Nobel barış ödülü alan Nadia Murad’ın ödül töreni sırasında Kürtçe değil de Arapça konuşmasını protesto eden, kınayan bir çok paylaşıma rastladım. Neden Kürtçe değil de Arapça konuşmuş, kendine tecavüz eden Arapların diliyle konuşarak Kürtleri, Ezidileri yaralamış… vd.

ve tabi bunu yazarken de kendileri Türkçe yazıyorlar. Demek ki Türkçe tecavüze uğrayan kimse yok !…

Tam da “Kimlik savunusundan Kimlik dayatmaya geçiş” üzerine yazdığım konuya uygun bir örnek. Kişilere TEKTİP bir KİMLİK normu biçmek, sonra da ondan bu KİMLİĞE uygun davranışlar beklemek. Bu beklenti karşılanmayınca da onu kınamak, küçümsemek, dışlamak!..

Bu tutum bir insanın bir KUŞ olduğunu var sayıp sonra da onun niye UÇMADIĞINI sorgulamaya, yargılamaya, sitem etmeye benziyor. Aynı derecede saçma yani!

Öncelikle birey olarak bir kişiye dışarıdan bir KİMLİK ELBİSESİ biçmek son derece yanlış. Nadia Murad’ın nasıl bir yaşamı olduğunu, hangi süreçlerden geçtiğini kimliğinin nasıl şekillendiğini NEREDEN biliyoruz? Etnik kimliğini mi, dinsel kimliğini mi, kadın kimliğini mi ya da başka bir formasyonu mu öne alacağını dışarıdan bizim TAYİN ETME HAKKIMIZ var mı?

Kişinin kendi KİMLİĞİNİ KENDİSİNİN BELİRLEMESİ ve diğer başka herkesin de buna SAYGI GÖSTERMESİ temel bir HAK değil mi?

Konuştuğu dil de kendini en iyi, en rahat İFADE EDEBİLECEĞİ bir dil olamaz mı? Bu Arapça da olabilir, İngilizce de, Kürtçe de. Bunu dışarıdan tayin etme hakkımız var mı?

İyice bilmediği, hakim olmadığı bir dilde “kem-küm” edeceğine en rahat konuşabildiği dili tercih edemez mi? Kaldı ki ulusal dilini bilmeme ya da hakim olamama milyonlarca insan için geçerli bir GERÇEKLİKTİR.

Yine Nadia Murad’ın özeline dönersek, Nobel töreninde KÜRTLÜĞÜNÜ İSPATLAMAK bizim rüyamız olabilir. Ama insanların kendi yapmak isteyip de yapamadıklarını başkalarının üzerine yansıtıp beklemeleri sadece kendilerini bağlar. Siz Yezidi olmadınız; genç kız olmadınız, bir gece bütün yakınlarınızla birlikte baskına talana uğramadınız; tecavüze uğramadınız; sonra nasılsa kurtulup bunun mücadelesi içine girmediniz…

Bundan sonrasında da birden bire dünyanın en şaşaalı diplomatik sahnelerinde yer almak; her insanın hazırlıklı olduğu, planını projesini yaptığı bir şey olmasa gerek…

Zaten derin travmalar yaşamış ve yaşamakta olan bir genç kızın omuzlarına, kendi hayal ve beklentilerinizi de yükleyip, ondan beklediğimiz rolleri oynamasını istemek, olmayınca da onu kınamak, dışlamak vicdansızlık olmaz mı?

Nadia Murad her şeyden önce KENDİSİDİR. Onu yargılamayı, üzerine KONFEKSİYON mamulü KİMLİK ELBİSELERİ uydurmayı bırakalım. Bunu Ezidi olduğu için düşmanca yapan IŞİD’lı katillerden farkımız MERHAMET değil; kendisini hangi DİLDE, hangi DİNDE, hangi CİNSEL kimlikte ifade ediyorsa ona SAYGI duymaktır.