Burası Orta-Doğu gelişmeler anlık. Bir saat önce yan yana duran bir saat sonra karşı cepheler de yer alıyor.

Zemin kaygan. Fakat bunu sadece zeminin kayganlığına ve politik gelişmelere bağlamak ne kadar doğru olur, bunu biraz incelemek gerekir.

Kimin ne yaptığı, ne yapmak istediğini kestirmek çok zor.

Niye böyle?

Bu durum Orta-Doğu toplumlarının sosyolojik, sosyal psikolojik ruhi haletiyesi ile ilgili olabilir mi…Bu ruh hali siyasal toplumsal konularda kendisini dışa vuruyor olabilir mi…

Bunun islamiyet ile ilgisi olabilir mi…

Küçüklük kompleksi olabilir mi… Silik, kendisine güveni olmayan, güç karşısında biat eden, biat etmek ile kalmayıp gücün hizmetine giren kişilik olabilir mi…

Orta-Doğu da dikta rejimlerinin bu kadar ayakta kalmasında ve uzun erimli olmasında bu toplumsal yapının etkisi yokmudur?

Tabiki var.

Orta Doğu da neden sağlam vede köklü ittfaklar oluşmuyor. Neden toplumlar kendilerinin başında hep bir diktatöre hasretlik güderler.

Orta Doğu da bitmek bilmeyen savaş vede çatışmaların rolü varmıdır…İhanetin en hasının yaşandığı bu topraklar da güven sözcüğünün anlamı kalmış olabilir mi…

Bu toplumu param parça eden, mehzeplere bölen ve bu mehzepleri birbirine düşman eden islamiyetin rolünü unutmamak gerekir.

Orta-Doğu da devletlerin, partilerin, örgütlerin politikalarına damga vuran riyakarlığın rolü ne kadardır.

Bunlara bir kaç örnek verelim. Biz kürdleri ilgilendiren şu örnekler yeterlidir sanırım:

Türkiye Güney ilişkisi, daha doğru bir deyim ile TC ile KDP nin ilişkileri. KDP ve yöneticileri Kürdlerin en büyük düşmanın TC de olduğunu bilmiyorlar mı. Tabiki biliyorlar. Bunu bağımsızlık referandumunda gördük. TC İran, İrak ile birlikte hareket etti. Kerkük ü kürdlerin elinden aldılar. Baş aktör TC devletiydi. Güney TC den vaz geçtimi yok, daha da sıkı ilişkiler geliştirmenin peşinde.

TC İsrail ilişkileri, TC bir taraftan İsrail düşmanlığı yaptığını “müslüman” alemine riyakarca söylüyor, diğer taraftan en iyi ilişkileri Orta-Doğu da İsrail ile. Silah alıyor, teknik destek alıyor. İsrail de ayni şekilde TC ye güya karşıt ama her türlü desteği veriyor. Netanyahu Erdoğan´a Kürd köylüsünü katlediyorsun diyor. Fakat Kürd köylüsünü katleden silahın İsrail silahı olduğu gerçeği ortada duruyor.

Kişi örgüt parti ilişkilerine bakın. En iyi örnek Türkiye. Muhalefet korku ve panik içinde. Erdoğan´a biat etmeyen yok. Erdoğan´a methiyeler dizmelerin ardı arkası gelmiyor.

Korku panik, sindirilmişlik topluma hakim, bireylere hakim, partilere sendikalara, sivil toplum kuruluşlarına hakim. Şimdi şunu diyeceksiniz. Faşizm var. Ne yapsınlar. Doğru bu faşizm gümbür gümbür, bagıra bağıra geliyorum demedi mi…

Sessiz kalmadı mı bu saydığımız güçler. Gezi sonrası biat yaşanmadı mı. “Ana muhalefet” faşizmin her söylemine koşarak destek vermedi mi…

Panik, korku, sindirilmişlik, küçüklük kompleksi Orta Doğu da hem devletler düzeyinde, hemde bireyler düzeyinde en üst seviyede yaşanıyor.

Bu ruh hali birliklerin oluşmasına, direnişlerin gelişmesine zemin sunmaz, tam tersine yıkıcı sonuçlar ortaya çıkarır.

İnsan psikolojisi çok hassastır. Kahramanlığı ve cesaretin zirvesini yaşaybildiği gibi. Silikliğin ve alçaklığın zirvesini de yaşayabiliyor.

Orta Doğu kişiliği en silik dönemini yaşıyor.