Dünyada Erdoğan gibi yandaşını ve vatandaşını yalan, dolan, sahtekarlık ve hinlikle yöneten, yönlendiren başka bir lider ve ona bağlı bir kabine olmamıştır. Putin’den icazet aldı, El Bab, Cerablus, Afrin gibi Suriye topraklarını işgal ederek Türkiye’de bulunan Suriyelileri söz konusu topraklara yerleştirerek, Suriyeliler sorununu çözeceğini açıkladı. Putin’in icazeti ile ele geçirmiş olduğu Suriye toprakları üzerinde “gelin güvey” oyunu oynamaya çalıştı. Bu sahte senaryo ile yandaşı ve başkalarının topraklarında gözü olan şoven milliyetçi bazı vatandaşları da kandırarak, milliyetçiliği köpürtüp seçim kazandı.

Söz konusu etmiş olduğu alanlara kaç Suriyeli’yi yerleştirdi, daha doğrusu kaçının başını belaya soktu belli değil. Ama şimdi sıranın, bazı konuşmacıların işgal edilen yerlere “cep” dediği, bazı “güvenlik uzmanlarının” buraların da Kıbrıs gibi, Hatay gibi olacağı örneğini vererek malsındığı El Bab, Cerablus ve Afrin’den çekilmeye gelince işler sarpa sarmaya başladı. İşgal edilmiş bu Suriye topraklarının nasıl kalıcı hale getirileceği tartışmasının yerini bundan böyle girilmiş olan bu bataklıktan nasıl çıkılacağı konuları gündeme gelmeye başlayacak.

ABD’nin Suriye’den çekilmesi konusunda da Erdoğan aynı oyunu oynadı. ABD’yi ben çekilmeye ikna ettim dedi, Trump’la yaptığım telefon görüşmesinde sorunu çözdük dedi. Türkiye Dışişleri Bakanı çıkıp, Erdoğan çekilmeyi sağladı, biz Dışişleri Bakanlığı olarak da çekilme koordinasyonunu ABD ile birlikte yapacağız dedi. Olup biten her şeyi gerçekmiş gibi yandaşa ve birçok vatandaşa inandırmaya çalıştılar. Giderek bütün somut veriler, ABD’nin Erdoğan Türkiye’si ile değil, Rusya ile anlaşarak çekildiğine işaret ediyor. Özellikle Rusya’nın, ABD’nin çekilmiş olduğu her yere Suriye askerlerinin gireceğini söylemesi, anlaşmanın Erdoğan Türkiye’si ile değil, Rusya ile yapıldığını net olarak gösteriyor.

Elbette ABD’nin kiminle anlaşarak Suriye’den çekilmiş olduğunun fazla bir önemi yoktur. Tabi ki ABD’nin Suriye’den çekilmesi çok önemlidir. Bütün dengeleri yerinden oynatıp, alt üst etti. Tabir uygunsa Suriye ile ilgili kağıtların yeniden karılmasını kaçınılmaz kıldı. Trump IŞİD’i yok ettik derken yalan söyledi ama ABD çekildikten hemen sonra IŞİD’in yurdu yuvası kısa süre içinde dağıtıldı. Bu da ABD’nin Suriye’den çekilmesinden sonra koalisyon güçlerinin de çekilmesinin kaçınılmaz olduğu anlamına geliyor.

Bütün bunların Suriye sahasında olması fazla yadırganacak bir şey değil. Yadırganması gereken şey: Erdoğan’ın yalancılığı, toplumuna, yandaşına yalan söyleyerek onları kandırmasıdır. Önceleri, bazı yorumcuların “bayağı iyi beceriyor” dediği ABD ve Rusya gibi iki süper gücün arasına maydanoz olmaya çalıştı. Rusya da, ABD de Erdoğan’ın kofluğunu, manevra kabiliyetinden yoksunluğunu anlayarak, onu Suriye konusunda bir tarafa itip, birbirleri ile doğrudan temas kurmak durumunda kaldılar. Erdoğan’ın çabaları önceleri Rusya’ya ilginç geldi. Özellikle İdlip konusunda güven duymaya başladılar. Yakından gözlemleyince amacının sorun çözmek değil, suyu bulandırarak arada balık tutmaya çalışmak olduğunu gördüler. O nedenle Erdoğan yerine, sorunu muhatabı ile çözmeyi denediler. Onlar çözdü ama Erdoğan da kenarda ben çözdüm diyerek övündü. Hala övünmeye devam ediyor.

Putin’le görüşmek istedi, Putin randevu vermedi. Bir heyet hazırlayarak onları Moskova’ya gönderiyor. Ama görünen o ki söz konusu heyet Moskova’dan kocaman bir NİYET’le yani HAYIR’la dönecek. (Niyet Rusça‘da HAYIR demektir.) Moskova bundan böyle Erdoğan’a Niyet yani HAYIR demek niyetinde. Çünkü oynanan oyunun sonuna gelindi. Rusya önceleri Erdoğan’ı NATO ve ABD ile çatıştıracakmış gibi düşünüyordu. Daha doğrusu Erdoğan Rus diplomasisine öyle bir hava veriyor, üzerlerinde öyle bir intiba bırakıyordu. Ama süreç içerisinde bunun kocaman bir aldatmaca olduğunu gördüler. Gelinen noktada Erdoğan’ın “ipliği pazara çıktı” derler ya işte öyle. Ne ABD, ne Rusya artık Erdoğan’a inanmıyor ve güvenmiyorlar.

Erdoğan yandaşı şimdiye kadar “sıra Fırat’ın Doğusu’na geldi” palavrası ile aldatıyordu. Her zamanki gibi kürsüye çıkıp, “Şengel’i vurduk, Mahmur’u vurduk sıra Fırat’ın Doğusu’na geldi” diyerek yandaşı uyutuyordu. ABD’nin Suriye’den çekilmesi ile birlikte artık Erdoğan’ın bu yandaşı mutlu eden sözleri de tarihe karışmaya yüz tuttu. Çünkü artık bugüne kadar Erdoğan’ın seçim garantisi, yandaş avuntusu olan Suriye sorunu yolun sonuna gelerek, gerilerde kalma noktasına dayanmış durumda.

Suriye iç savaşa girdikten bu yana sadece Erdoğan’ın “Emevi Camisi’nde namaz kılma” güvencesinin ötesinde bir anlam da ifade ediyordu. Bundan böyle giderek sadece Emevi Camisi değil Suriye’nin bütün kapıları Erdoğan’ın yüzüne kapanacaktır. Basına yansıdığı kadarı ile YPG ile PYD, Suriye Ordusunun Suriye sınırını korumak üzere sınıra yerleşmesini istemiş. Suriye Şam yönetiminin bundan böyle aklı başında bir şekilde düşünmesi ve geleceği aklıselim vaziyette dizayn etmesi lazım. Suriye’de ayaklanmayı, iç savaşı Kürtler başlatmadı. Rojava ve devamında oluşan QSD Suriye’de iç savaşın başlamasından sonra oldu. İç savaş başladıktan sonra da Suriye’nin kırılmayan, dökülmeyen tek bölgesi olarak Kuzey ve Doğu Suriye kaldı. Başka bir söylemle: Suriye düşmanlarının giremediği, harabeye çeviremediği tek sağlam yer oldu Doğu ve Kuzey Suriye.

Doğu ve Kuzey Suriye’de hiçbir yer kırılıp, dökülmediği gibi Suriye’nin hiçbir yerinde görülmediği kadar imar edildi, bakımı yapıldı. Şu durumda toplumsal yapısı, verilen emek, yapılan imarla toplumsal bir düzen söz konusudur. Yaratılmış olan bu toplumsal düzenin yıkılması, özellikle de Suriye yönetimi tarafından dağıtılması söz konusu olamaz. Suriye Şam yönetimi ya sistemi olduğu gibi kabul edip, içselleştirecek ya da Suriye’nin bir bölgesi olarak kendine bağlı hale getirecek. Başka hiçbir yolu yoktur. Bu ikisinden hangisini yaparsa yapsın orası Suriye toprağı olarak kalacaktır. O nedenle de PYD-YPG Suriye Ordusunu Suriye sınırına davet ediyor. Zaten Rusya da ABD askerlerinin çekildiği yerlere Suriye Ordusunun yerleşmesini istemişti. Aynı şeyi PYD ile YPG de istemiş durumda.

Erdoğan ne yaparsa yapsın Fırat’ın Doğusuna giremeyecektir. Bırakın girmesini El Bab, Cerablus ve Afrin’den de çıkmak zorunda kalacaktır. Kalacaktır çünkü oralar Suriye toprağıdır. Suriye’nin rızası olmadığı sürece söz konusu topraklara kimse yerleşemez. Üs, tesis vb. gibi yapılar oluşturamaz. Rusya El Bab’ı da, Cerablus’u da Afrin’i de belli amaçlarla Erdoğan’a hibe etti. Ama artık söz konusu nedenlerin tümü ortadan kalkıp, kayboldu. Söz konusu nedenlerin yerine artık Erdoğan Türkiye’sinin işgal etmiş olduğu bütün alanlardan çekilmesi kaldı.

Zaten Suriye’de iki davetsiz, zorba ve gayrımeşru olarak kalan ülke vardı.Birisi: ABD, diğeri Erdoğan Türkiye’si idi. ABD, Rusya ile anlaşarak çekildi. Geriye sadece diğer davetsiz, zorba ve gayrımeşru olarak kalan ülke olarak Erdoğan Türkiye’si kaldı. Davetsiz, gayrımeşru olarak kalan ülkelerden birisi olan ABD çekilince şimdi sıra ikinci gayrımeşru davetsiz devlet olan Erdoğan Türkiye’sine geldi. Türkiye’de bir halli geriye itilirse Suriye’de gayrımeşruluk sona erip, meşruiyet donemi başlayacaktır. Geriye Suriye’nin davet etmiş olduğu, meşru yollarla Suriye’ye gelmiş olan ülkeler, bir de Suriyeli, bugüne kadar ülkesini savunmuş, kahramanlık destanı yazmış olan QSD güçleri kalacaktır. Suriye Şam yönetiminin kendi sorunlarını savaşarak değil, dostça mütalaa ederek birlikte çözeceği dostları kalacaktır.

Suriye kendini yeniden inşa edeceği bir sürece girmiş durumda. Şu haliyle Suriye’nin içine girmiş olduğu, kendini yenden ve bir üst düzeyde yapılanma surecinin önünde tek engel olarak Erdoğan Türkiye’si var. Bu engelin aşılması durumunda Suriye’nin de, Kuzey ve Doğu Suriye’nin de önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Bölgenin örnek ülkesi olacaktır Suriye. Aslında Erdoğan’ın El Bab, Cerablus ve Afrin’den atılması bile, ondan kurtulmaya yetecektir, hatta artacaktır da.

Teslim TÖRE

28 Aralık 2018