: HTŞ güçleri nasıl bugün Rusya, İran, Suriye ve Türkiye tarafından ortak vuruluyorsa eğer PKK, PYD/YPG ABD ile anlaşmasa ve ortak bir zemin bulmasa ya Şam rejimine şartsız teslim olacaklar veya aynı güçler tarafından ortak vurulacaktır. Bu kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu koşullarda kimsedende ses çıkmayacaktır.

Hepimiz şunu görüyoruz. Kürdler, uluslararası güçler ve kamuoyu nezdinde büyük bir sempati kazanmışlardır. Bir statüye kavuşması ortak payda haline gelmiştir. Bunu sağlayacak olanda ABD ve müttefikleridir. Engelemeye çalışanlarda sömürgecilerimiz olmaktadır. Buna rağmen Kürdler, uluslarası devlet ve kamuoyu tarafından destek buluyorsa bu destek her halükarda alınmalıdır. Top PKK yönetimin ayağındadır. Ya taca atacaktır, ya da filelere takacaktır. Filelere takmada ABD ile sağlayacağı mutabakata bağlıdır. Bu buluşma hayati bir buluşma özeliğini taşıyor. Ya kazanma, ya kaybetme ikileminden biri tercih edilecektir. Kürd yurtseverlerin beklentisi ABD-PKK arasında olumlu bir mutabakatın sağlanmasıdır. Gerisi PKK yönetimine kalmıştır. 

5 Ocak 2019