YAŞANAN ACI ARDINDAN SURİYE SAVAŞI BİTTİ Mİ? / Yakup Aslan

Suriye savaşı, ‘Kardeşim Esed’, ‘Katil Esad’a dönüştüğü günden bugüne sürekli kıyamet senaryolarıyla bizi “beka cenderesi”nde öğüten bir girdaba dönüştü. Suriye ısmarlama savaşı belli yandaş kesimde sadece radikalleşme getirmedi, adalet ve özgürlük iddiasıyla organize olanları kanlı bıçaklı gruplara böldü, bunlar kendi taraftarlarını, en çok da gençlerini ajite ettiler. Onları savaşa gönderirken, bunun rantını da bolca devşirmeye çalıştılar. Türkiye ilk defa Ahmet Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’ ütopyası perspektifinde kendinden olmayan herkese düşmanlık ideolojisiyle pragmatizme göre istihdam edilmiş apolojist edebiyatını yüzüne gözüne bulaştıran yeni yetme, sisteme sorgusuz sualsiz bağlı devşirme ve lümpen bir gençlik oluşturulmaya çalışıldı. Sebep sonuç ilişkisine aldırış etmeden, bilinçaltı bütün arızi kırıntılarını keşfeden bu acemi komiteciler, bütün mesailerini entrika ve kumpaslara ayırdılar. Suriye savaşı kenarda köşede kalan özgün, bağımsız İslamcıları da geniş boyutlu rant cazibesiyle iktidarın koalisyon ortağı, propagandisti, ajitasyon timi, hatta paramiliter milis, militan gücü haline getirdi. Devasa evrensel insanlık projesi ütopyaları, “milli ve yerli” fanatizmin daracık bir sloganı içerisinde tuz-buz edildi…

Yüzbinlerce ölü, neredeyse ülkenin tamamen yerle bir olması, dünyadaki bütün paramiliter suç odaklarının buraya toplanması, onbinlerce insanın mültecilik çarkı içinde yok olması, denizlerde Batı ülkelerine ölümü kolaylaştıran sahte bot ve can yelekleriyle kurtuluşa giderken denizlerde boğulması, Batı ülkelerinin mülteci ranti için mülteci göndermekle tehdit edilmesi, düşmanlık, kin ve öfkenin hayata hakim olması Suriye savaşından geri kalan eseri..

Şimdi Arap Birliği savaşa farklı bir zaviyeden müdahil oldu, Türkiye’yi Irak topraklarına düzenlediği operasyonları kınamakla işe başladı. Arab ülkelerinde yoğun bir şekilde Erdoğan’ın Osmanlı hayalleriyle Arap topraklarını işgal etmeye hazırlandığı algısı yoğun bir şekilde işlenmeye başlandığı yandaş medyanın haberleri için bolca argüman üretti.

Suriye savaş politikaları içerisinde Mehter takımı ritüeline sıkı sıkıya bağımlı olan Türkiye iktidarının aldığı sözler gereği olsa gerek, hızla Münbiç operasyonu için askeri sevkıyat yaptığı bir zamanda, ABD sürpriz bir şekilde Suriye’den çekileceğini söylediği ve Türkiye’nin Patriot füze almak için 5 milyar dolar üzerinde anlaşıldığı haberleri geldiği, Rusya anlaşması yapılan S 400 füzelerinin bilgisini ABD’ye vermekle Türkiye’yi suçlamaya ve Türkiye’den bir heyetin Rusya’ya gideceği, Erdoğan’ın Potin ile yüzyüze görüşeceği haberleri servis edilmeye başladığı bir arenada şaşkına dönmüş ördek gibiyiz. Birkaç saat içerisinde askeri operasyonun başlayacağını sıcak bölgelere gönderdiği savaş muhabirleriyle duyuran havuz medyası, bununla ilgili sevkiyat ve sabıkalı paramiliter milislerin mide bulandıran mesajlarını sürekli servis ederken, ABD’nin çekilme karıyla operasyonun ertelendiği silik bir şekilde kamufle edilmeye çalışıldı. Arap ülkelerinin birer birer elçiliklerini Şam’da açma kararlarıyla ilgili haberlerin devamında, Suriye ordusunun Münbiç’e girdiği haberleri geliyor.

Şimdi İdlib’de yaklaşık 700-800 bin civarında bir kitle var ve bunların 300 binine yakını paramiliter güç ve geriye kalan önemli bir kesimi de bunların aileleri. Milyonların yaşadığı dezenformasyondan ibaret. İdlip ve Afrin’e ilave olarak diğer bölgelerde “eğit-donat” projesi içerisinde finanse edilen milisler var. Bunların akıbeti ne olacak? Bunları Türkiye’ye getirip yeni bir ordu kurmak düşüncesinde olanlar olabilir. Bunların birçok kirli işte kullanıldığından kuşku yok. Tetikçiliği kabul edenlerin tecrübesi ortada. Ancak bu milislerin kanser tümörüne dönüştüklerini unutmamak lazım.. Finans kaynakları tükendi. Satılacak bir şey kalmadı. Herşey ipotek altında. Üretim paydos, dış borç zirve yaptı, ekonomik kriz gizlenmeye çalışılıyor. Katar nereye kadar finans sağlayacak. İntihar sayılacak bir kanlı maceranın kurbanı olan toplama cihatçılar sahipsiz kalmanın eşiğinde. Varlıkları sorun olmaya başladı.

Suriye savaşıyla birlikte Emevi Camiinde Cuma namazı kılma hazırlığı yapanlar, kutsalların omuzlarından inecekler mi, göreceğiz. Ama bir gerçek var bu perspektifte hala bir yerleri kurtarma iddiasıyla bolca rant devşirenler var. Onlar bu günahın ortaklarıdır. Savaş propaganda araçlarına dönüşen medyalarında bunların daha fazla donatılmasını, ağır silahların verilmesini veya ABD’nin fiziki askeri müdahale yaptıktan sonra yönetimi radikal İslamcılara vermesini talep eden apolojist lümpen çevreler ne olacak şimdi? Hiçbir şey olmamış gibi, yüzleri kızarmadan donkişotluğa, şovmenliğe, şeref yoksunu sünepelere zemin hazırlamaya devam edecekler mi? Kendi ayaklarına sıktıklarını neden fark edemediler? Adil şahitlik bu muydu?

Anlaşılan dengeler yeniden değişiyor. Suriye’de kalmaya devam edeceğini açıklayan Fransa ve İngiltere dağıtılan yeni kartlardan hangisine sahip olacak ve aynı şekilde çekilme kararını duyuran, Türkiye’nin IŞİD’in kökünü kazıyacağını ve Suudi Arabistan’ın bunun finansını sağlamaya razı olduğunu açıklayan ABD nasıl bir oyun peşinde çok belli değil…

Ya Suriye savaşının sonuna vardık veya Orta Doğu’yu kasıp kavuracak yeni büyük bir savaşın, kaosun, yıkımın, kaosun, korkunun, katliamın, acının, ölümlerin, göçlerin eşiğine sürükleniyoruz.. Böyle bir tercih geçici de olsa dalkavuk sünepeleri sevindirecektir. Belki bir süre daha “millilik, yerlilik” üzerinden “Ölürüm Türkiyem” teranelerini okumaya devam edecekler, ama sonra. Sonrası belli aslında…

Em dibêjin yê suwarê hespê bîyanîya be her dem peya ye!