Biz çocukken ninelerimiz bize masal anlatırdı. Anlattıklarının içinde dünyanın sonu ne zaman gerçekleşecek konusuda vardı. Bunu şu anlatıma dayandırırdı. Tecal, Allaha “kurduğun dünyayı yıkacağım,“ demiş. Allahta, “Bunu ancak ben yapabilirim. Öyle düğüm açmışım ki onu sen çözemesin. Bak sana bir ip yumağı vereyim. Eğer bunu çözersen kurduğum dünyayıda yıkabilirsin,“ demiş. Tecalla yumağı vermiş. O gün bugün Tecal onu çözmekle meşgulmuş. Sabah çözmeye koyulur yatıncaya kadar. Sabah kalktığında söktüğü tekrar dolandığını görür ama inat bu inat çözmekten vaz geçmezmiş.

Ninelerimiz bunu anlatırken biz tir tir titrerdik. Dünya yıkıldı ha yıkılacak korkusu bizi sarardı. Sanki dünyaya kazık çakacakmışız gibi elden gidecek diye korkardık. Dikili bir ağacımız var da elden gidecek diye korkusunu yaşardık. 

Kürd/Kürdistan sorunu böyle bir sorun. Biz Kürdler yüzyıllardır dünya ve yerel tiranlar tarafından griptleştirdikleri sorunumuzu çözmeye ara vermeden uğraşıp durduk. Bir türlü çözemedik. Tek başımıza çözemezdik çünkü bu sorun sadece bizim tek başımıza çözeceğimiz bir sorun olmadığını çok sonraları anladık. Çünkü düğümü onlar atmıştı. Ancak onlarla birlikte açabilirdik. Sorunumuz öyle kurgulanmış ki bölge üstünde çıkarı olan tüm güçleri ilgilendiren bir sorundur. Bu nedenle sorunumuz gündeme geldiğinde tüm bu güçler sahada yerini aldıklarını görüyoruz. Tek başımıza çözmeye çalıştığımızda bölge üstünde çıkarı olan güçler desteğini sömürgecilerimize verdiğide yaşamdan öğrendik. Nedeni sorunumuzun çözülmesini kendi çıkarlarına olmadığından dolayıydı. 

Gel zaman git zaman dönem değişti. Küresel Güçler, artık yeter deyip bölgemize müdahale etmeye başladı. Sömürgecilerimizi hedeflediler. Onlar gerilerken Kürdler mevzi üstüne mevzi kazandı. Bunun bir proje sonucu olduğunu gördük. Bu projede bağımsız Kürd devletinin kuruluşuda vardı. Yani bize giydirilen griftleşmiş yumağı ancak bunlar bizimle birlikte çözecekti. Küresel Güçler ile Kürdler müttefik haline geldiler. Yaşanan durum tamı tamına buydu. Bunun daha az sancılı olması için Kürd siyasal hareketleri buna uygun bir politika oluşturmasına bağlıydı bir yerde. Sonuç olarak her ikiside bunu başaramadı. 

Kürd siyasal hareketleri bağımsızlığı bir yana bıraktı. Küresel Güçler ile çalışacağı yerde bir eli onların, bir eli sömürgecilerimizin elinde bir politika izledi. Küresel güçlerin desteğini alsada sömürgecilerimizden kopmak istemedi. Sömürgecilerimizle iş yapmayı tercih etti. Ayağa gelen fırsatı elinin tersiyle itti. Oysa GOP, Kürdler için büyük bir umuttu. Uygulandığı süreçte Kürdler önemli mevziler kazandı. Fakat Kürd siyasal güçleri bunun kıymetini bilemedi. Bu işin erbabı olmadıkları anlaşıldı.

Bir “kardeşlik“ temposu tutturulup gidildi. Sömürgecinin şahsında “kardeşlik, dostluk, müttefiklik,“ keşfedildi. Sömürgeci ülkenin “siyasi ve toprak bütünlüğü“nü siyaset edinildi. Burada “ortak vatan“ sonucuna varıldı. “Birlikte yaşam,“ fetişleştirildi. Böylesi yaşamda karşılığı olmayan fantazi teoriler ileri sürüldü. Bu güçlerin anlayamadığı böyle bir dünyanın olmadığıdır. Bu tutumla Kürdler tek başına bir statü elde edemezler. Verecekleri çaba ve emek boşa gider. Daha büyük katliamlara yol açar. ABD bölgemize müdahale etmediği 1991 yılı öncesi Kürdistan’da yaşananlar biliniyor. Bu nedenle Kürdlerin bir statü sahibi olması için iki koşulun şartını zorunlu kılıyor. Birincisi, Kürd politik hareketi millet olmanın politikasını esas alması, ikincisi; uluslararası desteği kazanması gerekiyor. 

Kürdlerin şimdiye kadar kimseyle ortak bir vatanları olmadı ve bundan sonrada olacağı yoktur. Böyle bir dünyada yoktur. Kürd milletinin kendi vatanı vardır. O da Kürdistandır. Kürdistan üstünde Kürd milletinden başka yaşayan farklı azınlık milliyetlerde vardır. Kürdistan’ı vatan bildikleri sürece ortak bir yaşama evet. Yok başka bir arayışları varsa kendilerine buyrun istediğiniz yere gitme hakkınız var denmelidir. 

Şu an Türklerin, Farsların, Arapların işgalci, Kürdlerin işgal altında olduğu Türkiye, Irak, İran ve Suriye devletleri ve bu devletlerin üzerinde oturduğu topraklar kimseyle Kürd milletinin ortak vatanı değildir, olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Tersi söylemlerin yaşamda karşılığı yoktur. Dahası kimi söylemlerin konjunktüre sayıyoruz. Kim ne derse desin Kürdistan’a giydirilen gömlek şu an paramparça edilmiş bile. Yama tutma halide kalmamıştır. Yollarımız ister istemez Türk, Fars ve Araplarla ayrışacaktır. Bundan böyle kimse atık bunun önünü alamaz.

 

Gelişmelerin seyri bunu gösterirken Kürd siyasal hareketleri bunu kavramadı. Bunu neye istinaden söylüyoruz diye sorulabilinir. Büyük resimdeki olasılı gelişmelerden, Batının siyaset değişiminden, sistemin çıkarının bunu gerektiğinden, İsrail’in güvenliğinin esas alınmasından çıkarıyoruz. Bunu düşmanda görüyor. Bu nedenle ona uygun kendini örgütledi ve dayattı. Bunu önlemek için çalmadığı kapı bırakmadığı gibi baş vurmadığı yol ve yöntem bırakmadı. Amaç belidir. Kürdler bir statüye kavuşmasında ne olursa olsun ve hatta bunun için her şeyini feda etmeye hazırlar. Ama Kürdler bir türlü bunu görmek istemedi. Hala kimi onların şahsında “kardeşlik, dostluk ve stratejik müttefiklik,“ kimide onları demokratikleştirmekle meşgul siyasetler oluşturuyor. Bu da, bölgemize yeniden bir şekil vermeye çalışan müdahaleci güçlerin politikasıyla çelişti.

 

Oysa Kürd milli kurtuluşu gereği ABD başta olmak üzere Koalisyon Güçlerin dönem politikalarını doğru okumak gerekirdi. Durduk yerde can sıkıntılarından dolayı bölgemize yönelmediler. Uygulanılan istemin dahası ABD’nin 21.Yüzyıl projesiydi. Bir projeyi (GOP) gerçekleştirmeye çalıştılar. ABD Başkanı Donald Trump’un “eve geliyoruz,“ demesiyle bu proje şimdilik rafa kaldırıldı. Henüz kimse eve dönmesede ABD eski politikasını Trump vasıtasıyla uygulamayacağı açığa çıktı. ABD kurumları direniyor, ABD müttefikleri direniyor. Trump’ta kendi politikasından direniyor. Şu an geri çekilme yavaşlatıldığı iddia edilsede, ortamı yumuşatmak için birkaç yuvarlak söz etsede Trump çekilmekten kararlı görünüyor.

 

ABD’li Senatör Lindsey Graham, Suriye’den ABD askerlerinin çekilme kararına ilişkin Trump’la yaptığı görüşme ardından “Başkan, Suriye’den söz konusu olabilecek herhangi bir çekilmede şunları temin etmiş olacak: Bir, IŞİD tamamen imha edilmiş olacak. iki, İran boşalan yerlere yerleşmeyecek. Üç, Kürt müttefiklerimiz korunmuş olacak” açıklamasında bulundu.

 

 Bunların gerçekliği nedir bilmiyoruz. Fakat alanda bu işi yapan GOP’çu ekibin toplu istifası bizi düşündürüyor. Graham’ın iddia ettiği bunlar ise sahadaki savaş ekibi niye istifa etti düşünmemiz için yeterli nedendir. Bize göre Graham’ın Trump adına söylediği bu söylemler Trump’un “eve gidiyoruz,“ demesiyle başlayan karşı duruşları aşağıya çekmek için ortalığa söylenen yuvarlak birkaç laftan öte bir kıymeti harbiyesi yoktur. 

Kuşkusuz Kürdlerin Türk ve Arap barbarları karşısında “korunacak“ dediği boyutu önemli. Anlaşılan Türklerin tüm çabası boşa çıkmış durumda. Baş vurduğu tüm kapılarda umduğunu bulamadığı anlaşılıyor. Umarız öyle olur fakat Kürdlerin sorunu sadece korunma değil ki. GOP işliyordu. Her gün Kürdler bir mevzi kazanıyordu. Kürd devleti YPG projesi üzerinde hayat buluyordu. Trump’un ortaya koyduğu proje ile bu kesintiye uğradı. Şimdi Kürdlerin korunmasının ötesinde elde etmesi gereken statü ne olacak kimse bilmiyor. ABD’nin alanda çekilmesi ile süreç nasıl işleyecek durumu belirsizliğini koruyor. Eğer Suriye, Rusya’ya bir bütün olarak bırakılırsa bu Kürdler açısında büyük bir hezimete yol açacaktır. Rusya’nın Kürd ve Suriye politikası ortada. Rusya kendisi diktatörlükle idare edilen bir devlet olduğu gibi Suriye’ninde Esad önderliğinde Baas diktatörlüğünün sürmesine çalışacaktır. Suriye bütününde Baas rejimin egemen kılınması halinde ne yapacağı eskide ne yapmışsa onun aynısını ve hatta daha beterini yapacaktır. Bu nedenle Kürdlere bir statü kazandırılmadan eskisi gibi Kürdlerin Şam yönetiminin insafına bırakılması büyük trajedilere yok açacaktır.

 

Bu nedenle Kürdler, şu an ortamı yatıştırmaya çalışan kimi ABD ve Batılı devlet adamların sözlerine bakıp hayal kurmasın. Birkaç gündür Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’nın sözleri bizi yanıltmasın. Söyledikleri ortamı yatıştırmaya yönelik yuvarlak laflardır. Bir kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü Kürdlere vadedilen bir statü yoktur.

 

Oysa GOP bir umuttu. GOP gereği Irak’a müdahale edildi. Sonra Suriye’ye. Her iki devlet halaç pamuğuna çevrildi. Kürdler beklemedik mevzilere ulaştı. Sırada İran ve Türkiye vardı. Bunu ABD’li yetkilililer defalarca dile getiriyordu. Böylesi bir durum neye yol açacaktı sizce? Sizi bilmeyiz ama bize göre bunun sonunda bağımsız büyük Kürdistan doğacaktı.

ABD’nin yıllara dayalı stratejik bir hedefi vardı. Irak ve Suriye’ye nasıl ayak basabilirim diye. Yıllar sonra ABD bunu başardı. Ele geçirdiği bu mevziyi terkeder mi? Buna ihtimal vermesekte Trump’un sergilediği tavra bakılırsa onun başka hesapları olduğu gerçeğide karşımıza çıkıyor. Fakat onun politikasının hayat bulması ABD’ye Orta Doğu’da çok şey kaybettireceğide bir başka gerçek. Irak’ta olan biten bir yana ABD, Kürdler (YPG) eliyle Suriye’nin yaşam kaynaklarını yani tarım ve enerjisinin %70-80 ele geçirmiştir. Suriye’yi felçe uğratmıştır. Bugünden sonra elini Şam yönetimin boğazından çeker mi? Aklı başında olan çekmez. Alanı Rusya, İran ve Şam yönetimine bırakmaz. Bırakması ne Batı sistemin, ne İsrail’in çıkarına olmaz. Dahası Suriye sahasında durum dahada zorlu bir sürece evrilecektir. ABD buna yol açmamalı. Tüm millet ve mezheplerin kendini ifade ettiği bir sistemi koruyunca ve dünyaya entegre edinceye kadar sahada kalmalıdır. GOP’çu ekibinde, küresel güçlerin istemide budur. Dahası Kürdlerin.

 

Müttefiğim dediği Kürdleride sömürgeciye katlettirmemelidir. SDG komutanı Mazlum, “Açıkçası, şimdiye kadar Amerikalılar bize söyledikleri her şeyi yerine getirdiler, biz de aynı şekilde…“ Her şey bu cümlede gizlidir. İlişkiler bu temelde sürmelidir. Bu temelde süren bir müttefikliğin sonucu ne mi olur? Bunun sonucu kimilerinin iddia ettiği gibi Suriye tekrar Esad’a teslim edilmeyecektir. Görünen kadarıyla bu koşullarda Esad kalabilir. Fakat sistem eski Baas rejimi ile yürümeyecektir. Milletlerin ve mezheplerin kendini ifade edeceği bir sistem kurulmaya çalışılacaktır. Kürdlerede burada yerini alacaktır. Bu koşullarda bunun çerçevesi ne olur henüz belli değil ama bir statü sahibi olacaktır. Süreçle her millet ve mezhep kendi bağımsız mecrasında akacaktır. GOP bunu öngörüyordu. Kimi çevreler bunu görmesede olacak olan buydu.

 

Sömürgecilerimiz bunu engelemek için elinden geleni yaptılar. Dört devletin tutumuda bu konuda aynıydı. Fakat oyun korucular onlar değildi. ABD ve Koalisyon Güçleriydi. Tayin edici güç bunlardı. Bunlarda İsrail’in, Batı sisteminin çıkarı gereği Kürdlere devlet kurma yolunu açacaklardı. Ki bunun yolunu açtılarda. Uluslararası alanda resmiyet kazanması kuşkusuz zaman alacaktı. Bu, bir günde olacak bir mesele değildi. Sömürgecilerimize boyun eğdirerek, onları hizaya getirerek, yavaş yavaş onları alıştırarak bunu başaracaklardı. Başkaları inanır inanmaz ama biz bu inançtaydık.

 

Bu nedenle Kürd siyasal hareketleri gelişmelerin esas yönünü görmeliydi, kendini buna göre konumlandırmalıydı. Geri istemlerle kendini programlamamalıydı. Millet olmamızdan kaynaklı ne hakkımız varsa onu politika edinmeliydi. Sömürgecilerin “siyasi ve toprak bütünlüğünü korumayı“ kölelik olarak görmeliydi. Bu düşünceye yol verilmemeliydi. Yanı sıra zaman zaman bazı güçlerde bunu konjunktür gereği ifade ediyorlar. Bu güçleri anlamak gerekir. Rojava önderliği bu çıkmazı yaşıyor. Fakat bunu aşacakları umudumuzu hala koruyoruz. Bugüne kadar olan tutumları bize bunu söyletiyor. Umalım, temeni edelim Hewler İktidar sahiplerinin düştüğü hataya düşmezler. Fakat ABD’nin alandan çekilmesiyle bu şansı bulamayabilirler.

 

Bunu yazmak artık zul olmaya başladı. Evet Kürd Milleti bağımsızlığı hak ediyor. Bunun için ağır bir bedel de verdi. Bağımsızlığa en yakın parçanın Kürdistan’ın Güneyi olduğunu ittifakla kabul da gördü. Fakat unutulan bir gerçeklik vardı. Hewler de iktidar olan güçlerin bu işi isteyip istemediği sorgulanmadı. Ama biz sorguladık. Onun için de Kürdlerin yaramazları ilan edildik. İş bağımsızlık karşıtı olduğumuza kadar vardırıldı. Yurtseverliğimiz tartışma konusu edildi. Enine boyuna uzatılan bayrağa ve hamasi mitinglere ve de Köln’de bir araya gelen 10-15 bin insana bakıp bağımsızlık ilanı verildi.

Ama Güney de işler nasıl oluyor meselesi es geçildi. Yanılgı da buydu ya. Irak-PDK ve YNK anlaşılmadan, soyundukları rol bilince çıkarılmadan bunlardan bağımsızlık ilan edeceklerine inanmak ancak apolitiklerin harcı olurdu. Defalarca uyardık. Olmaz, olması için yerine getirilmesi gereken koşulların hazırlanması gerekir dedik. Küfür, hakaret ve tehdit edilmeyi göze alarak bunları usanmadan, bıkmadan sıraladık durduk. Biz bunu söylerken kimileri çok bilmişlik taslayıp cekli caklı konuşup bugünden yarına bağımsızlık ilan edileceğinin zurnasını çaldılar. Ne oldu? Uzatalım mi? Uzatmayalım. Deveye hendek atlatmak, Katırı doğurtmak gibi olmayacak bir iş olur, bu. Çünkü betonlaşmış kafalara bir şey anlatamasınız. Ki anlatamadık. Şimdi süt dökmüş kedi gibi sinmişler köşelerine. Daha beter olsunlar.

 

Tekrarlıyoruz. Bir devlet mi kurmak istiyorsunuz? Milli politikanızın olması şart. Milli birliğinizi oluşturmanız şart. Uluslararası süper güçlerin desteğini almanız şart. Güney özeline indirgersek 1992 yılından bu yana de-fakto olarak bağımsız bir devlet statüsü var. Hewler İktidar sahipleri adam olsaydı iktidarda kaldıkları 27 seneyi iyi kullanırlardı. Kullanmadılar. Kullanmak istemediler. Devlet adamlığını değil, çeteleşmiş mafya şefliğini tercih ettiler. Kürd Millet servetini ezeli Kürd millet düşmanları ile birlikte “kardeşçe“ hortumladılar. Kendileri milyarder olurken Kürdistan halkını açlığa mahkum ettiler. Peki ne yapmadılar? Peşmerge ve istihbarat dahil devleti devlet yapan hiç bir kurum oluşturmadılar. Güneyi coğrafik olarak olduğu gibi, siyasi olarakta böldüler. Çift yönetim oluşturdular. Aile hanedanlıklarını kurdular. Kendilerini koruyacak militer güç devşirdiler. Kime karşı? Muhalefete karşı. Halka karşı. Ya dış düşmana karşı? Ne gezer. Onlar, “Kardeş, dost ve stratejik müttefik“tiler. İki saldırı oldu. İkisinden de sıra kadem kaçıp halkı katillerin insafına bıraktılar. İşte Şengal, İşte Kerkük. İşte “Tartışmalı Bölgeler.“ Olan biten ortada. Bu mantıkla mı bağımsızlık ilan edilecekti? Buna kim inanır? Güney’de olan bitenleri bilmeyen ama bağımsızlık özlemi ile dolu saf Kürd yurtseverlerini bir yana bırakıyoruz buna ancak apolitikler ve bir de Hewler İktidar çetelerin kapısından ikbal arayanlar inanır. Bu zerzevatın yurtseverliklerinin kıstası budur işte. Boyunlarında asılı kalsın. Hani yakışıyor da. Başka ne diyelim.

Dahası var. Güneyin canına okuyanlar bu kez Güneybatı’nın (Rojava) canına okumak istediler. ABD Başkanı Donald Trump, ”Suriye’den çekiliyoruz,“ açıklaması sonrası leş kargaları “gün bizim günümüz,“ deyip gaklamaya başladılar. Basın açıklamaları, televizyon programları eşliğinde inlerinden çıkmaya başladılar. Rojava sınırına dayandılar. Elini, kollarını sallayıp gireceklerini sandılar. Karşıdan bir “höt“ sesi işitmeleriyle gerisin geriye tekrar inlerine döndüler. Olacağı buydu.

Ne güzelde hayal kurmuşlardı bu çakallar. “ABD-Türkiye anlaştı. PYD/YPG tasfiye ediliyor. Doğan boşluğu biz dolduracağız,“ diye bunu açıkçada kamuoyuna deklere ettiler. Bunu kime dayanarak yapacaklardı? “Kardeş, dost, stratejik müttefiğimiz“ dedikleri Türkiye ile. Hani “Türkiye düşmanımız değil, dostumuzdur,“ diyorlar ya. Kimide bu satılmışların boynuna hala “vatanseverlik“ payesi asıyor.

 

Kimdir bu çakallar? ENKS Sorumlularından İbrahim Bro ve Abdulaziz Temo, dahası tüm sorumluları. Zaten Hewler İktidarını gasp eden efendileri her ağızları açtıklarında “Türklerle kardeş, dost ve stratejik müttefiğiz,“ demiyorlar mı? Hani bunlara “vatanseverlik“ payesi biçenler “Kürdlerin baş düşmanı Türk devletidir,“ tespiti yapıyor ya. Efendileriniz “kardeş, dost, stratejik müttefik,“ diyor, siz “baş düşman“ diyorsunuz. Ne dediğinizin farkında mısınız? Oportunizmin, uzlaşmacılığın genel karekteridir uçlar arasında yılan gibi kıvrılıp durmak. Bu zat-ı şahanelerin yaptığıda tamı tamına budur.

 

Sahi “Roj Peşmergeleri“ denilen bu leş kargaları kimdir? Sağdan-soldan toplayıp Beşika’da Türk subayları tarafından eğitilen lejyoner bir güç olduğu dünya alem biliyor. Bunu alanda görev yapan ABD’li yetkililer defalarca açıkladı. “Bu güçleri biz eğitmedik, eğitmediğimiz bir güçle çalışmayız,“ dedi. Güneybatı’ya geçmelerini istemeyenler bunlar oldu. İşin tuhaf tarafı bu lejyoner gücü savunanlar, “ABD istedi ama YPG engeledi,“ diye yalan haberler servis ediyorlar. Oysa YPG’nin tutumu açıktı. “Gelin YPG içinde yerinizi alın,“ dedi. Ama “Roj Peşmergeleri“ denilen lejyoner güçlerin ağababaları bunu kabul etmedi. Büyük ağababaları Hewler İktidarını gasp ederken, küçük ağababaları Türkiye’de MİT bürolarının müdayimleri oldular. Türk politikasına uygun Kürdlere karşı kurgulanmış bir ihanet şebekesi rolünü üslendiler. Bunlara yol açılmaz mı? Mümkün! Ne zaman? ABD’de iktidar hiyarşesinden köklü bir değişimde mümkün. O koşullarda Flaynn gibi birini bulsalar niye olmasın. O tür insanlarda her zaman bulunur. 

İkincisi; ABD, PKK ile birçok konuda ters düştüğü doğrudur. ABD’nin PKK üstünde hesabı vardı. Plan ve projelerini PKK’ye sunduklarını biliyoruz. Anlaşılan PKK bunu kabul etmedi. Neydi ABD’nin hesabı? PKK’nin İran ve Suriye ile birlikte aynı karede olmayı istememesiydi. PKK buna yanaşmadı. İran ve Şam yönetimi ile arasını bozmak istemedi. Hatta bu iki sömürgeci ülkeyi parçalamak isteyen ABD’ye karşın bu iki sömürgecimizi demokratikleştirmeyi politika edindi. Siyasi ve toprak bütünlüğünü savundu. Bu noktada anlaşmazlık doğdu. Bunun üzerine üç önderi hakkında ödül kondu. Bugün pratikte bunu uygulanmayacak ama bu kendilerine verilen güçlü bir mesajdı. İleriki bir aramada dahası İran’a yönelmesi koşullarında ki Trump’un politikasıyla bu olur mu, olmaz mı bir yana olması durumunda PKK yönetimi kendine çeki düzen vermese kendilerine yöneleceği büyük olasallıktır. Kimi bunu ABD, PKK’yi tasfiye etmeye çalışıyora yorumlayabilir. Bu doğru değildir. ABD’nin PKK’yi tasfiye etme planı yok olmanın ötesinde sömürgecilerimize karşı birlikte mücadele etme hesabı vardı. En aşağı Trump’un “eve geliyoruz,“ demesine kadar. Bundan sonra ilişki nasıl seyredecek süreç gösterecektir.

Kimse ABD’yi suçlamasın. Hele Kürdler hiç suçlamasın. Tarihte ABD dışında Kürdlerin önünü açan kimse olmadı. 1.Körfez Savaşı’ndan bugüne ABD Kürdlerin önünü açtı. Kendilerine çok mevzi kazandırdı. Kürdistan’ın Güneyi ve Güneybatısı kazanımları ortadadır. ABD olmasaydı bu kazanımların hiçbirisi olmayacaktı. Ama Kürdler ne yaptı? Kendilerini iktidar yapan, iktidar olma yolunu açan ABD’yi ıskalayıp sömürgecilerimizle iş görmeyi politika ediniyor. ABD bunu hazmeder mi? Hazmetmez! Hewler İktidarı’na verdiği ayar ortadadır. Bir gün aynı ayarı PKK’ye vermeye girişebilir. Burada ABD suçlanılacağına ne yaptık, ne yapıyoruz diye herkes kendilerini gözden geçirmelidir.

Hem ABD’nin çabaları boşa çıkarılacak, ABD “yapmayın, bakın aradan çekilirim,“ dediğinde sömürgecilerin hışmına uğradığındanda ABD bizi niye korumuyor deme hakkı o günden sonra kalmaz. Olumsuz bir durum yaşanıyor. Buna gerek var mı? Bugün bile ABD koruma şemşiyesini kaldırırsa barbarlarımız hura deyip önüne gelen Kürd’ün kafasını kesmeyeceğinden kim kuşku duyabilir? Daha dikkatli bir politika izlenmeyi süreç zorunlu kılıyor. Buna uygun davranan kendisiyle birlikte Kürd milletinide yüceltir.

Tüm bu anlattıklarımız meselenin bir yanı. Birde öbür yanı var. Küresel Güçler, ABD Başkanı Donald Trump’un darbesiyle tasfiye edildi. Böylelikle GOP buzdolabına konuldu. ABD, GOP gereği bölgemize müdahale etmeye gelmişti, Trump’a göre geri gidecekleridir. Bu konuda da ciddi olduğu anlaşılıyor. ABD kurumlarının ezici çoğunluğu, müttefikleri karşı durmakla beraber Trump ve ekibi bu konuda ısrarcı. Şu an uygulamaya koyduğu politika Başkanlığa adaylığını koyduğu ve seçim süresince ve seçildikten sonra yemin töreninde yaptığı konuşmasında zaten dile getirmiştir. Dedikleri açık ve nettir. Orta Doğu jandarmalığını yapmayacağım. Orta Doğu’ya para yatırmayacağım. Burada bir kazancımız olmadığı gibi bize çok pahalıya mal oldu. Evet Saddam Hüseyin’ni iktidarda düşürdük ama onun yerine gelenler en aşağı onun kadar bize düşman. Ama biz bu işte bir trilyon dolar harcadık. Paramız gittiği gibi istediğimiz bir iktidarda kuramadık. Aynı şey Suriye için böyle. Esad rejimini yıkmaya çalıştık. Yıkamadığımız gibi Kürdleri saymasak onun yerine gelecek olan cihatçılar oldu. Bunca masrafa değer mi? Bana göre bu ülkeler ABD için pek tehlike arzetmiyor. Esas tehlike Çin. Çini geriletme esas politikamız olmalı. Bu konuda Rusya ile bir anlaşma yaptım. Birlikte çalışacağız diyor. Trump politikasına göre Çin’i Afrika’da dizginleme ve içte yeni korumacı bir politika ile ABD’nin kendisini  toparlanma öngörülüyor. Aşağı yukarı Trump’un politikasının özü bu. 

Trump, bu politikasıyla küresel güçler dahası GOP’çularla karşı karşıya geldi. Görünen odur ki kazanan Trump ve ekibi oldu. Adamın dediği şu: Ya politikamı destekler benimle çalışırsınız, ya da çekilirsiniz. Bunun sonucu ABD Savunma Bakanı James Mattis, Brett McGurk ile birlikte ABD ordusunun en üst düzeyindeki 7 general istifa etti. Bu şu demektir. Böylelikle GOP rafa kaldırıldı. Trump’un bu politikasına muhalefet eden güçler buna karşı mücadele ediyorlar. Bunun değişimi şimdilik mümkün görünmüyor. Bu iş ya Trump’un azledilmesi ki bu zor görünüyor, ya da artık iki sene sonra yapılacak başkanlık seçimine kaldığı anlaşılıyor. Seçimde de kimin veya hangi politikanın kazanacağını şimdiden tahmin etmek güç.

Burada bizim açımızda olan şudur. Dünya ve yerel güçler tarafından girift hale getirilmiş Kürd/Kürdistan sorunun çözümü bir başka bahara kaldı. Kimi çevrelerin iddia ettiği gibi kendi gücümüzü esas almak lazım iddiası kulağa hoş gelsede bir statü sahibi olma garantisi yoktur. Kuşkusuz Kürdler direnecektir. Hemde ağır bedele karşın. Zaten bunu yüzyıllardır yapıyorlar ama bir statü elde edilemiyor. Bir statünün elde edilmesi bir süper güç veya güç blok’un desteğini şart koşuyor. Umut GOP’çuların yeniden ABD yönetimine egemen olmasıdır. Bu bir olasallık ama başka yollarda yok değildir. 

Sonuç olarak; dünya ve yerel tiranlar Kürdlere iki yol gösteriyor. Birinci yol, birçok Kürd hareketinde kabul ettiği sömürgecilerin “siyasi ve toprak bütünlüğü“ içinde süreç içinde egemen milletler içinde erime, ikinci yol ise; terör damgasını yeme pahasıda olsa bölge ve dünyada terör estirmesidir. Kürdler bunu yapabilecek potansiyele sahiptir. Kendini yakan bir millet başkasını haydi haydi yakar. Bu mecburiyet kendisine dayatılırsa bunu yapmaktan kaçınmayacaktır. Merhum Ürfi Akkoyunlu abımızın dediği gibi, “Kürdlerin palanlarından başka kaybedecekleri bir şeyleri yoktur.“  O günden sonrada dünya düşünsün.

02 Ocak 2019