ABD Dışişleri Bakanlığı Avrasya’dan sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer’in Türkiye ziyareti sonrası PKK lider kadrosu Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Murat Karayılan’ın yakalanması veya tasfiye edilmesi amacıyla 12 milyon dolar para ödülü açıklaması kimilerince Türkiye’ye dönük bir ‘şaşırtmaca’, diğer bazı kesimlerce de ‘ABD’nin Kürtleri yüzüstü bırakma işareti’ olarak okundu.

A103E011-3567-4A65-A7E3-5F86F5F7EEE2

Matthew Palmer’in geçmişte görev yaptığı yerlerde fırtına etkisi yaratan özel bir savaş uzmanı ve operasyonel kabiliyeti gelişkin bir ‘diplomat’ olması, ilan edilen bu ödülün ABD-Kürt ilişkilerini yeni bir türbülansa sürükleyip sürüklemeyeceği tartışmalarını çoğalttı.

Sahadaki gelişmelerin dinamiği açısından bakıldığında bu kararın ‘operasyonel’ olmaktan ziyade, ‘sembolik’ değeri öne çıkan özelliği farkedilecektir. ‘Sembolik’ demek olayın önemsiz olduğu manasına gelmez. Burada ciddi bir ikaz sözkonusudur. Fakat sahadaki kuvvetlere operasyon direktifi verilmemiştir. Zaten Müsteşarlığın ve Palmer’in mail adresinin enformasyon için verilmiş olmasıyla sorunun pratik alana aktarılmasından imtina edildiği anlaşılmaktadır. Qandil gibi zorlu dağlık alanda bir internet cafe bulup mail atmanın güçlüğü bir yana, dünyanın en gelişkin teknolojisini kullanan ABD ordu ve istihbaratının meçhul bir paragözden mail mesajı beklemesi ayrıca garip olacaktır.

Kaldı ki Pentagon ve Dışişleri arasında fikir veya tez uyuşmazlığının bulunduğu, bu eksenli bir iç rekabetin Tillerson’un görevden alınması olayında göründüğünden hareketle, ilan edilen bu ‘para ödülünün’ hem Dışişleri büroksasisin inisiyatif alanı geliştirmesi ve hem de Pentagon kanadını örseleme mahiyeti taşıyor. Buradan Obama dönemi ekiplerinin Dışişlerinde halen güçlü olduğu sonucuna da varılabilir.

Pentagon’un rahatsız olduğu kesin. Fakat kurumlar arası bu anlaşmazlıkların alınan kararların ‘hükümsüz’ olduğu anlamına gelmez. Burada PKK yönetimine ciddi bir ikaz yapılmıştır. Trafiğin olağan akışı içinde ani bir korna!…

Buradan PKK ile ABD arasında Rojava özgülünde bazı handikapların aşılamadığı sonucu çıkıyor. ABD her ne kadar uygulanan ekonomi-politikadan, Esat ve İran rejimiyle ilişkilerden, politik jargondan rahatsızlık duysa da bunların süreç içinde aşılacağına inanmaktadır. Esas rahatsızlık duyduğu konu; PKK Qandil yönetiminin PYD/YPG’ye ‘alt-birim’ muamelesi yaparak sahadaki özgün pozisyonunu dikkate almadan, sanki ABD yokmuş gibi davranarak kendi hiyerarşik örüntüsünü kurgulamasıdır. Bu tür müdahaleler, görevden almalar ve atamalar ABD’yi zora sokan bir durum. ABD PKK’nin YPG’ye ‘elektron’ muamelesi yapmasına karşıdır. YPG’nin kendi başına bir ‘atom’ olmasını arzulamaktadır.

“ABD’nin PKK’nin ideolojik çizgisinden rahatsızlık duyduğu” vb çıkışlar kendi parti kadrolarına dönük ajitasyonun ve ABD’yi ‘haydutlukla’ suçlamaya değin kullanılan söylemlerin getiri götürü hesabı bir yana; sezonluk olarak değiştirilen teorik çerçevenin, ‘demokratik cumhuriyet, ekolojik toplum, konfederalizm, özyönetim ve sosyalizmin eski Stalinist yorumundan Proudhoncu liberal anarşizmin yeni versiyonu Bookchin’e savrulan ideolojik bir çizginin evvela savunucuları tarafından sorgulanması gerekmez miydi?

ABD ile yaşanan sorunlar rasyonel yaklaşım gerektirir. “İdeolojik çizgi” rahatsızlığı diyerek ABD’yi ‘haydut’ olarak nitelemek yersizdir. ABD Rojava’da koruyucu kalkandır. Kürtleri kanatları altına alarak korumaya çalışmaktadır. Bu nedenle NATO müttefiki Türkiye’yi dahi karşısına almıştır. Bu öyle basit bir gelişme değildir. İki NATO devleti birbirine düşman muamelesi yapan ve karşılıklı mevzilenen bir pozisyona gelmiş bulunuyorlar. Ve Rusya gibi devasa bir gücü karşısına almış. Hal böyleyken ABD’nin koruyucu kalkanı altında “anti-emperyalistlik” yapmanın ya da kendi ‘idelojik çizgisini’ dayatmanın ABD’yi rahatsız edeceği dünden belliydi. Halbu ki Rakka operasyonu sonrası üst düzey Pentagon generali tarafından bir basın açıklamasında “PKK’nin bir komünist örgüt niteliği taşımadığı” bizzat ifade edilmişti. Bunun anlamı; “kendinizi yeni döneme uygun biçimde uyarlayın” demektir.

ABD bu uyarlama çabasını görmediği için bundan Qandil liderliğini sorumlu tutuyor. Dolayısıyla Qandil liderliğinin rencide edici tarzda ikaz edilmiş olması; “beni yok sayarsanız ben de tasfiyeci olurum” mesajı taşımaktadır. Karar ‘semboliktir’ ama pratiğe dönüşürse ‘sembollerden’ daha tehlikeli birşey de yoktur. Şimdilik ABD’nin Qandil’e Tora Bora ve Taliban muamelesi yapması gerçekçi görünmese de sorunların aşılamaması durumunda nelerin olacağını tahmin etmek mümkün değildir…

Suriye’de savaşın sonuna gelindiği, siyasi çözüm masasının öne çıkacağı bir döneme giriliyorken ve İran’a yönelik çemberin daraltılması gündemdeyken, ABD’nin daha sert bir disiplin uygulayacağı bellidir. Artık çeşitli güçler arasındaki çelişkilerden istifade etmek eskisi gibi kolay olmayacaktır. Hareket pisti eskisi kadar geniş değil. Alan gittikçe daralıyorken Kürtlerin safını seçmesi ve buna uyumlu politik duruşlarını netleştirmesi isteniyor. Ve artık bu savaş daha geniş coğrafyalara yayılma riskiyle karşı karşıyadır. Büyük güçler arasındaki hesaplaşma sıcak savaşa dönüşme temayülünü taşımaktadır. ABD son derece geniş bir perspektiften konuya yaklaşmaktadır. Bunu nazara almadan, yalnızca kendini merkeze alıp düşünmek büyük bir yanılgıdır. Orta Doğu’da ABD ile uyumlu hareket etmeyen hiçbir gücün kazanımlarını koruma şansı yoktur. Gayet tabiî trafiğin olağan akışı içinde kornaya basmalar, tampon değdirmeler ve kazaların yaşanması mümkündür. Böyle olur olmadık fırsattan istifadeyle ABD’nin Kürtleri terkedeceği kuşkusunu yayanlar, bu konuyu da istismar edereķ Kürt-ABD ilişkilerinde bir kırılma yaratacaklarının hesabını yapmaktadırlar. Ancak ABD ezber bozmayı sürdürüyor. Rojava Türkiye sınırına 12 gözlem noktası kurarak ve Irak’tan askeri kuvvet kaydırarak, “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” dercesine duruşunu netleştirmiş oldu.