Bir kez daha ABD Dışişleri Bakanlığı üç PKK lideri hakkında aldığı kararına bakalım. Ödül koydu ama Türk devletinin amentüsü olmuş bilindik “kriter“ dışında başka bir kriter ortaya koymadı. Gündeme düşen kriter ise siyasi bir karar olmanın ötesinde bir kıymeti harbiyesi yoktur. Uluslararası hukukla bağdaşır bir yanıda yoktur. Hele kararı “NATO müttefikimiz Türkiye ile terörle mücadele alanında yürüttüğü işbirliğine değer vermektedir,“ gerekçesine dayandırması Kürdler açısından kabul edilecek gibi değildir. Başkaları bir yana biz Kürdler olarak buna tebessüm ettik.

152FBD02-32CC-4480-9477-D04D36D3E22D

Herkesin itifakla kabul ettiği gibi bugüne kadar tüm devletlerin kabul ettiği genel bir terörizm tanımlanması yoktur. Uluslararası hukuktada bu konuda bir uzlaşı yoktur. Soruna çözüm, devletlerin kendi arasında yaptıkları anlaşmalarda aranmıştır. Gerçi çoğu zaman buna da uyulmamaktadır. Hatta devletin farklı birimleri açısında bile terör sorunu farklı yorumlanmaktadır. Üç PKK’li lider hakkında ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından verilen ödül meselesi Pentagon tarafından kabul görülmediği gibi halkıda çok tepkilidir. Dışişleri Bakanlığın bu kararının çoğu çevre tarafından politika yapıldığına yorumlanmaktadır. Tıpkı İsrail’in Tunus’taki Filistin Kurtuluş Örgütü karargahlarını bombalaması sonrası BM Güvenlik Konseyi tarafından kınanmasını onayladığı tavır gibi. Kimi çevrelerce “politika yapılıyor,“ olarak iddia edildiği gibi. Bizde ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından üç PKK’li lider için ödül koymasını politikaya sayalım mı?

Buna rağmen şu soruyu sormaktan kendimizi alamıyoruz. “NATO müttefiğiniz Türkiye“ hangi “terör“ örgütüne karşı mücadele etmektedir?

Dünyaca terörist olarak kabul görülen İŞID’ı her alanda desteklediğini bilmeyen yoktur. Ki elinizde bu konuda sayısız dosya olduğuda kesin. Fakat “NATO müttefiğiniz Türkiye“nin mücadele ettiği birçok güç olmakla beraber bunların başından gelen Kürd milleti ve siyasi güçleri olmaktadır. Burada sorumuz şudur: Siz Kürd milletini ve siyasal örgütlerini “terörist“ olarak mı görüyorsunuz? Hani “Kürdler müttefiğimizdir,“ diyordunuz? Bu bir şaka mıydı?

Üç PKK lideri hakkında çıkarılan kararla “NATO müttefikimiz Türkiye ile terörle mücadele alanında yürüttüğü işbirliğine değer vermektedir,“ ifade edilmesi Kürdler nezdinde alıcısı olamaz. Kürdler, bu kararı kendisine düşmanlığa sayar. Bu da, ABD’nin ikide bir “Kürdler müttefiğimizdir,“ söylemini boşa çıkarır. Ki Pentagon’da, ABD Dışişleri Bakanlığının bu kararını doğru bulmamaktadır. ABD-Kürdler arasında güvensizliğine yol açacağı düşüncesindedirler. Pentagon’un bu tutumu yerindedir.

Kürdler veya her hangi bir siyasi hareketi Türkiye’ye karşı silahlı mücadele verdiği için terörist olarak kabul edilemez. Çünkü Kürd/Kürdistan bölünmüş, parçalanmış, herbir parçası bir sömürgeci devletin sınırları içinde haps edilmiş, siyasi egemenliği gasp edilmiş, tüm insanı ve siyasi hakları elinden alınmıştır. Bu koşullarda Kürdler ne yapsın? Yapması gerekeni yapıyorlar. Kendi ülkelerini işgalden kurtarmak, milli egemenliğini ellerine almak için silahlı mücadelede başta olmak üzere tüm demokratik yöntemleri kullanmaktadır. Bu meşrudur ve haklıdır. Her kimdi bu mücadeleyi terör mücadelesi olarak görür ve karşı çıkarsa Kürdler olarak onları düşman biliriz.

Çünkü Serf-determinasyon hakkını savunanlar, yani ulusal kurtuluş mücadelesi verenler, BM kararlarında terörist olarak tanımlanmıyor. Bu nedenle ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından aldığı bu karar PKK’nin Türkiye’ye karşı silahlı mücadele verdiği için terörist ilan etmesi, terör listesine alınması BM’in bu kararına uymuyor. Karar siyasidir. Uluslararası hukuklada çelişmektedir. ABD karar mekanizmaların bu kararı gözden geçirmesi acil bir zaruriyet arzetmektedir. Umarız ve temennimiz odur ki bu kararın bir an önce iptal edilmesidir. Bu tartışmaların yaşandığı bu süreçte 16 Ekim 2018 günü AB Mahkemesi, “PKK haksız bir şekilde terör listesine alındı,“ kararını verdi. Özelikle bu süreçte böylesi bir kararın verilmesi tesadüf müdür, yoksa Türkiye’ye verilen bir mesaj mıdır şimdilik buna bir anlam yüklemek bizim için erkendir. Amaç ne olursa olsun önemli bir karardır. Devletler bunu göz önünde bulundurabilir ve PKK hakkında devam eden mahkemeler konusunda olumlu etkileri olabilir. Sadece bir karar olarakta kalabilir. Burada esas olarak çıkarlar esas alınacağından kuşku duymuyoruz. Yaklaşımlar siyasi olacaktır. AB mahkemesinin aldığı kararın burada bir hükmü olmayabilir.

ABD Dışişleri Bakanlığı ilahi bir terörist arıyorsa yanı başındadır. Kim ki bu? “NATO müttefiği Türkiye“dir, bu. Türkiye’yi hangi boyutuyla ele alınırsa alınsın dünyada en kanlı terörist devletlerinden biri olduğu aşikardır. Niye denilebilinir. Sivil öldürüyor mu? Öldürüp askeri cemseye bağlayıp sokak sokak teşhir ediyor mu? Çocuk öldürüyor mu? Annesinin kuçağında beş aylık bebek öldürüyor mu? 70-80 lik yaşlıları öldürüyor mu? Kürd siyasileri, aydınları, iş adamlar, sanatçıları öldürülüyor mu? Şehirleri yerle bir ediyor mu? Köy boşaltıyor mu? Boşaltıkları köy evlerini içindeki canlılarla birlikte ateşe veriyor mu? Halkı zorla göç ettiriyor mu? Ormanları içindeki canlılarla birlikte yakıyor mu? Kürd milletine ait tarihi mekanlar tahrip ediliyor mu? Bunlar ve saymakla bitiremeyeceğimiz bu tür insanlık dışı eylemleri icra etmediğini kim inkar edebilir? İşte terörizmin kıstasları size. Haydi Türkiye’yi terörist ilan edin bakalım. Ona gücünüz yetmiyor ama onun mağduru Kürdlere gücünüz yetiyor değil mi? Bunu insan haklarının hangi maddesine uyduruyorsunuz? Kürdler olarak bilmek istiyoruz.

Meselenin özüne gelelim. Bilindiği üzere bugün süper güçlerin elinde bulundurduğu nükleer silahlar nedeniyle 1. ve 2. Dünya savaşı gibi bir dünya savaşı beklenilmiyor. Böyle bir savaş ile bu güçler sadece birbirini değil bir bütün olarak gezegenimizi yok edeceği var sayılmaktadır. Bu nedenle süper güçler direk olarak birbiriyle savaşmaktan öte kendi adlarına vekalet savaşı veren güçleri savaştırıyorlar. Bunların elinede kontrol edilebilecek silahlar veriyorlar. Tüm dünyaya zarar verecek silahları bunların eline vermiyorlar. Burada ortaya şu gerçeklik ortaya çıkıyor. Süper güçler adına vekalet savaşı veren güçler bir süper güç için “müttefik,“ “ortak,“ kahraman olurken bir diğer süper güç açısında terörist olarak kabul görülüyor. Bundan dolayı devletler ortak bir terörizm kavramından anlaşamıyorlar.

Defalarca vurgu yaptığımız gibi tüm devletleri bağlayan geçerli ortak bir terörizm tanımlanması yoktur. Bu nedenle her olay bazında devletler, o günkü menfaatlerine göre vaziyet almayı tercih ederler. Üç PKK’li lider için konulan ödül bu temelde ele alınmalıdır. Ki bu karar aslında hem Türkiye’ye, hem PKK’ye verilen ciddi bir mesaj özeliğini içinde barındırmakla beraber bu kararda her ne kadar PKK çok rahatsız olsada Türkiye’ninde bu karara çok sevindiği söylenemez. Bunun arka kapanı var. Şu an bazı hassasiyetlerden dolayı o boyuta girmek istemiyoruz.

ABD Dışişleri Bakanlığının bu kararını süreç politikasına saydık geçtik. Ciddi sonuçlara yol açabileceği gibi sadece öylesine bir çıkış olarakta kalabilir. Bu karara rağmen ABD-Kürd müttefikliği devam edecektir. Bunu biz söylemiyoruz. Bunu ABD’nin sorumlu korumları söylemesinin yanı sıra ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsüde dile getirmiştir.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert Beyaz Saray’da yaptığı basın açıklamasında, bir gazetecinin “Suriye Kürtleri için Bakan Pompeo ‘Kürtler büyük ortaklarımız, masada onlara da koltuk var’ demişti. Siz halen bu pozisyonunuzu koruyor musunuz?” diye sordu.  Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nauerth verdiği cevapta “Bizim pozisyonumuz değişmedi. Kürtler büyük ortaklarımız,“ diye cevapladı. 

Ortaya konulanın tercüme edilmesine gerek olmayacak kadar açıktır. ABD-Kürd ortaklığı devam edecektir. ABD için Kürdler savaşçı, kahraman iyi bir “müttefik,“ ve “ortak,“ olurken sömürgecilerimiz ve müttefikleri için terörist olarak değerlendiriliyor. Süper güçlerin Orta Doğu’yu kendi aralarındaki paylaşım savaşı ile ABD’nin izlediği politikalar Kürd millet politikasıyla çakışıyor. Kürdler bir statü sahibi olma mücadelesi bir yerde ABD’nin alandaki savaştırdığı vekalet bir güç olduğu gerçeğide karşımıza çıkarıyor. Kimi çevreler göre bu ABD’nin çıkarınadır desede bir boyutuyla öyle ama bu oraklık Kürdlerin önünüde açıyor ve çıkarlarına cevap veriyor. Buna karşın Kürdlerin başka bir politikaya gitmesi Kürdlerin milli çıkarına olmadığını görmek gerekiyor. Varsın süper güçler bölgeyi kendi arasında paylaşsın. Eğer Kürdler bir statüye kavuşacaksa bundan niye millet olarak uzak duralım. Demek ki safımız belli olmuştur ve ABD’nin yanıdır.

Soğuk savaş döneminde kalma donmuş kafaların aksine şunun altını kalın çizgilerle çizmek istiyoruz. ABD, Türkiye’ye karşı çok tepkilidir. Elinde gelse bir kaşık suda boğmak ister ama bu süreçte onunla uğraşmak istemiyor. Çünkü birinci öncelelikleri var. Suriye ve İran sorunu çözülmeyene kadarda Türkiye’yi hedef seçmeyecektir. Kuşkusuz bunun başka nedenleride var. Türkiye’nin önemli stratejik bir konuma sahip ve dahası Batının çok büyük yatırımları olması bu nedenler arasında sayılabilir. Veya başka sebebler.

Türkiye’de bunun farkında. Bu nedenle habire kendini dayatıyor. Batının bu zaafından yararlanmaya çalışıyor. Aslında Batı derken Türkiye ile sorunu sadece ABD ile var. Avrupa’nın Türkiye ile bir sorunu yoktur. Kürd/Kürdistan sorunuymuş, insan hakları sorunuymuş Avrupa’yı pek ilgilendiren sorunlar değildir. Ki Türkiye’den çok memnunlar. Dahası kendilerinin yaratığı ucube bir sistem. Kendi arka bahçeleri. Bu süreçtede değişen bir şey yok. Bugün bile Türkiye’yi en çok direk veya indirek destekleyen Avrupadır. Bu konuda zorluk çeken sadece ABD olmaktadır. Avrupa’nın izlediği bu politika ile ABD’nin Türkiye’ye karşı izlediği politikasında yalnız bıraktığı aşikardır.

ABD ile Türkiye arasında birçok konuda görüşmeler sürmektedir. Karşılıklı dosyalar alıp verilmektedir. Karşılıklı birbirlerine ev ödevleri verilmektedir. Bu dosyaların çoğu henüz hesaplaşma aşamasına gelmiş bulunmamaktadır. Bu aşamada sadece sana karşı kozlarım budur denilmektedir. İki tarafında elinde birbirini zora sokacak kozları var. Zaman zaman bunları kullanmaktanda çekinmemektedirler. Fakat bir bütün olarak aralarındaki ipleride koparmamaktadırlar.

Bizi ilgilendiren kendi sorunumuz. Yani Kürd/Kürdistan sorununun çözümü konusu. Bu konuda Türkiye’nin ABD’ye dayatması var. Edindiğimiz bilgilere göre Türkiye, ABD’den Kürdistan’ın diğer üç parçasınında kendi denetimlerine verilmesini istiyor. Zaman zaman bu istemini pratiğede sokuyor. Kimi yerleri bombaladığı, işgal ettiği ve işgalisürdürmek istediği biliniyor. Yanı sıra Türkiye’nin ABD’den istemi Kürdlerin bir statü kazanma sorunundan ziyade bütün Kürd kazanımlarının kontrol etmek istemesidir. Veya kendilerinin istedikleri çizgide bir siyaset anlayışının hakim olmasını istemeleridir. Kuşkusuz bu Türkiye’nin istemidir. ABD, Türkiye ile böylesi bir pazarlığa girmemiştir. Türkiye ile böyle bir pazarlığa girme kapısını kapamıştır. Türkiye’nin bu çabasına set çekmiştir. ABD’nin mevcut GOP’nıdeğerlendirdiğimizde ABD’nin Türkiye’nin istemlerine evet demeyeceği hükmüne varıyoruz.