Reqa ve Dêrazor hattında çalışmalar da yürüten MSD Başkanlık Komitesi Üyesi Hesen Mihemed Elî, bir yandan DAİŞ ve Türk işgalciliğiyle savaşıp yeni tehditlere karşı tedbirler alırken diğer yandan yeni bir sistemi kurmaya çalıştıklarını söyledi.

Ramazan Marangoz-Mezopotamya24

Sivil meclislerin örgütlenmesinden sorumlu Suriye Demokratik Meclisi (MSD) Başkanlık Komitesi Üyesi Hesen Mihemed Elî, Arap halkı ve diğer halkların da kendi kendini yönettikleri bu sisteme adapte olduklarını belirterek, Türk devletinin saldırıları karşısında sadece Kürtlerin değil, bütün halkların duracağını söyledi. Suriye Demokratik Meclisi (MSD) Başkanlık Komitesi Üyesi Hesen Mihemed Elî, özellikle Reqa ve Dêrazor bölgesinde Sivil Meclislerin oluşumu, aşiretlerin ve Arap halkının katılımı konusunda görev ve sorumluluk aldı. Mihemed Elî’ye, bu bölgelerdeki çalışmaları, Arap halkının yaklaşımı ve katılımı, ABD kararından sonra neler olabileceği, bu hattaki Türk ve rejim faaliyetlerinin yansımalarını, Türk işgal tehdidine karşı tutumu Yeni Özgür Politika’ya değerlendirdi.

-Siz Reqa ve Dêrazor Sivil Meclisleri ile de çalıştınız. Öncelikle buralardaki Sivil Meclis ve toplumsal örgütlenmeyi anlatır mısınız, tüm katmanlarıyla Arap halkının katılımı nasıl?

Biz, Suriye Demokratik Meclisi (MSD) olarak tüm Rojava ve Kuzey Doğu Suriye’deki meclisler ile ilgileniyoruz. Bu yeni meclisler; Tebqa, Reqa ve Dêrazor halkı için yeni bir dönemdir. Buradaki halk, özellikle Arap halk on yıllardır kendi iradesi ile bir şeyler yürütmemiş. BAAS rejimince yönetilmiş ve her şeyi de rejimden beklemiş. İlk kez halk kendi kendini yönetiyor, kendi işlerini kendi yürütüyor, kendi sorumluluğunu hissediyor. Bu önemli bir gelişme ve aşamadır. Bu aşama üzerinde çalışmak gerekiyor. Mevcut durumda Reqa Meclisi’nde onlar kendilerini yönetiyor. Tüm mahalle ve köylerde meclisler, kominler örgütleniyor. Asuriler, Araplar, Çerkesler, Türkmenleri örgütlemenin ayrı sorumlulukları, ayrı sorunları var. Bunlar da bizim kapasitemizi geliştiriyor.

21. yüzyılda yeni MED dönemi başladı. Hareketimiz buna öncülük ediyor. Medya, nasıl halklara öncülük ettiyse Özgürlük Hareketi de Ortadoğu’da halklara, hareketlere öncülük ediyor. Onlarla birlikte biz DAİŞ’i yenilgiye uğrattık. Yeni bir dönemin açılmasına da neden oldu. Şimdi QSD içerisinde bulunanların çoğu Arap’tır. Daha önce DAİŞ’in denetiminde olanlar şimdi DAİŞ’e karşı savaşıyorlar. Bu yenidir. Reqa’da en fazla bizim Arap arkadaşlarımız şehit düştü. Dêrazor’da DAİŞ’e karşı savaşanlar Araplardır aslında. İrade kazanınca, “Biz savaşacağız, bu durumu da kabul etmeyeceğiz” diyorlar.

-Reqa bölgesindeki yeniden yapılanma, inşa konusunda hem Koalisyon hem de özel olarak Suudi Arabistan’ın çabası vardı. Finansal destek dışında sahada nasıl bir çalışmaları vardı, ABD’nin yeni kararının bu inşa çalışmalarına etkisi ne olur?

İnşa çalışması halka bağlıdır. Oradaki Arap halkı kendi kendini örgütlüyor, kendi kendini inşa ediyor. NATO-Koalisyon Güçleri-Amerika ile bir ilişkisi yok. Bunlar DAİŞ’e karşı savaş konusunda destek sunuyor. Halkı yeniden yapılandırma, örgütleme ve inşa konusu bizim görevimizdir. Mevcut durumda meclisleri geliştirdik. Bu yapılanma ve inşa konusunda kendilerine perspektif verip, destek sunuyoruz. Fakat bu yeniden yapılanma neye bağlıdır; her dönem yeni bir bölge açıp ya da kurtardığınız zaman yeni insanlar geliyor. Bu da yeni insanlara yeni görev verme, duruma göre bazı kurumları değiştirme gibi oradaki koşullara göre şekilleniyor. Paradigmamız üzerine halk kendi kendini yönetiyor. Devletlerin yardımından faydalanırız. Koalisyon’un içerisinde 70’ten fazla devlet var; Rusya, İran ve Türkiye ve onlara bağlı acentalar da dahildir. Siyaset yapıyor ve dengelere dikkat ediyoruz. Şimdiye kadar ‘ABD yoksa biz de yokuz‘ gibi bir yaklaşımımız olmadı. Biz bu işe başlarken ABD yoktu. Rojava’da halkın ve kendi irademiz, mücadelemiz ve imkanlarımız ile gerçekleştirdik. Bundan sonra da böyle olacak. Bu demek değildir ki, devletlerin yardımlarından faydalanmayacağız. Bu bir savaştır. Biz ve düşmanlarımız arasında büyük bir maratondur. Onlar bizi yenmeye biz de kendimizi ispatlamaya çalışıyoruz. Aslında tarihi bir hesaplaşmadır bu. Kendini iyi örgütleyen, sistemini iyi kuran, insanları iradesine kavuşturan ve siyasi dengeleri iyi hesaplayanlar başaracak. Şimdiye kadar başardık, bundan sonra da başaracağız. Savaşlarda bazı etkilenmeler olabiliyor fakat rota ilerlemektir. Biz ilerliyoruz. İlk kez dikkat edersiniz, Trump kararı sonrası Amerika alt-üst oldu. İç tartışmalara neden oldu, bir kısmı istifa etti. O da bizim konumumuzu gösteriyor. Konumumuz öyle bir stratejik noktaya gelmiş ki, bizim üzerimizde biri/birileri karar verirse dünya dengelerini etkiliyor. Bizim geliştirdiğimiz düzey, büyük devletleri de etkileyebiliyor. Bunun için de Kürtler ve birlikte mücadele yürüten halkların aslında bu dönemi kendi lehine bir dönem olarak görmeleri gerekiyor ve gerçekten başarmakta da kararlıdırlar. Bu yetiyor mu peki? Yetmiyor. Bizim amacımız büyük. Daha fazla mücadele, örgütlenme, değişen dünya koşullarına ve farklı durumlara karşı tedbir alma gerektiriyor. Bu konuda da birbirimize ve öz gücümüze güvenmeliyiz.

-Şimdiye kadar kentlerin yeniden onarımı, yerleşime açılması, üretimi, geçim kaynakları ve ticaret konusunda neler yapıldı?

Biliyorsunuz, bir bölge savaştan çıkınca her şey alt-üst oluyor ve yeniden bir inşa gerektiriyor. Attığımız adımlar, koşullarımız zorlu olmasına rağmen gerçekleştirdiklerimizi nispeten rejimle ya da başka yerlerle kıyasladığımız zaman, biz ilerdeyiz. Reqa yerle bir oldu. Şimdi Reqa’nın durumu Humus’tan, Dêrazor’dan, Deraa’dan, Halep’ten daha iyidir. Bunlar rejimin denetiminde. Halk, rejim tarafından bizim tarafımıza göç ediyor. Burada istikrar, adalet, gelişmeler ve umut var.

Bölgemizde halk tarımla uğraşıyor. Biz sulama kanallarını yeniden onarıyoruz. Halka elektrik ulaştırdık. Sivil Demokratik Meclisimiz Reqa’ya gireli bir yıl olmamasına rağmen muazzam gelişmeler katetti. Onlarca köprü onarıldı. Şehir içerisinde istasyonlar yapıldı. Reqa’ya gittiğinizde şimdi, eskisi gibi sokaklarda kalabalıktan yürüyemiyorsunuz. 200 bin insan Reqa’da yaşıyor şu an. Ticaret de başladı şimdi. Tüm Suriye’de en ucuz ekmek bizim bölgemizde. Mazotun litresi şimdi 55 Suriye Lirası (0.0938 Euo). Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar ucuz mazot yok. Birçok imkanları da o bölgelere seferber ettik. Reqa, Tebqa ve Dêrazor’da 300 bin öğrenci okullara gidiyor. 800 okul açılmış, 11 bin öğretmen var. Bunlar kolay şeyler değil. Bir ülke kendini nasıl yönetiyor? Yüz binlerce insan var, çalışıyorlar. Bu insanların maaşını da veriyorsunuz. Örneğin, 300 bin insan çalışıyor ve masraflarını karşılıyorsan bu 300 bin aile demektir. Bu iyi bir gelişmedir. Elbette yetmiyor. Daha fazla gelişme sağlamamız gerekiyor. Bu tür gelişmeleri savaş içerisinde yapmışız. Savaş içerisindeki gelişmeler ayrıdır, istikrar olduktan sonra ayrıdır. Hem bir yandan savaşıyorsunuz DAİŞ’le, hem tehditler var, bir yanda sistemi geliştiriyorsunuz. Bu şekilde birçok işi bir arada yapıyoruz. Onarımdır, tarımdır, kurumları yeniden inşadır; köyler, mahalleleri yapılandırmadır, kolay işler değil. Rojava ve Kuzey Suriye’de bir bütün olarak, devrim içerisinde büyük devrimler yaptık aslında.

-Bu bölgelerde mevcut yönetime itirazı, muhalefeti olup ama çetelerle da bağı olmayan kesimler var mı?

Muhakkak vardır. Biz tek renk konusunda aynı kanaatte değiliz. Çok renkliliğin olduğu yer sağlıklı bir yerdir. Bazılarının itirazları var, eleştiriyor da. Halk gelip bir şekilde meclis başkanlarını, yöneticileri eleştiriyor. Bazen de gelip ‘bu sizin projelerinizle çelişiyor‘ deyip tepkisini ortaya koyuyor. Halk, artık bu sisteme inanmış, gelip eleştirisini de yapabiliyor. Sistem bizde bu şekilde gelişiyor. Zaten kimse seni eleştirmezse gelişemezsin. Fakat orada yaşayıp, eleştiri yapan da, yapmayan da, ‘bu yeni bir dönemdir, bu kazanımlara sahip çıkmalıyız‘ diyor. Bazıları da devletlerin uzantılarıdır. Onların istemlerine göre bu işi sabote etmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin bazı acentalarını, aşiretlerini orada çalıştırıyorlar, antipropaganda yaptırıyorlar. Bu mücadele işidir. Biz işimizi iyi yaptıktan, zaaf göstermedikten sonra kimse bize karşı bunları kullanamaz.

Türk devletinin Girê Spî-Reqa hattı üzerinde ciddi tazyikinin olduğunu biliyoruz. Bazı aşiretleri işbirliğine zorlama, kontra faaliyetler, hatta şaşırtmalı suikastlar bile yapıyor. Tam olarak neler yaptığını ve ne oranda başardığını, yerel halkın tutumuyla birlikte paylaşabilir misiniz?

Orada, Koalisyon ve Amerika arasında A ve B Planı değişikliği yapıldı. Amerika buradan geri çekilecek, ‘biz de geleceğiz burada eski sistemi oturtacağız’ diyordu. Rejim de Moskova ve İran da. Fakat bunlar farklı yöntemler de denemeye başladılar. Türkiye, Kuzey tarafından QSD’ye suikastler yaparak halkı korkutmaya ve tehditler oluşturmaya çalışıyor. Ayrıca, Girê Spî’de aşiretler arasında sorunlar çıkararak birbirlerine girmesini istiyor. Ortaya çelişki koymaya çalışıyor. Şimdi de rejim, Güney’den ‘Kürtler size tahakküm kurmaya geliyorlar‘ gibi söylemlerle antipropaganda yapmaya çalışıyor. Ayrıca, şêxler ve aşiret liderlerine suikastlar düzenleyerek bizden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. ’Siz Kürtlere yanaşırsanız ucunda size ölüm var’ demeye getiriyorlar. Halk bunu anlamış durumda. Devletler kendilerince bir fotoğraf çıkarmaya çalışıyor. Şimdiye kadar başaramadılar. Geçenlerde Reqa’da bir şêxi öldürdüler, bunu başaramadılar. Tel Ebyad’da halklar arasında çelişkiler çıkarmaya çalıştılar orada da boşa çıktılar. Bunların yapılmasında Türk devletinin önemli rolü var. Bu yöntemler boşa çıkınca şimdi saldırmaya çalışıyor. Halk da ilk kez bu kadar demokratik anlamda nefes alınca Hareketi sahiplenmeye başladı.

-Türk devletinin olası kapsamlı saldırısı karşısında halkın örgütlenmesi, hazırlığı, askeri güçlerle ilişkisi ne düzeydedir?

Askeri güç noktasında QSD’nin açıklamaları üzerine de onların hazırlıkları var. Savaş kendi ile birlikte yıkımı da getirir. Saldırı olunca halk da QSD’de de direnir, kıyamet kopar. QSD de kendini ona göre hazırlıyor. Halk örgütleniyor. Dikkat ederseniz, son süreçte en ufak bir tehdite karşı bile halk reaksiyon gösteriyor. En uzak bölgede yaşayan Araplar bile ‘biz bunu kabul etmiyoruz‘ diyor. Herhangi bir saldırı karşısında Türkiye, tüm halkları karşısında görür ve orada kaybeder.