Teslim TÖRE YAZDI: AKP-MHP İTTİFAKI FAŞİST, GERİCİ, ÇİRKİN, ÇELİŞKİLİ BİR KARŞI DEVRİM İTTİFAKIDIR

7ECB91B0-D099-4001-9500-6FC666A9B12E

AKP 2000’li yılların başında iktidarı tek başına ele geçirdi, tek başına iktidar oldu. Tek başına ele geçirmiş olduğu iktidarı süreç içerisinde yürütemeyeceğini görünce zorunlu olarak, ideolojik, teorik, politik bakımdan kendisine benzer, fakat iktidar ortağı, iktidarda söz ve karar sahibi olamayacak, sadece “ne istedi de vermedik” diyerek akıl hocalığı yapar gibi durup, laf ebeliği yapacak müttefikler aradı. Bu bağlamda önce Fethullah’ı buldu. Ama ABD, Fethullah’ın bu boyutta kullanılmasına olanak tanımadı. İktidarın tümüne el koymaya kalktı. Ama olmadı. Ancak süreç içerisinde ideolojik olarak iyice benzeşmiş olduğu MHP ile ittifak yapma konumuna geldi. Tabi ki AKP’ye ait olan her şey gibi söz konusu ittifakın ustası da Erdoğan olmuştur.

Erdoğan önceleri ideolojik olarak MHP ile aynı kulvarda değildi. Özellikle de “her türden milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” diyerek meydanlarda nutuk attığı dönemde MHP’yi alabildiğine kızdırmıştı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli söz konusu dönemde Erdoğan’a ateş püskürmüş, ağzına gelen hakaretleri yapmıştı. Çünkü Erdoğan, Devlet Bahçeli’nin biricik ideolojisi olan milliyetçiliği “ırkçılık” olarak nitelemiş, reddetmiş, yerden yere vurmuştu. Bu durum iki parti arasında derin bir ideolojik ayrılık konusu olmuştu. Erdoğan süreç içerisinde “ayaklarının altına almış olduğu” milliyetçiliği göklere çıkartıp, bazı “tekler” de ekleyerek: tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak sloganına ek olarak bir de sağ elinin baş parmağını içe eğip dört parmağı ile sembol bir işaret uydurarak MHP’nin kurt sembolünü geride bıraktı. “Teklerin” başına iktidar ağırlığını da koyunca MHP’yi etkilemeye başladı. Fakat MHP’yi dilediği kıvama getiremedi. MHP’yi söz ve karar sahibi bir iktidar ortağı yapmadı, ama sadece tek başına iktidar olarak kalmasına koltuk değneği yaptı. Ama MHP Erdoğan’ın bu oyununu yutmadı. Erdoğan MHP’yi koltuk değneği yaparak, tek başına iktidarda kalabildi, fakat Devlet Bahçeli Erdoğan’ın iktidarını tek başına devam ettiremeyeceğini gördü ve parlamentodaki bir oylamada karşı oy kullanarak, Erdoğan’ı engelleyebileceğini, Erdoğan’a gösterdi.

Devlet Bahçeli Erdoğan’ın Fethullah Gülen’e, Kürtlere yaptığını görerek ders çıkarttı. Nasıl ki Erdoğan MHP’yi iktidar ortağı yapmayı değil, tek başına iktidarını sürdürmenin koltuk değneği yapmaya çalıştıysa, Bahçeli de az bir güçle devlet içerisinde çok güç elde etmenin planını yaparak Erdoğan’a oyun kurmaya başladı. Söz konusu oyunun en başarılı yanı kendini yerel seçimlerle ortaya koydu. Bahçeli önce İstanbul’da belediye başkanı adayı göstermeyeceğini, çünkü muhalefet İstanbul’u alıp, kayyum atanan belediyeleri de bir referanduma dönüştürünce başkanlık sistemini çökertirler diyerek, Erdoğan’ı yüreğinden yakalamaya çalıştı. Bu amaçla İstanbul belediye başkanlığından feragat edebileceğini gösterdi. Devlet Bahçeli’nin bu önerisi karşısında Erdoğan ipe un serince, Bahçeli rest çekerek ittifakı bozduğunu açıkladı. Devlet Bahçeli’nin restine Erdoğan da “sen yoluna ben yoluma” diyerek karşı resti çekince AKP’nin işleri sarpa sardı. Erdoğan yandaşları gazeteciler artık eskisi gibi “MHP ile yakın durmak Kürt oylarını olumsuz etkiler” gibisinden Bahçeli’yi kızdıracak yazılar da yazamıyorlar. Çünkü gelinen noktada Erdoğan Kürtlerden umudu kesmiş durumda. Kürtleri oyalayacağı kadar oyaladı. Bundan böyle Kürtler Erdoğan’dan, Erdoğan da Kürtlerden umutlarını kestiler. Erdoğan’ın tek tutunacağı dal olarak MHP kaldı. MHP de bunun bilincinde. Tavrını bu bilinç doğrultusunda belirliyor.

Türkiye’de yaratılmakta olan güçler dengesi, bu güçler dengesi içinde AKP ve MHP, daha doğru bir söylemle Erdoğan’la Devlet Bahçeli’nin oluşmakta olan bu güçler dengesi içinde “iki cambazın bir ipte oynama” durumunda kalması iki karşı devrimci faşist gücün durumunu net olarak göstermektedir. Türkiye’nin ve iki gerici, faşist, ırkçı gücün ittifakının gerçek durumu bu iken devrimcilik adına bu somut durumu “kayıkçı dövüşü” olarak nitelemek ve topluma böyle lanse etmek doğru bir analiz ve doğru bir politik perspektif olmaz, olamaz. Olamaz, çünkü “kayıkçı dövüşü” kavramı benzetmek yerindeyse “danışıklı düvüş” anlamına gelir. Danışıklı dövüşten devrimcinin çıkartacağı politik sonuç: her iki gücün arasında derin ve ciddi bir çıkar çelişkisinin olmadığı, karşı tarafı uyutmak için birbiri ile oyun oynadığı, karşı tarafın oynanan oyuna seyirci bırakmaya çalışıldığı şeklinde yorumlanır. Halbuki karşı devrimin de arasında her zaman derin çıkar çelişkileri vardır, devrimcilerin karşı devrimin çelişkilerinden yaralanması için mutlak manada ortam yaratması gibi önemli görevleri olmak durumundadır.

Devrimciler, sadece işçi sınıfı ile burjuvazinin arasındaki çelişkiden hareketle taktik ve strateji belirlemezler. Taktik ve strateji belirlerken mutlaka karşı devrimin kendi arasındaki çelişkiyi de kâle alırlar. Türkiye’nin en gerici, en bağnaz, en ırkçı, en şoven burjuvazisinin iki önemli temsilcisi olan MHP ile AKP arasındaki kirli, çıkara dayalı çelişkiyi, bu çelişki üzerine inşa edilmeye çalışılan ittifakı “kayıkçı dövüşü” şeklinde nitelemek, en hafif deyimle basitlik olur. MHP ile AKP arasında oluşturulmuş ve pekiştirilmeye çalışılan ittifakın hem arasındaki çelişki, hem de çelişkinin boyutu çok ciddi. Böylesine derin ve böylesine çirkin çıkarlar üzerine inşa edilen bir karşı devrim ittifakını basit bir “kayıkçı dövüşü” olarak gören anlayış ciddi bir anti-faşist strateji ve taktikler silsilesi oluşturamaz. Oluşturamaz çünkü “kayıkçı dövüşü” belirlemesi, MHP ile AKP arasındaki çelişki ve bu çelişki üzerinde yürütülen ilişkilerin yanında basit, bayağı, pespaye bir benzetme gibi kalıyor. Halbuki MHP ile AKP arasında devam ettirilmeye çalışılan ittifak, iki açıdan çok büyük önem taşıyor.
Birisi: milliyetçiliğin, diğeri ise: dinciliğin iflasın eşiğine gelip dayanmış olmasıdır.

Milliyetçiliğin çıkış yeri olan kapitalizmin anamalı AB ve ABD’de yabancılara karşı ırkçılık temelinde köpürtülmeye çalışırken Türkiye’de eskimeye, pörsümeye yüz tuttu. Türkiye’de milliyetçiliğin hamisi olarak bilinen MHP geçmişte kurulan hükümetlerde defalarca iktidar ortağı olmuş, söz ve kararlarını topluma dikte ettirmişken gelinen noktada yaratmaya çalıştığı ittifakla AKP iktidarının yedek lastiği ya da koltuk değneği olmanın yol ve yöntemini arıyor. Ama bulmakta zorluk çekiyor. Çekmekte olduğu bu zorluğun devam ettirilmesi önem taşıyor. Devrimciler söz konusu zorluğu devam ettirmede gereken rolü oynayabilirler mi? Burada detaylara girerek anlatmam olanaksız, ama bence böyle bir olanak fazlası ile var.

İkinci konu: Türkiye’de sadece milliyetçilik değil aynı zamanda dincilik de iflasın eşiğine geldi. Dinciliğin hamisi de AKP’dir. AKP, din adına, dindar gençlik yetiştirmek adına yola çıktı. 2015’in 7 Haziran seçimine kadar da devam ettirdi. 7 Haziran seçiminde Kürtler kendileri olup, kendi adına seçime girince AKP seçimi kaybetti. Devamını Erdoğan sahtekarlığı ile getirmeye çalıştı. Ama o da bir yere kadar oldu. Gelinen noktada Erdoğan ve partisinin sahtekarlığı toplumun en azında yarısından fazlası kadarı nezdinde deşifre oldu, sahtekarlığı tescillendi. Türkiye’nin gelmiş geçmiş iki önemli baş belası her iki ideoloji de henüz yok olma değil, ama iflasın eşiğine gelmiş durumda. Gelinmiş olunan bu eşikte her iki ideolojinin temsilcisi olarak bugüne kadar siyaset sahnesinde önemli işlevler görmüş olan iki ana parti yok olmamak için son nefes olarak çareyi birbirine sarılmakta buldular. Buldular ama her ikisi de uçurumun başında duruyorlar. Milliyetçilik Türkiye’de tarihsel ve toplumsal sürecini doldurarak çok bayatladı. Dolayısı ile egemenlik minderinden düşmüş durumda. Dini ideolojiyi ise Erdoğan eskitti, çürüttü, kullanma tarihini doldurttu. 16 yıldır söz konusu gidişata seyirci kalan başka bir dinci parti Saadet Partisi Erdoğan’ın dini ideolojiyi iflasın eşiğine getirdiğini görerek devreye girmeye çalışıyor. Aynı şekilde İYİ Parti de MHP’nin yerine oynuyor.
Ama Erdoğan almış olduğu atla Üsküdar’ı geçeli çok oldu. Kurtulmak için birbirine sarılmış olan bu iki insanlık ve Türküye halkları düşmanı kadim ideoloji öyle “kayıkçı dövüşü” vb. gibi basitliklerle geçiştirilmez. Devrimciler tarafından ciddi bir politika izlenirse, tümden devre dışı bırakılmasa bile bir süreliğine de olsa Türkiye toplumu ve insanlığın başından uzaklaştırılabilir. AKP, MHP ittifakını “kayıkçı düvüşü” gibi ciddiyetsiz, afaki belirlemelerle zaman geçirmek yerine olayın ciddiyetinin bilinci ile karşı ve geleceğe yönelik ciddi strateji ve taktikler belirleyerek bu iki halk düşmanı ideolojiye derin mezar kazmanın yollarını aramak lazım.

Teslim TÖRE
22 Kasım 2018