Canımın içi Tanrım, ruhum ve varlık sebebin. Varlığımın sadece sana armağan olduğunu sabah güneşiyle arınırken inandım. Yer yüzü kirinden arınırken sadece ve sadece sana ulaşmamın ilk adımını atmanın heyecanıyla yine senimle bütünleştim.. O inançla ilk ışığınla huzur içinde, anlım açık yüreğim huzur dolu sana sarılarak Güneşi, yani senin sonsuz ışığını karşıladım. Senden bir parça olduğu hissederek ve yaşayarak seninle birlikde senin sonsuz gözünle ışığına büründüm. 

 

Ben yoktu. O, biz, bizler yoktu o an sadece sen ve ben vardık. Ve ben günlerce aylarca senin sıcaklığına duyduğum özlemden göç alarak acılarımın dayanılmaz ağırlığına dayandım. Nasıl ki kızıl güneşin doğuşu muhteşem yaşam biçimini  müjdeliyorsa, yıldızların dinlenmeye çekilmesi ve gece doğum sancısı çekerken, ben sana sarılarak seninle gecenin günü doğurmasını dört gözle bekledim. Gece ve gündüzün yaratıcısı olarak yaptığın her şeyde, yaratığın her nesnede bir hikmet, bir sebep arayarak her acıyla inancımı biraz daha pekiştirdim.

 

İnan Tanrım senden geldiğini bilsem çektiğim bütün acılara da yıldızların sana sarıldığı ana bakar gibi bakar ve dayanılmaz acılarımı dayanıklı kılarım. Ama olmuyor, bu insanlara baktığımda senim parçan olan  biz insanların böyle bir varlığa bürünmesine inanmadım. Senden bir parça olan bizler ve bizlere benzeyen bu yaratıklarla aramızdaki farkı bu küçük yüreğim ve aklım çözemedi.

 

Sen  çözebildin mi sevgili Tanrım? 

 

Güzel Tanrım, sevgili babam yoksa ben uzayda yolunu şaşıran bir yıldızmıyım?Cehennem zebanilerin içine düştüm de benim mi haberim yok? Böyle yaratıklar nasıl olurda yeryüzüne hakim olur ve yüzlerce binlerce masum yıldızı  cehenneminde  kaybeder. Etrafıma bakıyorum. kan ve gözyaşından başka bir şey göremiyorum. Acıla kavrulan insanların yürek yarası, feryadı senin katında deprem yaratırken senin suskunluğunainanamıyorum.

 

Halbuki yar yarılmalı ve bütün insanlık yerle bir edilmeliydi. kendi yarattığın mükemel insanların bu hale gelmesine seyirci kalmamalıydım. Kalıyorsan mutlaka bir hikmeti vardır biliyorum. ben biliyorum da Annesinin elinde alınıp duvara çalınan iki yaşında kız çocuk nasıl bilecek. Ben biliyorum da tecavüz anında bile kendini kendi bedenindeki acıları düşünmeden iki yaşındaki çocuğu için feryat eden kadın nasıl anlayacak. Da ha de onlardan vazgeçtim, bak karanlık köşede ayakları prangalı kan işeyen Delal nasıl anlayacak? Bugün uç kişi onunla evlenip boşandı. Bu nasıl bir anlaşmadır ki hepsinde senin adın var. Bu nasıl bir nikah anlayışı ise hepsinde senin Muhamedin‘i şahit gösterdiler. Bütün bunlara rağmen Muhamedini bilmem ama senin her yerde bütün bunlara şahitlik yaptığına bende sana şahitlik ederek tarihe tanıklık ediyorum. 

De söyle sevgili Tanrım bu acıların Hikmeti ne?

 

Acılarımın şahidi Tanrım kendi acılarımdan vazgeçtim, annem babam kardeşlerim ve yüzlerce çocuğun acısına nasıl tanıklık edeceğim. Beni neyle sınıyorsun. Benim canımı bin defa alman gerekirken ben neden hala yaşıyorum ve bu vahşete tanıklık ediyorum.Bir insanın acısına, çığlığına çaresizliğine tanıklık etmek ne kadar zordur bilirmisin Tanrım? O acı çektikçe senin canının yarısının karanlık sulara gömüldüğünü, diğer yarasının da korkudan tirtir titreyerek yok olduğunu biliyormusun? 

 

Bak Delal’le kan işemekte. Yarın belki de bu gece birileri bana da tecavüz edecek ve ben bel ki kan kaybından öleceğim. Fiziki olarak ölmesem bile kalan canım neye yarayacak? Her an o tecavüz anını yaşamayacak mıyım?  Tıpkı şimdi  çevremde  tecavüze uğrayan kızlar gibi ölüp ölüp dirilmeyecekmiyim.

 

Sence ölmek nedir Tanrım?

 

Canımın içi sen olmasan ben kendimden, kendi bedenimden ve küçücük kalbimden nefret ederdim.  Her sabah ailemle sabah duavasına çıktığımızda ve senin ışığını bedenimde hissettiğimde o zaman varlık sebebimin senin ışığın olduğuna ve bende o ışığın bir parçası olduğuma inandım. Daha da inanıyorum ama nasıl olurda bir avuç zebani sana ve senin muhteşem varlığına rağmen beni senin ışığından mahrum edebiliyor?

 

Onların bedenime yaptıkları işkence, anne, baba ve kardeşlerimi gözümün önünde canlı canlı kesmeleri bile beni umutsuzluğa düşürmedi. Hep bir umutla onların yüzüne tüküreceğim güne bekledim ve şuanda da bekliyorum. Bütün güzelliklerin sahibi yüce Tanrım sana hiç bir zaman isyan etmeyi istemedim. Sana isyan etmeyi de aklımdan geçirmedim ama beş yaşında ki kız çocukların tecavüzüne tanıklık eden ben artıkdayanamıyor ve her defasında kriz geçirip kendinden geçiyorum. Sen nasıl oldun da bu vahşete dayanıp seyirci kalabiliyorsun?

 

Sence vahşet nedir Tanrım?

 

lbin beş yaşında komşum nesrin teyzenin kızıydı. Nesrin teyzeyi seninde gördüğün gibi önce tecavüz ardından gözlerini çıkartılar. Hem de kör bir bıçakla. Nesrin Teyze suçişlemişti, onlar tecavüz ederken o katillerinin gözlerinin içine bakmıştı. Na kadar dövüp tecavüz ettilerse de, her defasında tecavüzcüsünün gözlerinin içine baktı. Sonunda soysuzun biri bıçağına davranıp gözlerini çıkardı. Hem de göksünün üstüne oturarak ve Nesrin teyzenin gözlerinin içine bakarak. Onunla da yetinmedi. Gözleriyle misket oynayıp kahkaha attılar ve ardında gözlerini yaktılar. Nesrin teyze her türlü hakareti işkenceyi yaptıktan sonra Allahtan af dilemesini istediler. Sende gördün ya Tanrım sanki başka tanrı varmış gibi İŞİD köpeklerinin Tanrısından af dilemem dedi. Aman dilemediğiiçinde kafasını kesdiler. 

 

Aman dilemek nedir Tanrım?

 

Sende gördün ya Tanrım o kadir işkence ve tecavüze rağmen, son nefesine kadar ne senden nede senin güneşinden vazgeçmedi. Meleké Tavuz adına yemin ettiğinde bir IŞİD garabetinin kılıcıyla can verdi. Başı küçük Gülbine kadar yuvarlanarak gitti. O an sen şahitsin Gülbin donmuştu. Ne konuşabiliyor, ne ağlayabiliyordu. Ben nefes almasından bile şüpheliydim. Yine annesinin kafasını kesen uzun boylu kapkara sakalı olan ve bir insandan çok bir gorile benzeyen Adı bok soyundan olduğu süylenen şex Süleyman”ın tokadıyla yere kapandığında çıkardığı sesle yaşadığını ve nefes aldığını görerek sevindim.

 

Gülbin ağlıyordu hıçkıra hıçkıra değil sadece hıçkırıkların sesi kalıyor ve kalbi bir rek gibi atıyordu. Sarı saçları annesinin boynunda akan kana, kızıla boyanmış, gözlerinin etrafı mor bir halka ve küçük ela gözlerinin feri sönmüştu. Ve hepimizin gözü önünde adı şex olan adam gerdeğe hazırlasınlar diye Gülbini bir kadına teslim etti. O kadında şeqin en büyük karısı ve İslam polisinin şeflerindendi. Eli Kırbaçlı Asye’di. 

 

Sahi Asiye’yi sen yaratmadın mı Tanrım?

 

Ben bunları niye anlatıyorum ki sen zaten her şeyi duyan, her şeyi gören ve her yerde olan canımızın bir parçasısın. Nasıl oluyor da bütün bunlara sessiz kaldın anlamış değilim. Anlamasan da hikmetine sual sorulmaz diyemiyorum. Eğer ben senin bir parçamsam ve beni sen yarattıysan ben senden bir parça olma hakkımı kullanır ve bir aciz kul değil senin nurunun bir kızı olarak soru sorarım. Günahsa günahı da bedelini öderim. Yada işlemediğim bir düzüne günaha karşı bana reva gördüğün bu cezanın bir saniyesiyle takas edersin. 

 

Günah nedir sevgili Tanrım?

 

Bütün köyün ortasında onlarca insan tek tek kafası kesilip cennet bileti aldıklarına inanan bu soysuzların bütün vahşetine tanıklık ettim, ama Gülbin’in o kadının elinde kırbaçlanmasına, çırpınmasına dayanmadım. O andan itibaren bende kayıp. Beş yaşında bir kız çocuğu ve onların emiri olan mahlukat hem şeğ hem emir olan kafir yine senin adına ve yine güya seni memnun etmek için beş yaşındaki bir kız çocuğuyla gerdeğe girip cennetin biletini garantileyecek. Söylermişim sevgili Tanrım ben kayıp olmayım da kim olsun. 

 

Söylermisin sevgili Tanrım Kim cennetlik ?

 

Kendime geldiğimde hayvanların yattığı yerde sağ kalan bir kaç kadınla birlikte bir köşede uyanmıştım. İçin güzel tarafı yine her zamanki gibi senin ışığının ilk doğuşuyla uyanmıştım ve bütün bedenimi senin ışığın sarmıştı. Sağıma soluma baktığımda bir kaçkadın, bir kaç çocuk kalmıştık. 

 

Senin güneşinin sıcaklığını bedenim de hissettiği de vücudumdaki ağrının şiddeti gittikçe azalıyordu. Ama kalkmaya kaldığımda bütün acılar isyana duruyor ve vücudumuparçalarcasına saldırıyorlardı. O an anladım beni sükunete davet ediyorsun. Ben nasıl sakin durup her şeye biti at edeyim. Ben Güneşin kızıyım. Nasıl ki doğumum güneşle oldu ve güneş bedenimi kutsadı, ölümümü de güneş kutsamalı. Kurban olacaksak hep birlikte kurban olacağız. ben öldüğümde insanlık ölecek, insanlık öldüğünde yaşamanın, yaşamın bir anlamı bir önemi kalıyor mu?  Söylesene  Güneşimin ruhu?

 

Dün güzümün önünde yeniden insanlık lime lime edildi ve cesetleri yakıldı. Şükürler olsun ki onların vahşetiyle yakılan bedenler senin kutsal ateşinle arındılar. Işık olur biz zavallı esirlere güç kaynağı oldular. Beni yaşatan bana yaşam kaynağı veren senin Güneşinde saklı olan bir yudum gülücüktür. Ben o gülücüğe her baktığımda bütün  vücudum  senin enerjinle doluyor buda bana yaşama gücü veriyor. Yoksa şex bana baktığında ben teslim olan bedenimle kirlenmiş ve ölmüş olacaktım. Son anda kendimi ateşe savurmam ve o bedenlerle bütünleşip sana ulaşma isteğim bugün  benim senin güneşinle yeniden dirilmemi sağladı. 

 

Senin ateşinle arınanlara ne denir Tanrım?

 

Adı sex dini İslam ve yaptığı her şeyi senin ve Senin Muhamedin adına kendini kutsayarak yapıyor. O sizi kutsarken sadece kendini kutsuyor ve yapacağı butun alçaklıklara sizi ortak ediyor. Yoksa sevgili Tanrım hiç bir din bu kadar alçalmaz ve bu kadar korkunç emirler vermez. 

 

Dün Gülbin ölürken, tecavüze uğramış bedeni ateşe atılırken Güneşin kızlarına tek sey tehdit ettiler ya bitiat edersiniz yada karnınızdaki çocuğa kadar tecevuz ederiz. Bu defa cesetlerini yakmaz köpeklere yem ederiz.‘ dediler ve güneşin ilk doğuşuyla biz kurbanlıkları köpeklerine yem edecekler.

 

Bununla yüzleşebilirmisin sevgili Tanrım?

 

Gel yüzleş benimle sevgili Tanrım. Sen ki bütün kainatı yaratansın bir Kürt kızının, bir Ezidi kızının acılarıyla, utançlarıyla yüzleşmekten korkmassın. Sende biliyorsun henüz bana dokunmadılar. Sadece işkence ettiler ve onların yüzüne tükürmemin bedelini, acıyı bine, yüz bine katlamak için yaşamama izin verdiler. Daha nakadar direnirim ve her Kuran’nı kerimi önüme koyduklarında daha ne kadar yüzlerine tükürebilirim bilmiyorum.

 

Rahannı hatırlıyorsun. Selvi boylu, mavi güzlü ve güneş gibi parlak bir yüzü vardı. O gülerken dağ, taş ve bütün doğa gülüyordu. Ondaki mutluluk, ondaki yaşama gayreti kimsede yok gibiydi. O kurana da el bastı, kelimeyi şahadette getirdi ve ilk geceden sonra kendini öldürmeyi becerdi. 

 

Reyhan ölürken acı çekti mi Tanrım

 

Kelimeyi şadet getirdiği için islimi kurallara güre gömüldü. Onun vücudunu gördüm. Onu yıkayan kadına yardım ederken onun o harika vücudunun bir gecede ne hale geldiğini gördüm. Bir vücut bir gecede bu kadar değişebilir mi Tanrım Cesedi kupkuruydu. Sanki vücudundaki kan çekilmişti. Halbuki diğer kadınlar gibi başı kesilmemişti. Sadece bacak aralarında ince bir çizgi gibi akan kan lekeleri vardı. Yüzü mosmordu. O kadar morarmıştı ki yüzündeki bütün işkence izlerini kapatıyordu.  Bu utanç niyeydi ki diye sorasın geliyor. O günahsız on bir yaşında bir kızdı. Selvi boyluydu mavi gözlü kalem kaşlıydı. Yüzünde ki gülücüğü güneşten ödünç almıştı. O utançniyeydi ki?

 

Unutması gereken Kim Tanrım?

 

Hem acılarımın, hem sevinçlerimin kaynağı. Yaratanım, yaratanım ve yarılan benim yüreğim şimdi senim kalbini sökeceğim ve yine senin acına güneşe kurban edeceğim. Bizi kurban sunduğun bu kara, cehennem günlerini sürekli hatırlaman için sana  senin  adaletine yakışır bir kurban sunacağım.

 

Tanrım gözlerime bak. Göz bebeklerime bak korkusuzca ve utanmadan.  Bak acılarıma bir çizgi gibi akıyor göz pınarlarımdan, göz bebeklerimi bulanık görmen ondandır.  Korkma bu kin veya nefret çizgileri değil, tarihin sırlarına vakıf olmuş Kürdün gölgeleridir. Kürdün gölgesine sığınabilirsin Tanrım, Kürdün gölgesi o kadar yücedir ki senin yüceliğinle seni bile gülgesinde misafir edebilir.

 

 

Yoksa bu acıya nasıl katlanıla bilinir?  Sizin yarattığınız bu ucube yaratıkların elleri göksümde aşağılara doğru uzanırken, onun esrar kokan nefesimle ben kusmak istiyorum. Kendimden olmadan istem dişi kusuyorum. Siz daha iyi bilirsiniz sevgili tanrım bir leş çöl sıcağında bir kaç saatte kokmaya başlar. Ceset bir yandan alev alev yanar bir yandanda kokusu aşrı azmanı inletir. Bir kaç saatten vazgeçin onun bir kaç gün dışarda kaldığını düğünün o cesedin nasıl koktuğunu varın siz hesaplayın. İşte  bu zebaniler ister inanın ister inanmayın öyle kokar. Hele birde ağızlarını açtığında Cami tuvaletini arar olursunuz. Ne esans, ne kırk bir çeşit koku bu vahşet garabetlerinin  kokusunu bastıramaz. 

 

Sahi Tanrım bunların bu kadar kokması bedenlerinin utancından mı?

 

Sen karar kıldıysan Tanrım son dakikalarım, belki de bir kaç nefeslik tadım kaldı, onu da sana harcamak istiyorum, yüreğimin ve bütün benliğimin sahibi. Takatsız ve umutsuzun şimdi sizinle konuşarak umutlarımı çoğaltacağım ve senin yüreğini alıp kurban ettiğimde son nefesini size armağan edip sonsuzluğa karışacağım. 

 

Yüzüme utana sıkıla değil bir Tanrıya yakışır şekilde bakmana sevindim sevgili Tanrım. Şimdi yüzüne bakatığım da kusmam geliyor. Nicedir kendimi tutuyorum ama artık engel olamayacağım, ola ki kan üstüne sıçrarsa şimdiden özür dilerim. Aldığım darbelerden ciğerim kanıyor, sanırım bir kaç kaburgam Müslüman kılıcı gibi ciğerlerime batmış nefes alamıyorum.

 

Siz yinede özümleyin sevgili tanrım yüzümdeki siyah halkalara, bıcak kesiklerine  ve lime lime olmuş elbisemin arkasında görünen vücudumda ki kamçı izlerine. Biliyor musun sevgili Tanrım bir orası sağlam kalmış, kan damlacıklarının fokurdamadığı, kamcının ulaşmadığı ve sopanın girmediği namahrem alan. Gördüğün özere bu narin siyahlaşmış kar beyaz tenimde bir beyaz bayrak gibi parlayan tüysüz ama ne yazık ki sidik kokan bir orası kalmış.

 

Kusura bakmayın sevgili tanrım. ben utanmaz değilim ama gürdüğüm işkenceler ki birazdan anlatacağım, gördüğüm vahşet beni büyüttüğü gibi de gördüğün gibi birazda uzanmaz yaptı. Kaç gündür bu vahşetin içindeyim bilmiyorum tek bildiğim acılarımın tetek teker beni yalayarak vücudumda dolaştığı. Bak görüyormuşsun yine dişlerin takırdamaya başladı. Bu çöl sıcaklığında cehennem azabında ben titriyorum. 

 

Dişlerim Türk kabusuna yakalanmış bebek gibi sekmeden viyaklıyor. O kadar korkuyorum ki korkudan ölüp ölüp diriliyorum ve ben bu yaşta bütün bunları senim gözlerinin önünde yaşıyorum. 

 

Sahi yaşam nedir Tanrım

 

Senin kaskatı kesilmeni beklemiyorum elbet, sen yüce Tanrımın, nice vahşete tanıklık ettiğini ve her gün yazılan tarih, sen milyonlarca yıldır günü gününe, saati saatine ve salisesine kadar görerek yaşıyor ve yaşamasına izin veriyorsun. Bunu anlayışla karşılıyorum da canım Tanrım sen çocukların tecavüze uğramasına nasılda sessizce tanıklık edebiliyorsun ve bu kadar büyük gücüne rağmen nasıl sabır edebiliyorsun? Bu beni hep düşündürüyor ve senin bu engin sırına hayret ediyorum, daha birçok şeye hayret ettiğim gibi.

 

Biliyorsun sevgili Tanrım gözlerimin önünde kaç kadına, kaç çocuğa tecavüz ettiler. Kaç dil, kaç kafa kestiler kaç cinsel organ dağladılar ve kaç cinsel organa haç soktular. Bunlara şahitsiz benim bu kara kap kara gözlerimin şahit olduğu gibi. Ancak yeter bugün son sevgili Tanrım, bugün son ve artık son nefesini vermek istiyorum tabi senin kalbini sököp güneşe armağan ederek...

 

Yaşam, acı çekmekmidir sevgili Tanrım…