Erdoğan’ ın Önünde MHP, Arkasında CHP duruyor.

Türkiye’de yerel belediye seçimleri nedeniyle siyasetin gündeminde yer alan partiler arası seçim ve ittifaklar meselesinde miliyetçi türk cephesinin her iki kanadında da kayda değer bir değişiklik yoktur. Zaten devletin siyasi partileri 24 Haziran genel seçimler öncesinde kurdukları Cumhur ve millet ittifakı mevcut haliyle bu yerel seçimlerde sürüyor. İttifakın her iki kanadı da HDP üzerinden Kürd karşıtılığı ve Kürtleri ve temsilcilerini seçimle dışlama siyaseti devam edecektir. Hiç şüphesiz en çok da Kürdistan bölgesinde devletin kurumlarıyla seçmenler üzerinden oyunlar oynanacak tehdit ve korkutma, sindirme ve tutuklama yollarıyla engelleme yapılacak, sonuçları değiştirilmek istenecektir. 24 Haziran parlamento seçimlerinde Suruç olayında ve benzer bir çok merkezde yaşanan olaylarda olduğu gibi benzer uygulamalar gelişebilir. Türk partileri devletiyle birlikte Kürdlere yönelik yapılan baskılar sınır tanımaz paspayelikte sürdürülürken, diğer taraftan Kürd halkını etkileme adına seçimden seçime bol keseden vaadlerle birlikte yalandan kardeşlik görüntüleri eşliğinde bildik sahte davranışlar yüz, mimik ifadelerine dek her türden yanıltma şovları sürecektir. Tabi ki, Kürdler de bunu yutmuyor. Ne şekilde olursa olsun Kürdler bu kadar yaşanmışlıklardan sonra kolay kolay tuzaklanmalara girecek kadar saf değildir. Beğensin ya da beğenmesin kendi öz değerlerini sahiplenecek bilinçtedir. Bu kadar kayyum ve kıyamlardan sonraş halkın elbete bir karşılığı, sözü olacaktır. Bu nedenle seçim sonuçları önemlidir.

Bu seçimde önemli olan HDP’nin nasıl bir yol izleyeceğidir. Duruma göre yerellerde bazı taktik hamleler yapılabilir. Yerel seçimlerin genel seçimlerden farklı olarak yerel özgünlükleri isimler ve oy hesapları üzerinden HDP parti olarak bazı anlaşma yada uzlaşma arayışlarına gidebilr. Özellikle AKP’ye kaybettirecek geriletecek yönde hamleler yapılabilir. İstanbul başta olmak üzere Türkiye metropollerinde bu türden zeminleri değerlendirmek mümküdür. Buralarda taktik hamle AKP, MHP ittifağının geriletilmesi üzerinden götürülebilir. CHP tarafından HDP’ye utangaçça da olsa bazı iller bazında yanaşma, yakınlaşma eğilimleri teklifleri gelebilir. Varsa bu yönde eğilimler cazip tekliflerle çekmek gerekir. Karşılıklı çıkarlar denklemi üzerinden uzlaşma anlamda bazı hesap kitaplar yapılabilir. Taktiksel olarak bu tür konular üzerinde kısmi ittifaklar olur, yada olmaz. Önemli olan ilişkiler üzerinden siyasi kazançlar sağlayabilmektir. HDP Kürdlere dayalı oluşturduğu güç dengesiyle siyaseten çok önemli bir çıkış yapabilir. Seçim sonuçları üzerinden vereceği mesajla konumunu güçlendirebilir. Dolaysıyla bu seçimlerde parti olarak çıkarlarını gözeten minvalde itifak konularını değerlendirmeye almasında herhangi bir tuhaflık, ya da anormallik yoktur.

Bu konuda CHP ne kadar istekli olup olmadığı bilinmiyor. CHP’nin AKP ve iktidarına ne kadar muhalefet, ya da değil o da belirsiz. Erdoğan ve partisine hep muhalefet ediyormuş gibi duruyor, veya bazılarınca böyle okunuyor ama, kimse bu konuda tam emin değildir. Bazen sunulmak istenen görüntüler yanıltıcı olabiliyor. Muhalefet diye görünüyor ama işin özü hiç de göründüğü gibi değildir. Bilinenin ve görünenin aksine CHP, AKP’nin hemen hemen bütün icraatlarına onay vermiştir. Örneğin en can alıcı ve yakıcı meselelerde özelikle Kürdler ve meselesinde CHP, AKP’ den daha kaskatı bir tutum içinde olmuştur. HDP’lilerin tutuklanması ve dokunulmazlıklar meselesinde nerede, kimlerle saf tutuğu belidir. Eğer Erdoğan’nın icraatlarına okmuşsa bir eleştirisi ve muhalefeti, o da çözüm süreci, barış, demokratik vb Kürd sorununa karşıtlık temelinde devletin red ve inkar siyasetini sahiplenmesi biçiminde olmuştur. Buna da muhalefet denmez. CHP bütün yaklaşımları esas itibarıyla rejimin bekası adına her konuda hükümetle ortak çalışma içinde olmayı öncelemiştir. Kürd illerinde gerçekleşen yıkım ve katliamlardan, dokunulmazlıklara kayyumlardan, HDP’ ye yönelik tutuklamalara kadar Efrin işkali ve Süriye politikası dahil her konuda Erdoğan’ın ve iktidarının yaptıklarına arka çıkarak esasta muhalefetten çok bir ortaklık tutumunu sergilemiştir.

Daha açık ifade etmek gerekirse, Erdoğan iktidarının ve tek adam diktatörlük uygulamalarının bütün icraatlarının önde gideni, çekeni Bahçeli ve MHP’si ise, arkadan itenin güç verenin de Kılıçdaroğlu ve CHP’si olmuştur. Bahçeli, “ey Erdoğan daha ne duruyorsun gelsene” derken Kılıçdaroğlu da, “ ey Erdoğan seni tutan mı var gitsene” der gibisinden arkadan desteklemiştir.

CHP ve MHP’de bu iki parti neden biri direk, biri endirek itici ve çekici kuvvet halinde Erdoğan’a endekslenmiştir? Bir hayli düşündürücüdür. Tabi ki, bunun çok derinden gelen kökleri vardır. Bu her iki parti devletin vazgeçmediği, vazgeçemeyeceği temel partisidir, CHP ve MHP. Bu partiler olmadan devlet erki kendini güvencede hissetmiyor. Çünkü CHP gerçek anlamda devlet partisidir. MHP’de öyle. İkisi de misyon sahibidir.

CHP Türkiye’deki solun her tür ve çeşidini, buradan gelebilecek muhalefeti kontrol altında tutmak ve bunları devlete uyumlu hale getirmek gibi önceliklere haiz bir misyona sahiptir. Dolaysıyla CHP’ nin aslı görevi ve başarısı iktidara gelmekten çok bu işi ne kadar becerip becermediğiyle bağlantılıdır. Benzer şekilde MHP’nin ‘de milliyetçi sağın bütün versiyonlarını kontrol altında tutma ve bu kesimleri devletin çıkarları doğrultusunda konumlandırmak gibi bir görevi vardır.

CHP Kemalist rejimin çok parti sistemine geçtikten bu güne hiçbir zaman tek başına iktidar olamamıştır. Bir anlamda tek partili sistemin sonu, kendi iktidarının sonu ve muhalefette demirbaş olmanın başlangıcıdır. CHP bazı dönemlerde başka partilerle kurduğu ortaklıklar ve koalisyonlar şeklinde geçici iktidar ortağı olmuştur. Ama uzun sürmemiştir. CHP iktidardan çok muhalefet olmayı, muhalefette kalmayı sanki daha bir tercih eder gibi olmuştur. MHP’ de kurulduğu tarihten bu güne meclisteki temsiliyeti az veya çok pek önemsenmeden gelen giden iktidar olan tüm sağ, partilere bir şekilde ilişkilenerek iktidarın gücü içinde hep var olmayı sürdürmüştür.

Türkiye’de çok partili sistemden sonra dikkat edilirse seçimlerde kazanan, iktidar olan ne CHP ve ne de MHP’dir. Bu iki parti dışında genellikle milliyetçi sağdan gelen partilerdir. İktidar olan bütün partiler iktidardan düştükten bir dönem içinde eriyip gitmişlerdir. DP, AP, DYP, ANAP gibi partilerin günümüzde hiç bir esamesi bile yoktur. Yeni nesilin çoğu bu partileri ne bilir ne tanır. AKP’de bunlara benzer bir parti olarak 2000 yıllarının başından itibaren siyasete eklemlenmesi ve doğrudan iktidar taşınması bir olmuştur. Zamanı geldiğinde AKP’nin de diğer partiler gibi benzer bir akıbeti yaşayıp yaşamayacağını zaman gösterecektir. Ancak AKP’nin devlet içinde konumlanış ve yerleşkesi daha çok kendi sistemine dayandığından diğerlerinden ayrıtedici nitelikler taşıması nedeniyle akıbeti farklı olabilir.

AKP, Türkiye’de kıyıya, köşeye itilmiş Kemalist milliyetçi türkçülüğün islamcı versiyonu ne kadar takiyeci, dinci, ümmetçi, cemaatçı varsa hepsinin kümelendiği bir oluşumlar topluluğunu temsilen siyaset dengesine girmiştir. Fettulah Gülen gibi dinci cemaatin devlet içinde yaratığı zemine dayanarak ve onunla itifak içinde palazlanmıştır. Aynı zamanda uluslararası güçlerin bir projesi olarak da değerlendirilmiştir.

Daha Sonradan Gülen cemaatiyle aralarında oluşan anlaşmazlıklar ve giderek şidetlenen kavgalar bir iktidar kapışmasına dönüştü. Bu ikili yapının kanlı geçen iç hesaplaşmalar ardından AKP iktidar gücünü yeniden restorasyondan geçirerek devletin aslı sahiplerine dönmüş mafyacı, Avrasyacı, Ergenekon gibi derin devletin karanlık güçleriyle birleşmiştir. Artık Feto meselesi kendileri için önemini yitirmiş oluyor. Bu birleşen güçlerin en temel meselesi ta başından beri Kürdlerdir. Erdoğan’ın rejim değiştirme, başkanlık, tek adam diktatörlüğü meselesi Kürd meselesi karşısında hiç bir önemi kalmamıştır. Türk devleti olsun da, bu demokratik mi, faşist mi, parlamenter ya da başkanlık sistemi mi pek o kadar önemli değildir. Onlar için bunlar teferruattır. Aslolan devlet bekası ve Kürd belasıdır. Bu belayı nasıl öteleyebilir ya da ortadan kaldırabiliriz meselesidir.

Tabi Kürd ve Türk meselesinin Türkiye sınırlarını aşan boyutu ve bunun bölgesel ve uluslarası kapsamı ile birlikte Süriye sahasında sürüp giden savaş gerçeği, haliyle ortaya çıkan tablonun esasını

oluşturuyor. Bu ortamında Kürdler uluslararası güçler karşısında bölgenin en güvenli ve itibarlı ulusu olarak kabul görürken, Türk rejimi kendisi için esas tehlike olarak görüyor. Bütün dünyanın tehlikeli teröristler olarak gördüğü islamist cihadist güçleri, Türk devleti tehlike algısı içinde değil, ittifak algısı içinde ele alıyor ve birlikte kürdlere karşı savaşıyor.

Bu süreç DAIŞ yenilgisi ve Kobani zaferinden sonra Türk devletinin Kürd korkusu nedeniyle kendi içindeki iktidar ve muhalefet partileriyle birlikte bir konsedüsete buluştu. Çözüm sürecinin sonlandırılması bağlamında bütün partiler hizaya sokulmuştur. Erdoğan liderliğinde konsesüs sağlanmıştır. Erdoğan’nın önüne Bahçeli, arkasına Kılıçdaroğlu geçmiştir. Bu demektir ki, konsesüs bir devlet konsepti olarak bütün türk partilere benimsetilmiştir. Öncelik olarak Kürdlerin hedeflenmesi bir milli siyaset olarak güncelleşmiştir kuzey kürdistan’ da gerçekleşen saldırılar, seçim ve seçilmişlere yönelik gasp ve engellemeler ile birlikte bu güne kadar yapılan uygulamalar belli ki, bundan sonrada sürdürülecektir. Kürdlerin siyasi kazanımlarını yok etmek ve HDP’yi ve ona bağlı oluşumları, kurumları bütün seçilmişleriyle birlikte yok hükmünde görme siyaseti sürdürülecektir.

En son AHIM’ in Selahatin Demirtaş hakkındaki tahliye kararının Erdoğan talimatıyla türk yargısı tarafından tanınmaması ve daha öce verilmiş bir cezanın alel acele onanarak içerde tutulması Türk rejiminin ne mal olduğu göstermektedir. Bu demektir ki, demokratik değerleri,huku ve seçilmişlerin iradesini tanımayacaktır. Yani bu yerel seçimlerde de HDP lehinde ortaya çıkan tabloyu yine kayyumlar, kıyımlar, gaspler olacaktır. Erdoğan’nın zaten bağırma, çağırmalarla sürekli söylediği budur. Olsun! Bu bir mücadele şeklidir. Kürdlerin ırkçı Türk partilerine verecek oyları olmamalıdır. Doğru yanlış demeden HDP’ ye oylarıyla desteklemeli ve seçim iradesini kendi temsilcilerini seçerek ortaya koymalıdır. Bu seçimlerde alınacak sonuçlarla verilecek mesajlar çok önemlidir. Varsın sömürgeci zülüm düzeni tanımasın. Ama ortaya konulacak bir başarı mücadele açısından bir referandum değerinde sonuçları olacaktır.

Türk devleti sınırları dışında da bilhasa Rojava’ da Kürdlerin statü kazanmasının önünü kesmek, hatta fırsat bulduğunda Kürdlerin yokedilmesi için savaş dahil her türlü girişimleri denemekten de geri durmayacaktır.