Kürdlere karşı büyük bir plan devrededir. Bu plan Rusya ile Türkiye arasında varılan mutabakattır. Bunun özü Kürdlerin bir statüko sahibi olmasın üzerine inşa edilmiştir. Yanı sıra ABD’nin Suriye politikasını boşa çıkarmaya yöneliktir. Cereblus, Ezez, El Bab, Efrin işgali sonrası devreye konulmak istenen plandır bu. “İdlib mutabakatı“ bu planın şu anki devrede olan aşamasıdır.

087F5616-29DA-44D0-8AD1-30F37554A250

Türkiye, Rusya’dan aldığı güven ve destekle Kürdistan’ın Güneybatısı’nda her halükarda söz sahibi olmak istemektedir. Bunun bir yolu doğrudan işgal ise diğeri sinsice buraya cihatçıların önderliğinde Sünni Arapları Qamışlo’dan Efrin’e kadar sınır boylarında yerleştirmektir. Şu an Türkiye bu planı uygulamak için yoğun olarak bir diplomasi yürütüyor. Türk Dışişleri Bakanı’nın son ABD ziyaretinde de çantasında bu plan vardı.

Türkiye bu konuda ciddidir. Hatta ABD’ye rağmen intihar etme pahasınada olsa bile bunu gerçekleştirmek için her yola baş vuracağını Mevlüt Çavuşoğlu hem ABD’de dile getirmiş ve hem ülkede yetkililer dile dilendirmektedirler. Çünkü kendi geleceklerini Kürdistan’ın Güneybatısı’ndaki (Rojava) Kürd kazanımları ortadan kaldırmaya bağlamışlardır. Suriye ve İran’ın düşmesi halinde sıranın kendilerine geleceğini çok iyi biliyorlar. Süreci çok iyi okuyorlar ve tedbirini alıyorlar. Mevlüt Çavuşoğlu, bunu ABD’de yetkililere söylemiştir. Kendilerine güvenmediklerinide ifade etmiştir. Bu nedenle kendi bekaları için düşündükleri planı uygulayacaklarını söylemiştir. Kendilerine bu yolu açmalarını istemiştir. Açmamaları halinde bile buna baş vuracaklarını söylemiştir. ABD bunu ciddiye almış gereken tedbiri almaya başlamıştır. Kürdistan’ın Kuzey ve Güneybatı sınır boylarında “gözlem noktaları“nı aktifleştirmiş ve asker takviyesi yapmıştır.

ABD, Türkiye’nin bu planını kesin bir dil ile red ettiği gibi ABD Savunma Bakanı Matties: “Suriye’nin kuzeyine birkaç bölgede gözlem noktası kuruyoruz. Bu şimdi bir değişikliktir. Suriye’nin kuzey sınırı boyunca birkaç yerde gözlem noktaları kuracağız, çünkü en azından bizim faaliyet alanımızdan kaynaklı bir şey gördüğümüzde Türkleri uyarmak istiyoruz.”

Türkler bunun ne anlama geldiğini biliyor ve kuduruyorlar. Çünkü Kürdlerin ABD ile ilişkileri, mevzi kazanmaları, giderek bir statüye kavuşmaları onları deliye çeviriyor. Kürdler bunu görmeli. ABD olmasa Rojava kazanımları kısa sürede elden gider. Bu bir realite. ABD desteği olmadan YPG orada Rusya, Türkiye, İran, Suriye ve cihatçı çeteler saldırısı karşısında tek başına duramaz. Elindeki mevzileri koruyamaz. Bu nedenle ABD’nin koruyuculuğuna önem vermek gerekir.

PKK yöneticilerin ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından üç liderleri hakkında tutuklanmak üzere konulan ödül kararının açıklaması üzerine arka arka çıkan röportajlarına bakılırsa bu durum kendileri tarafından kavranılmadığı anlaşılıyor. “ABD, PKK’yi tasfiye etmeye çalışıyor,“ demektedirler. Hayır böyle bir durum yok ortada. ABD’nin böyle bir planı yoktur. Fakat ABD’nin PKK’nin ideolojik tutumundan, sömürgeci devletle var olan ilişkilerinden, ortak vatan, hakların kardeşliği vs. politikalarından çok rahatsız olduğu açıktır. Bu tutumlarının kendilerini zor durumda bıraktığı anlayışındadır.

PKK’nin savunduğu ortak vatan, hakların kardeşliğinin geçerli olduğu bir dünya yok. Sömürgeci ile sömürge tahakkümü altında olan ülkelerde ülkenin “siyasi ve toprak bütünlüğü“nü savunmanın ezilenler açısında bir getirisi yoktur. ABD’nin Kürdlere empoze ettiği bunun aksine milli haklarının savunucusu olmalarıdır. Bunu yaptıkları müddetçe her türlü yardımı verecekleri politikasına sahiptirler.

Aslına bakılırsa ABD, genelde Kürdler, özelde PKK ile bu temelde çalışmak istemektedir. Çünkü PKK Kürdlerin en dinamik, en fedakar, en savaşçı kesimini örgütleyen bir yapıdır. Organizeli, disiplinli bir savaş örgütüdür. ABD’nin sömürgecilerimize yöneldiği bu süreçte böylesine bir yapıyı niye tasfiye etsin? Tasfiyeden öte verilen mesaj sömürgecilerden uzak dur niteliğindedir. Dikkat edilirse Türkiye bu karardan hiç memnun olmadı. Niyesi araştırılmaya değer bir konudur.

Üç PKK liderin başına ödül koyma kararının sahibi olan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun şu açıklaması ilginç değil midir? Suriye’deki çözüm süreçine ilişkin, “Kürtler katılmadan kendilerinin katılmayacağını,” ifade etti. Bu şu demektir: Her halükarda Kürdler bir statüye kavuşturulacaktır.

Daha evvel ABD yetkililerinin dedikleriyle birlikte Savunma ve Dışişleri Bakalıkların bu açıklamaları okunduğunda ABD’nin Kürdlere bakışının ne olduğunun ifadesidir.

ABD halkında olduğu gibi devlet yönetiminde de Kürdlere karşı güçlü bir sempati var. En çokta Pentagon’da. Bu iyiye işaret eder. Çünkü şu an ABD politikası üstünde belirleyici olan güç Pentagondur. Dışişleri Bakanlığı sonradan gelen güçtür.

Kürdlere duyulan bu sempatiyi görmek, kıymet biçmek gerekir. Buna uygun bir politika oluşturmak gerekir. Diplomasi yoluyla bunu desteğe dönüştürmeye çalışmak gerekir. Kapılarını sık sık aşındırmak gerekir. Onların bizden ne istediğini öğrenmek gerekir. Bizim onlardan beklentimiz ne iletmek gerekir. İşbirliğini ete kemiğe büründürmek gerekir. Kimi çevrelerce ikide bir ifade edilen “ABD şöyle, böyle kötüdür. Kendisine güven olmaz. Bizi yarı yolda bırakır,“ gibi söylemlerden uzak durmak gerekir. Süreç sancılıdır, ABD desteğini şart koşmaktadır. Şu kesinlikle kavranılmalıdır. ABD desteği olmadan Kürdler kazanım sahibi olamazlar. Elinde olanıda kaybederler. Düşman pusudadır ve bizden güçlüdür. Düşman gücünü ancak ABD desteğini almakla dengelemek mümkündür.

Bildiğimiz üzere ABD’nin sömürgecilerimizle ilişkileri kötüdür. Aralarındaki çelişki derindir. Kimi çevrelerin dediklerinin aksine ABD-Türkiye ilişkiside haddinden fazla sorunludur. Bu durum Kürd milleti için büyük bir avantajdır. Bunu iyi değerlendirmek gerekir. Fakat bu aşamada ABD’nin zorluğunuda anlamak gerekir. ABD’nin birinci önceliği Suriye ve İran sorunun çözümüdür. Buraları hal etmeden Türkiye ile uzlaşı politikası sürdürüyor. Kuzey Kürdlerine karşı Türkiye politikasına karşı cepheden durmayacak ama tavsiyelerde bulunmaya devam edecektir. Güneybatı Kürdistan’ı koruyacak ve bir statü kazandıracaktır. Türkiye ile olan sorunlarını geleceğe erteleme süreç politikasıdır. Türkiye bunu iyi okuyor ve bunu bozmak için elinden gelen her çabaya baş vuruyor. Bu konuda Rusya’ya habire tavizler veriyor ve ABD’ye bak senin alternatifinde var mesajını veriyor.

Yaşanan realite budur. Kim ne derse desin ABD düşman bir güç değildir. Düşmanın oyununa gelip ABD’ye kılıç salamak Kürdlerin işi değildir. Bunu özelikle düşman sağıyla, soluyla zaten yapıyor. Onların oyununu bozmak gerekiyor. ABD dostluğuna milletçe ihtiyacımız var. Bu bir şans ve bunu iyi kullanmak gerekiyor. Bugün ABD ve müttefikleri dışındaki güçlerin milletimize bakışı biliniyor. Düşmanca bir bakış olduğunu biliyoruz.

Başta Türkiye olmak üzere sömürgecilerimizin politikası ve tavrı Kürdlerin varlığına karşı bir politika üzerine inşa edilmiştir. Bu her alanda kendini gösteriyor. Birçok çevre bunu görmemezlikten geliyor. Sömürgecilerimizin “hassasiyetleri“ denilip duruluyor ama bu çevreler Kürdlerin hassasiyetlerini dile getirmiyor. Çünkü çıkarları sömürgecilerimizle uyuşuyor. Bunların başında AB ve Rusya geliyor.

Bunun en basit örneği şu: Bu hafta Türkiye-Avrupa Birliği (AB) Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog Toplantısı için Ankara’yı resmi olarak ziyaret eden AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ile AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ortak basın toplantısı düzenledi. AB yetkilileri, Türkiye’nin “Suriyeli sığınmacılar ve İdlib mutabakatı konusundaki çabalarını takdir ettiklerini,“ belirtti. Avrupa’nın burada kıstas aldığı Türkiye’nin bir işgal gücü olarak Kürdistan’ın Güneybatısı ve Suriye’de olması değildir. Bir savaş halinde Avrupa’ya gelecek mülteci akını korkusudur. Bunun ötesinde “İdlib mutabakatı“ konusunda takdir edilen Türkiye planından habersiz olacaklarını sanmıyoruz.

Yazının başında açıkladık. Kürdlere karşı devreye konulan bir plan var. Bu planı ciddiye alıyoruz. Her yurtsever Kürd’ün bunu doğru kavramasını istiyoruz. Bu nedenle bir kez daha ortaya konulan planı izah etme gereğini duyuyoruz. Nedir bu plan? Rusya ile Türkiye arasında varılan “İdlib mutabakatı“ Kürd millet karşıtı bir anlaşmadır. Hesap şunun üzerine kurulmuştur. Kimse bu teröristlere saldırmayacak. Güçten düşürülmeyecek. Bunların öncülüğünde Sünni Araplar bir plan çerçevesinde Kürdistan’ın Güneybatısı’na yerleştirilecek. Kürd kazanımları tasfiye edilecek. Plan budur.

Türkiye, bu planı ABD’ye kabul ettirebilmek için kendini habire dayatmaktadır. Türk devletinin Güney sınırındaki Güneybatı Kürdistan’ın Qamışlo’dan başlayıp Efrin’e kadar sınır boyunca 40-50 kilometre derinlikte cihatçıların önderliğinde Sünni Arapları yerleştirmek, bunları kontrol etmek istemidir. Kürdleride böylelikle denetimlerine alacakları düşüncesidir. Dahası bu plan ile Kürdistan’ın Güneybatısı’nda “Arap Kemeri“ni aşan bir bütün olarak Kürdistan’ın bu parçasını Araplaştırmaktır. Bu hafta ABD’yi ziyaret eden Türkiye Dışişleri Bakanı ve beraberindeki heyetin programında bu vardı. Güvenilir kaynaklarımızdan aldığımız bilgi bu meyandadır.

ABD, Türkiye’nin bu istemini kesin bir dil ile red ettiği gibi Türkiye’nin her hangi bir saldırısı konusunda tedbirini aldı. Kürdistan’ın Kuzeyi ile Güneybatısı’nı çizen sınırlarda baştan aşağı “gözlem noktası“ kurdu. Asker takviyesi yaptı. Türkiye’ye denilen şudur. Burası benim kontrolümde, sakın bir saldırıda bulunmayasın uyarısıdır. Türkiye buna rağmen bir delilik yapar mı derseniz duruma bakılırsa mümkündür.

Rusya ve İran bu konuda Türkiye’yi teşvik ediyor. Türkiye ile ABD’yi savaştırmak istiyor. Zaten daha evvel Rusya Dışişleri Bakanı, yardımcısı ve sözcüsünün arka arkaya Kürd ve ABD karşıtı verdiği mesajlarla Türkiye’yi teşvik ettiği biliniyor. Türkiye bunu çok istiyor ama göze alır mı bilinmez.

Bilindiği üzere Rusya, dört sömürgecimizide Kürdlere karşı destekliyor. Hepimizin bildiği gibi Türkiye’nin Kürdistan’ın Güneybatısı’na (Rojava) yönelik saldırıda Türkiye’ye yeşil ışık yaktığı gibi destekte vermiştir. Rusya olmasaydı Türkiye, Kürdistan’ın Güneybatısı Kürdlerine karşı tek başına bir adım bile atamazdı. ABD’ye karşı yapmak istediğini tek başına yapamayan Rusya, Türkiye ile yapmaya çalışıyor. “İdlib mutabakatı“da bunun sonucudur. ABD ve Kürdleri, Türkiye ve cihatçılarla vuruşturmaktır.

Türkiye, Rusya’nın onayıyla Cereblus, Azez, El Bab, Efrin’e girdi. Onun desteğiyle elinde tutuyor. Çünkü bu Rusya’nın işinede geliyor. Bu hamle ile ABD ve Kürdlerin önünü kesmiş oluyor. Akdenize ulaşması önleniliyor. Bu ne zamana kadar sürer belli olmamakla beraber ABD-Rusya arasında bir anlaşmaya bakıyor. Denilebilir ki Rusya Türkiye’yi satar mı? Hemde nasıl. Yapmadığı bir iş değil ki. Nasıl ki “İdlib mutabakatı“ ile Kürdistan’ın Güneybatısı’nı Türkiye’ye işgal ettirip Şam yönetimini sattığı gibi.

ABD ile Rusya arasında bir anlaşma sağlanmadan Türkiye oralarda çıkarılamaz. Rusya, ABD ile anlaşır mı bu koşullarda zor. Fakat ileride olmayacak bir gelişme değildir.

Hele Türkiye’nin bir seçim arifesinde oluşuyla Kürdlere karşı özelikle Rojava’ya karşı daha sertleşeceği aşikardır. Savaş naraları atmaya devam edeceklerdir. Direk kendisi işgalle yönelmese bile ki buda mümkündür, İdlib’te denetimine aldıkları cihatçı güçleri Kürdlere karşı seferber etmeye çalışacaklardır. Ki bu çeteler zaman zaman halka ve YPG güçlerine saldırdıklarıda bilinmektedir. Kürdler açısından zorlu bir süreç yaşanacaktır. Bir bütün olarak cihatçı yapılar tasfiye edilmedende bu saldırılar her zaman olacaktır. Kuşkusuz YPG ölümüne savaşacaktır. Kürd/Kürdistan’ı korumaya çalışacaktır. ABD ise onları Rusya, İran, Suriye, Türkiye ve cihatçı şer cephesine karşı koruyacaktır. Buna inancımız tamdır.

24 Kasım 2018