Türk devletinin Kürt korkusuyla ilgili, daha önce kedi’den korkan fare hikayesini yazmıştım sizlere. Tutuklu gazeteci Nedim Türfent’e verilmek istenen Musa Anterin kitabını Cezaevi yönetimi tarafından Devletin üniter yapısına aykırılık arz ettiği, var olan sisteme karşı bir tehdit unsuru taşıdığı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölünmez bütünlüğünün tehlikeye düşüreceği, toplum arasında kargaşa ve kaos ortamı oluşturmaya çalışıldığı tespiti Eğitim Kurulu tarafından hasıl olmuştur denilmesi, bana yine hint masalındaki kedi ile fare hikayesini hatırlattı.

Bir hint masalına göre kedi ve fare hikayesi şöyle:

Kediden korkan ve bu korkusundan dolayı deliğinden çıkamayan, dışarı çıkıp dolaşamayan dışarıya çıkamadığından dolayı da yemek yeyemeyen bir fare varmış. Farenin haline acıyan büyücü sürekli fareye yemek versede bir zamandan sonra sıkılır ve fareye acıdığından dolayı fareyi kediye dönüştürür.

Minik fare artık kedi olmuştur. Dolayısıyla da kedi korkusu ortadan kaldırılmıştır ancak, büyücü bakar ki bu seferde kediye dönüştürülen fare köpekten korkar ve yine dışarı çıkmaz. Büyücü bu sefer tutar onu köpeye dönüştürür. Ancak bu seferde kurttan korkar. Büyücü tutar bunu Kurt’a dönüştürür ama yine korkusundan kurtulamaz bu seferde aslandan korkar. Büyücü tutar bunu aslana dönüştürür, fakat maalesef bu seferde avcıdan korkar ve yine başını dışarı çıkarmaz. Büyücü bakar ki aslana dönüştürdüğü farenin korkularını yenmesi imkansızdır ve döner kendisine derki:

Sen korkağın tekisin. Çünkü sen de fare yüreği var. Seni aslana dönüştürsem de yüreğin faredir. Onun için sana harcadığım bu kadar emeğim boşa gitti. En iyisi seni eski haline göndereyim de nasıl olsa sen korkularını yenemiyorsun der.

Bu masal ne adar da çok benziyor Türk devletinin Kürt korkusuna değil mi? Türk devletinin Kürt korkusu Musa Anter’i katletmeye kadar götürdü ve yazmış olduğu bir kitabından da Bu kadar korkuluyorsa eğer, kürtler dünden beri kazanmıştır demekki. Ve bu ceberut devletin de kaybettiği yada kaybetmeye mahkûm olduğu anlaşılıyor.

Tutuklu gazeteci Nedim Türfent’e gönderilen Musa Anter’in “Vakayiname” kitabı cezaevi idaresi tarafından “Devletinin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşüreceği ve kaos ortamı oluşturmaya çalışıldığı” iddiasıyla verilmemiş. Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan gazeteci Nedim Türfent’e Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in “Vakayiname” adlı kitabı Türfent’in görüşçüsü tarafından götürülmüş ve cezaevi idaresine teslim edilen kitaba el konulmuş.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre cezaevi idaresi tarafından karara ilişkin sunulan gerekçede, kitabın, “kurumda asayişi ve genel güvenliği zafiyete uğratacağı” öne sürülmüş. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün kimi bölüm ve maddelerinin anlatıldığı gerekçede, “Suçu ve suçluyu öven süreli veya süresiz yayınların kişilere verilmesi durumunda hem kurumsal hem de toplumsal bir infial söz konusu olacağı kesindir” denilmiş

Musa Anter’in kitabı için, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısına aykırılık arz ettiği var olan sisteme karşı bir tehdit unsuru taşıdığı görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölünmez bütünlüğünün tehlikeye düşüreceği, toplum arasında kargaşa ve kaos ortamı oluşturmaya çalışıldığı tespiti Eğitim Kurulu tarafından hasıl olmuştur” değerlendirmesi yapıldı. Kararda ayrıca kitap hakkında Diyarbakır 1’inci Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 10 Haziran 2016 tarihinde toplatma kararı verildiği de hatırlatıldı.

Türkiye Kürdistanın da 20 milyon Kürt yaşıyor ve dört parçaya bölünmüş Kürdistan’da toplamda 50 milyona yakın bir ulus var. Ve bu ulusun hak talepleri var, buna kendi kaderlerini tayin etme hakkı dahil. Şimdi bunu görmeyip de Dış güçler Türkiye’yi bölecek, parçalayacak ve bir Kürt devleti kurulacak! Bu korku, cumhuriyet tarihi boyunca bugünlere kadar ‘Türk devleti’nin peşini hiç bırakmadı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları, koca bir imparatorluğun özellikle Batı’dan destekli milliyetçi hareketlerle nasıl parçalanıp çöktüğünü hiç unutmadılar. Hatta, bu korkuları paranoya haline geldi. Bu bölünme korkusu ya da paranoyası, Türkiye’de bir yandan ‘asker sorunu’nu beslerken, diğer yandan demokrasi’nin yolunu tıkamaya devam etti. Ama ‘devlet’in 90 yıllık bu politikaları, ‘bölünme korkusu’nu bugüne kadar sona erdirmedi. Kürt sorunu bitmedi, tersine gitgide derinleşti.

PKK bitmedi, tersine kökleşti, dağlardan şehirlere inerek siyasal hareket olarak güçlendi. Diğer taraftan Kuzey Irak’ta ki Kürtler, (Güney Kürdistan) Türkiye’nin ‘kırmızı çizgileri’ni berhava ederek devletleşme yolunda büyük mesafe aldılar.

Bir başka deyişle: Türk devletinin korkuları bir işe yaramadı; korkulan neyse yıllar içinde başa gelmeye başladı. Devlet, biz nerede yanlış yaptık diye bakacağına, dış güçler ve içerideki maşalar ezberini bozmadan doğru bildiğini okumaya devam etti. Ama ne oldu?

Kuzey Irak’tan (Güney Kürdistan) sonra bu sefer Kuzey Suriye Ankara’nın kapısını çaldı. Suriye Kürtleri, ülkedeki iç savaş koşullarından da yararlanarak, PYD-YPG önderliğinde Rojava’da (Batı Kürdistan’da) örgütlendiler. Bugün batı Kürdistan’daki Kürtler 11 Tugay, 4 kolordu kurmuş durumda ve yaklaşık olarak Rojava’daki silahlı güçleri 200 Bin’i bulmaktadır. Ve her türlü ağır silahlarla donanmış tam teşekküllü bir ordu haline gelmiştir. Doğu Kürdistandan batı kürdistana, güneyden kuzeye her alanda her gün Kürtler güçlenerek ilerliyorlar. Dolayısıyla da Türk devletinin Kürt korkusu kendisini korkutmaktan başka hiçbir işe yaramadığını pratikte görüyoruz.

Burada iki seçenek var: Ya Türk devleti Kürtlerle masaya oturur Kürtlerin taleplerine saygı gösterir. Ya da o çok korktuğu ve bir türlü yenemediği korkusundan kurtulamayacağı gibi korktuğunun da başına gelmesi kaçınılmazdır.