Tabi ki Kürt düşmanı olan tek lider, tek devlet ve hükümet Erdoğan, devleti ve hükümeti değildi. Gelmiş geçmiş bütün T.C. hükümetlerinin hepsi Kürt düşmanlığından başka bir şey yapmadılar. Çünkü T.C. devleti Kürt düşmanlığı üzerine kurulmuştu. T.C. Devletinin söz konusu düşmanlıkların en azgını, en zulümkârını, en acımasızını, en ahlâk ve insanlık dışı olanını Erdoğan yaptı. Hem Dersim’den bir kaç kat fazla Kürt şehirlerini yakıp yıktı, “çocuk kadın demeden önüme çıkanı ezerim” diyerek, önüne çıkan kadını da çocuğu da ezdi, yaktı, kül kitlesine dönüştürdü. Zulmün insanlık tarihinin yazmadığını ya da çok az yazdığını yaptı. Osmanlı devleti belki daha fazlasını Ermenilere, Süryanilere, Ezdiler’e, Keldanilere yaptı. Ama Erdoğan, Kürtlere, Ermenilere yapılanın bir eksiğini yaptı. Kürt şehirlerini harabeye çevirdi.

9C513254-E98C-4DC9-8CF0-37AA5012C73D

Benzetmek yerindeyse Erdoğan zulmü, zalimliği, yobazlığı, faşist acımasızlığı kelimenin gerçek anlamı ile dibe vurdurdu. Ama sanırım T.C. Devleti için Kürtlere yönelik artık bu son zulüm ya da zulmün sonu olacak. Bundan böyle T.C. Devleti Kürtlere dilediği gibi zülüm yapamayacak diye düşünüyorum. Düşünüyorum derken somut verilere dayanarak öngörüde bulunuyorum. Erdoğan Kürt düşmanlığını en zirveye çıkarttı. Ama Kürt düşmanlığı ile birlikte Türk düşmanlığına da zirve yaptırdı. Hiçbir işine yaramazken, Türkiye Cumhuriyeti’ne herhangi bir kazanım sağlamazken, yok yere bir düşman kazandıracakken, Rabia selamı ile Mısır’ı düşman eti. “Mavi Marmara”, “One minute” gibi üfürükten gerekçeler icat ederek Mısır ve İsrail’i hiçbir neden yokken düşman hale getirdi.

Erdoğan yaratmış olduğu yandaş basın, kanal kanal dolaşan sözüm ona “güvenlik uzmanı ” gibi yalaka, yağcı öğelerle birlikte Türkiye’yi ve Erdoğan’ı bulunmaz “Hint kumaşı” gibi göstererek Türkiye’yi tabir uygunsa “şapa oturttular”. “En yakın dost, stratejik ortak” dediği ABD’yi bile kaybetti. Erdoğan, ABD’yi: ”YPG, PYD “teröristlerini bırakır yanımızda yer alırsa dost ve müttefik olduğunu anlarız” diyerek test ediyor. Ama ABD açık açık QSD’nin yanındaki yerini almış, oradan ayrılmak niyetinde olmadığını net olarak ortaya koymuş durumda. Erdoğan basını ve “güvenlik uzmanı” denen yalakalarının “ABD ne olursa olsun eninde sonunda Türkiye’yi tercih eder” derken ABD’nin Dışişleri’ni düzenleyen kuruluş “Sözcü” Gazetesi’nin manşetinde yer aldığı gibi Türkiye’yi “ne dost ne de düşman” ilan etti.

Söz konusu gelişmeler aynı zamanda Kürtlerin, Erdoğan Türkiye’sinin dostu ve stratejik ortağı ABD’yi bile nasıl elinden aldığını da gösteriyor. Bütün bunlar, aslında Türkiye ile birlikte Erdoğan’ın da “şapa oturduğuna” net olarak işaret ediyor. Yakında feryat figan edecektir ama artık olan olmuş olacaktır. Mısır ve İsrail’in desteği ile, Kıbrıs ve Yunanistan kara sularını 12 mil’e çıkartarak söz konusu sahada da bulunan petrol ve doğalgaz yataklarını işlemeye başlayınca olanlar olacaktır. Mısır ve İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan’ı da yanlarına alarak, Erdoğan Türkiye’sini dışlayıp, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı adeta bir blok oluşturdular. Petrol ve doğalgaz aramasını ABD’nin sondaj gemisine vererek, ABD’yi de işe kattılar. Esasında söz konusu proje ABD’nin bir projesi idi. Ama diledikleri gibi kitabına uydurmaya başladılar. Bunun yanında AB ve ABD ile de derinlemesine bozuşmalar yaşandı. AB’ye “iki yüzlü”, ABD’ye daha farklı kavramlarla efelenerek, farklı suçlamalarda bulundu. Buna karşın AB, Mısır, İsrail, Yunanistan, Kıbrıs ve İtalya ile söz konusu su altında çıkartılacak olan gaz ve petrolün AB’ye taşınması için protokol imzaladı. Suriye ve Irak’la zaten kötü ilişkiler içerisindeydi. Putin Rusya’sı ile ne zaman nasıl bozuşur belli değil. Rusya ile bozuşmasının İdlip’te olma ihtimali çok yüksek.

Erdoğan Türkiye’si bir yandan Kürt düşmanlığını körükleyip, ona sıkı sıkıya sarılırken bir yandan da dünya ülkeleri ile böylesi bir ilişki ağı yarattı. Buna karşın Kürtler, özellikle de Rojava Kürtleri son derece temkinli davranarak, mümkün olduğunca Erdoğan Türkiye’sini muhatap almadılar. Kürtler kendi tarihlerinde ilk kez dünyanın en güçlü devleti süper bir güç olan ABD ile ittifak değil aynı zamanda stratejik bir anlaşma da yaptılar. ABD ilk kez Kürt düşmanlığı yapan T.C. Devleti’ne karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin düşman ilan etmiş olduğu Kürt güçlerini Erdoğan Türkiye’sine karşı açık açık destekleme kararı almış oldu. Tabi ki Kürtler ilk kez de dünya uluslarına geleceğe yönelik, bir kuram, bir perspektif önerisinde bulundular.

Kapitalizm ulus devlet projesini sonuna ve sapına kadar hayata uyarlamaya çalıştı. Her şeye rağmen ulus devlet kuramı hayatın yemyeşil ağacı karşısında son derece yetersiz kaldı. Yetersiz kalmakla da olmadı, kelimenin gerçek anlamı ile dibe vurdu. Kapitalist sistem büyük bir hızla çöküş sürecine girdi. Bu süreçte en çok hırpalanmakta olan yönetim ise ABD yönetimi oldu. ABD yönetimi Trump’ın liderliğinde adeta kendini yemeye başladı. Dünyada globalizme ön gelen süreci Truman Doktrini ile başlatan ABD, Trump’ın liderliğinde adeta imha ediliyor. Truman Doktrini ile tek bir dünya pazarına doğru atılmış olan global adım, Trump tarafından geriye çekiliyor. Trump dünya ticaretine açmış olduğu savaşla Truman Doktrini’ni ters yüz ediyor. ABD’nin Truman Doktrini ile yaptığını Trump, dünya ticaretine vurmuş ve vurmakta olduğu darbelerle imha ediyor.

Trump’ın bu ekonomi-politiği ABD’nin varlık nedenine ters bir ekonomi-politik. Söz konusu ekonomi-politikle, kapitalist dünyanın en tepesindeki ABD ne yaptığını bilmez konuma gelince, kapitalist dünya tam bir kaos durumunu yaşıyor. AB bozulma sürecinde ne yaptığını bilmez bir durumu ifade ediyor. İngiltere, AB’den ayrılıyor, ama kendi sorunlarına çözüm bulamıyor, tekrardan plebisit yapmak istiyor, ona da AB razı gelmiyor. Yani AB ile İngiltere: İnek almıyor, dana emmiyor halk deyiminde olduğu gibi iki arada bir derede kalmış durumdalar.

Kapitalist dünyanın iki temel taşı durumunda olan ABD ve AB derin bir bunalım yaşıyor. Kapitalizmin rekabetçi dönemden, tekelciliğe kadar yaratmış olduğu bütün kaleleri birer birer yıkılma olmasa bile pörsüme ve dökülme süreci yaşıyorlar. ABD ve Koalisyon güçlerinin de somut olarak gördükleri gibi Kapitalist dünyanın bunalımsız tek adacığı Kuzey ve Doğu Suriye’dir. Bu gerçekliği yaşayarak da görüyorlar. Kürt Halk önderi Apo’nun üretmiş olduğu demokratik ulus kuramı elbette doğrudan kapitalizmi onarma projesi değil. Ama görünen o ki, kapitalizm, kendi tarihsel ve toplumsal sürecini kendine has yol ve yöntemlerle yaşayarak, sona varmadan ya da dibe vurmadan 20. yüzyılda olduğu gibi kapitalizmden sosyalizme kestirme yollardan geçiş şansı yoktur. Hayat, devrim yapmakla bir toplumsal sistem sürecini geride bırakıp, yeni bir toplumsal sistem sürecinin inşa edilemeyeceğini reel sosyalizmin yıkıma uğraması ile gözlerimize çaka, çaka bize gösterdi.

Marks’ın belirtmiş olduğu gibi bir önceki toplumsal sistem kendi tarihsel ve toplumsal sürecini sonuna kadar yaşamadan, söz konusu süreci yaşarken kendisinden sonra gelecek olan toplumsal sistemi kendi sinesinden üretip, yaratmadan yerini bir sonraki toplumsal sisteme bırakmıyor. Ekim Devrimi oldu, sosyalizmi kurmaya da soyundu ama kuramadı, kendisi tekrardan kapitalizme döndü. Demek ki Ekim Devrimi’nin teori ve pratiğinde kocaman bir yanlış vardı. Vardı ki, ne teoride ne de pratikte geriye ele alınacak bir tek bir olumlu sonuç kalmadı. Putin, Medvedev, Lavrov gibi utanç abidelerinden başka… Ekim Devrimi ve reel sosyalizmin böylesine hoyratça çökmesinden sonra sosyalistlere tarihin öğretilerinden başka ne bir teori ne de bir pratik kaldı, Putin gibi acımasız, âhlak ve insanlık dışı bir diktatörden başka!

Kürtler sergilemiş oldukları savaş yeteneği, oluşturmuş oldukları ve Suriye’ye de egemen kılacakları yapı itibarı ile insanlık dünyasına bir yeni nesil toplumsal sistem sunarak insanlığa yepyeni bir kapı aralıyorlar. Emperyalizm böylesi bir kapıdan geçmeyi dener mi ya da geçmeyi düşünür mü? Tabi ki emin değilim. Her şeyden önce kendi çıkarını düşünecektir. Ama ya Rojava modeli sosyalizme kapı aralamanın yanında kapitalizme de bir nefes aldırabilecekse? Neden olmasın…

Kapitalizm, tarihinin en derin ve çaresiz bunalımını yaşıyor. Ne üretimi artırma, ne tüketim hırsı ve teşviki kapitalizmi normale döndürebiliyor. Arz-talep dengesi arz lehine bozulmuş, bir daha talep lehine değişme olanağı bulamıyor. Kapitalizm tarihinde ilk kez dünyadaki ana çelişki kapitalizm iç çelişkisi oldu. Global kapitalizmle ulusal kalan kapitalizm arasındaki çelişki neredeyse antagonistik çelişki düzlemine büyüme istidâdı gösteriyor. Bu çelişkiler yumağında sosyalime aralanan kapı ile birlikte kapitalizme de son nefesini verme süresi yaratabilir.