YPG Sözcüsü Nûrî Mehmûd, Erdoğan ve ekibinin politikaları Türk devletinin soykırım zihniyetinin ürünü olduğunu belirtti ve Efrîn’de işlenen savaş suçlarından dolayı yargılanmaları gerektiğini söyledi.

 

4605FA3C-E024-4695-8BE6-0E323F4D0202

Mezopotamya24– YPG Sözcüsü Nûrî Mehmûd, Erdoğan ve ekibinin politikaları Türk devletinin soykırım zihniyetinin ürünü olduğunu belirtti ve Efrîn’de işlenen savaş suçlarından dolayı yargılanmaları gerektiğini söyledi.

YPG sözcüsü Mehmud, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Herkesin bildiği gibi meşru savunma birlikleri Efrîn toplum ilkeleri ve Suriye devrimi ilkeleri temelinde kuruldu. Kendilerine ‘ÖSO’ diyen yapılar, ülkede akan kanın ve yaşanan karmaşanın sebebi  oldu. Bilindiği üzere  “Üçüncü Çizgi” siyasetini esas alan meşru savunma güçleri, mahalle-köy örgütlenmeleri ve halka danışılarak kurulmuştur. Bu kuruluş Efrîn köyleri ve mahallelerini yöneten ‘Halkevi Meclisleri’ tarafından da onaylanmıştır.

Mehmud meşru savunma güçlerinin yalnızca Efrîn coğrafyası ve halkını savunma amaçlı kurulduğunu belirterek şöyle devam etti: “Özsavunma güçleri aynı zamanda Suriye’nin çeşitli bölgelerinde terörist gruplar ve rejim güçleri arasındaki çatışmalardan dolayı göç eden çok sayıda kişiyi karşılamış, yardımcı olmuştur. Bununla birlikte askeri renklerin halk içinde yayılmaması için titiz ve ısrarlı bir çalışma yürütmüştür. Sivil kurumlar üzerinde askeri müdahalenin olmadığı bir atmosfer yaratmak amacıyla özsavunma güçleri büyük bir hassasiyetle çalışmalarını sürdürmüştür. Efrîn’de genel olarak durum, Türk ordusu, çeteler ve cihatçı grupların işgali öncesi böyleydi.”

Efrîn’i işgal gerekçeleri

Türk dışişleri temsilcilerinin BM’ye gönderdiği mektupta ‘Türkiye’nin milli güvenliğine başlıca tehlike oluşturmaktadır’ iddiasını hatırlatan Nüri Mahmud, Türkiye’nin Efrîn’deki işgalin meşrulaştırılmak istendiğini belirtti.

Nüri Mahmud, Türkiye’nin BM Şartı’nın 51’inci maddesini gerekçe gösterdiğini, ancak bu maddedeki hükümlerin Türkiye’nin gerekçelerine karşılık gelmediğini söyledi ve işkalin asıl sebeplerini  şu şekilde sıraladı:

1-Sınır ihlali ve iki taraf arasında çatışmaya dair şu ana kadar herhangi bir delil sunulamamıştır. Bunun yanı sıra Türk devleti, ulusal güvenliğini korumak gerekçesiyle Efrîn bölgesi ile Türkiye sınırı arasına 4 metre yüksekliğinde duvarlar örmüştür. Ayrıca sınır hattı boyunca döşenen mayınlar, teller ve her çeşit ileri askeri teknik ile alınan güvenlik önlemleri sınır hattında herhangi bir çatışmanın yaşanmasını önlemek için izzat Türkiye tarafından kurulmuştur. Türkiye’nin BMGK’ne ilettiği gerekçe, mevcut realiteyeve  duruma ters düşmektedir. Bu gerekler ışığında Erdoğan ve ekibinin uluslararası anlaşmaları çiğnediği görülmektedir.

2-BM Güvenlik Konseyi, Avrupa Birliği ve uluslararası tüm kuruluşlar  ve anlaşmalar Türk devletinin Efrîn işgaline ne izin ne de onay vermektedir. Bu nedenle Türk devletinin açık bir şekilde uluslararası yasaları çiğnediği görülmektedir.Nüri Mahmud konuşmasını şöyle sürdürdü:

Erdoğan mültecileri Batılı ülkelere karşı şantaj unsuru olarak kullanmaktadır  

“Eğer NATO sisteminin bir parçası olarak Türk devletinin askeri yapılanmasına (TSK’ye) dikkat çekersek, NATO anlaşmasına göre saldırı emrini veren herhangi bir durum söz konusu değildir. Ancak Erdoğan ve ekibi, Efrîn işgaline karşı sessiz kalınması için birçok defa mülteci krizini AB ve diğer Batılı ülkelere karşı şantaj unsuru olarak kullanmıştır. Erdoğan ve ekibi NATO anlaşması üzerinden kirli bir siyaset yürütmüştür. Saldırılarda tüm ağır silahlar ve NATO yapımı ileri teknoloji ile donatılmış silahlar kullanılmıştır. Örneğin Efrîn’de Alman tanklarının kullanıldığını da gördük. Bu durum uluslararası hukuk kuruluşları ve medya tarafından da belgelenmiş, nihayetinde NATO içinde siyasi ve ahlaki bir krizin yaşanmasına sebep olmuştur.”

Erdoğan’ın ve ekibinin Efrîn’i işgal etmek amacıyla ‘milli güvenlik’ konusunu gerekçe olarak öne sürdüğü kaydeden Nüri Mahmud konuşmasının devamında şunlar söyledi:

“Erdoğan, bu işgal harekatı ile sert bir şekilde dinci, milliyetçi ve ırkçı propaganda yapmıştır. Eğer Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik şu ana kadar herhangi bir patlama veya ihlal olmuşsa, bu  cihatçı gruplar tarafından gerçekleşmiştir. Keza Türkiye tarafından yapılan açıklamalar ve soruşturmalarda, Türkiye üzerinde tehlike oluşturan unsurlar olarak cihatçı gruplar gösterilmiştir. Efrîn’deki YPG-YPJ güçleri tarafından Türkiye’ye yönelik herhangi bir ihlal veya saldırı gerçekleşmemiştir. Türk ordusu, Türkiye toplumunu korumak adına milli güvenliklerine tehdit oluşturan bu cihatçı grupları hedef alacağına, bu cihatçı gruplarla birlik olup Efrîn’e ve onun meşru savunma güçlerine saldırmıştır.” YPG Sözcüsü konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

            Çeteler Efrin’i yağmalıyor

“İşgalci Türk ordusuna bağlı çete gruplarının Efrîn’de yaptıkları, tüm dünyanın ve medyanın gözü önünde gerçekleşmiştir. Cihat adı altında ve milliyetçi savaş çığırtkanlığı yapılarak Efrîn’deki soykırım hamlesine başlanmıştır. Burada ‘ÖSO’ adı altında hareket eden gruplar ile Türk devleti ve uluslararası alanda yasadışı olan ancak Türk devletinin birlikte hareket ettiği bazı gruplar üzerinde ayrıca durmak gerek. Bu gruplar; uluslararası ve bölgesel anlaşmalara uymayan ve bununla birlikte NATO ve BM Güvenlik Konseyi’nin terör listelerinde bulunan gruplardır.

Erdoğan Efrîn işgali öncesi, TSK komutanları ve suç sicili kabarık olan SADAT adlı militarist gruplar oluşturan şirketin sahibi ve güvenlik danışmanı Adnan Tanrıverdi’nin de hazır bulunduğu bir olağanüstü MGK toplantısı gerçekleştirmiştir.  Adnan Tanrıverdi’nin başında bulunduğu bu şirket aracılığı ile on binlerce çete mensubu maaşa bağlanarak askerleştirildi. Ki mevcut Türkiye yasalarına göre bile bu şirket yasal değildir, bölgesel ve uluslararası çerçevede yasadışı faaliyet yürütmektedir. Bu gruplar Efrîn’de etnik soykırım gerçekleştirmek ve demografiyi değiştirmek için Türk askeri kurumunun adı ile hareket etmiştir.”

‘ÖSO’ adı altında faaliyet yürüten bu grupların bilinçli bir şekilde bu isim altında bir araya getirildiğini, bu grupların gerçekte cihatçı gruplara bağlı olduğunu vurgulayan Nûrî Mehmûd, Semerkant,  Ehrar El-Şam, Cebhet El-Şamiye, Ehrar El-Şerqiye adlı grupların DAİŞ’e katıldığını; Lîwa Hemze, Lîwa Mutesim, Ceyş El-Fetih, Ceyş Ehfad, Sultan Mûrad, Sultan Osman, Silêman Şah ve Cebhet El-Şamiye ve benzeri örgütlerin DAİŞ ve El Nusra içinde yer aldığını belirtti. Mehmûd, bu terörist grupların savaş suçları kapsamına girecek şekilde Suriyeli sivillere ait mülklerin gaspı ve Türkiye’ye götürülmesi gibi talan ve yağma faaliyetlerinde bulunduğunu da sözlerine ekledi.

YPG sözcüsü Mahmud’un Efrin üzerine yapılan forumda okuduğu raporda ise şu ifadelere yer aldı:

“Efrîn’deki bütün insanlık dışı bu uygulamalar uluslararası örgütlerce belgelenmiştir. Buna göre faşist Erdoğan bu grupları Efrîn’i işgal etmek, cihatçı ve ırkçı projeleri kapsamında etnik soykırım gerçekleştirmek için görevlendirmişti, uluslararası tüm kurallar çiğnenmiştir. Uluslararası koalisyon güçlerinin Fırat’ın doğusunda teröre karşı savaştığı bir zamanda, Türk devleti insanlık dışı savaş suçları işlemeyi sürdürmüş,  terörü yeniden canlandırarak Efrîn işgali ile uluslararası güvenlik ve huzur ortamınını hedef almıştır.

Efrîn’de işlenen suçlar

İşgalci Türk ordusunun, özel olarak biraraya getirdiği radikal gruplarla Efrîn’e saldırdığını belirten Nûrî Mehmûd, bu terörist grupların savaş suçu işlediğini, insanlık dışı uygulamalarda bulunduğunu ve 20 Ocak 2018’den itibaren de Efrîn’e yönelik politikalarını hayata geçirdiğini belirtti.

Nüri Mahmud tarafından okunan raporda Türk devletinin Efrîn’de işlediği suçlara ilişkin ise şu ifadelere yer verildi:

“Tüm uluslararası anlaşmalar ve savaş suçlarına ilişkin yapılan sözleşmeler, ard arda işlenen zincirleme suçlarla çiğnenmiştir. Bu zincirleme suçlar kapsamında silahlı gruplar sivilleri hedef almış, kullanımı yasak olan silahlarla Efrîn kenti, ilçeleri ve köylerine saldırılmıştır. Şiyê ilçesinin Ernede köyünde klor gazı kullanılmış ve bu durum Efrîn Sağlık Meclisi ve Heyva Sor a Kurd tarafından belgelenmiştir. Bununla birlikte işgalci güçler sivillere ve savunma güçlerine karşı kirli bir politika uygulamıştır. Birçok esir, açık bir şekilde ve medyanın gözü önünde öldürmüş, YPG-YPJ savaşçılarının cenazelerine saldırılmıştır. Cenazesine vahşi bir şekilde saldırılan Şehit Barîn Kobanê bu duruma sadece bir örnektir. Bu vahşi uygulamalarla Cenevre Sözleşmesi’nin savaş esirleriyle ilgili 3’üncü maddesi alenen ihlal edilmiştir.

Etnik soykırım ve demografik değişim

YPG Söcüsü Nüri Mahmud, forumda demografik değişime ilişkin de şunları söyledi: “Eski nüfus sayımına göre Efrîn kent merkezi, ilçe  ve köylerinde, Suriye’nin diğer yerlerinden gelen göçmenlerle birlikte bir milyon kişi yaşıyordu. Türkiye askeri güçleri ve terörist çetelerinin askeri cephelerde bir ay içerisinde ilerleyemeceyeği açıktı ve bu yüzden de etnik soykırım siyasetiyle savaş uçaklarıyla köy ve beldeleri bombalayarak halkı göç ettirip kent merkezinde toplamaya ve soykırımdan geçirmeye yöneldiler. Tüm okullar, hastaneler, camiler ve su gibi yaşamsal ihtiyacın temin edildiği merkezleri ve doğayı bombaladılar.

Köylerde yaşayan sivil halk uçakların bombardımanı nedeniyle kent merkezine yönelince, Türkiye uçakları ve tankları sivilleri bombaladı. Sivilleri göçe zorlayan Türk devleti, ardından da sivil araçları hedef alarak açıktan katliamlar gerçekleştirdi. Bu saldırıların kurbanı kadınlar, çocuklar ve yaşlılar oldu. Bu katliamlardan bazıları Efrîn kent merkezine bağlı Mehmudiye, Tirinde mahallesi ve Avrîn hastanesinde yapılan katliamlardır.

Efrîn’in işgalinden sonra Türk ordusu Efrîn kenti ve köylerinde stratejik noktalarda konuşlanarak, silahlı grupların kentte kalmasını sağladı. Bu grupların hırsızlık, fidye karşılığı sivillerin kaçırılması, kadınlara tecavüz edilmesi, Ezidi köylerinde İslamiyeti dayatma gibi birçok suça imza atmasına izin ve onay verildi. Tüm mezarlıklar bombalandı, tarihi mekanlar yıkıldı, Türkiye’ye ait semboller ve dini sloganlar dayatıldı, meydanların ve caddelerin isimleri değiştirildi. Efrîn kent merkezindeki meydanın adı ‘Erdoğan’ olarak değiştirildi. Alt yapı kurumları yıkıldı, tarım ürünlerine el konuldu, ağaçlar yakıldı. Bağımsız basın kuruluşlarının, insan hakları kurumlarının Efrîn’e girerek gerçekleri belgelemesine izin verilmedi. Siviller, kentten göç etmeleri için baskı gördü ve yerlerine silahlı grupların aileleri yerleştirildi. Tüm bu yapılanlar kültürel ve etnik soykırım politikalarının sonucudur.”

YPG Sözcüsü Nüri Mahmud konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

Erdoğan’ın ve ona bağlı bu grupların izlediği siyaset, Türk devletinin soykırım ve etnik temizlik zihniyetini göstermektedir. Eğer geçmişte Türkiye’de Kürt bölgelerinde uygulanan soykırım yoluyla hayata geçirilen  Şark Islahat projesine bakarsak, aynı stratejinin hala Türk devleti zihniyetinde devam ettiğini görürüz. Aynı zamanda Ermeni soykırımını unutmamalıyız. Etnik soykırım ya da diğer bir soykırım türü olan tehcirle kendi varlıklarını korumaya çalışan bileşenlerin siyasi, toplumsal ve doğal yapılarını yıkmak istediklerini görmekteyiz. Türkiye’nin bu yaptıkları Cenevre Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelere göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamına girmektedir. Bu nedenle;  Türkiye’nin güvenlik ve askeri güçleri ve komutası altındaki bu çetelerin yargılanması gerekmektedir.”