Sorunumuza ilişkin “terörizm“ kavramı incelenmeye değer bir konudur. Biz ve sömürgecilerimiz bağlamında kim teröristtir açığa çıkarılması gerekir. Şu bir realite. Kürd/Kürdistan parçanmış, bölüşülmüş, herbir parcası bir devletin sınırları içinde hapis edilmiştir. Kürd millet egemenliği gasp edilmiştir. Kürd millet bireyin tüm insani ve milli hakları elinden alındığı gibi Kürd/Kürdistan yok sayılmış ve yok sayılan Kürd/Kürdistan’ı tarihte yok edilmesi için soykırım dahil tüm insanlık dışı uygulanmaya tabi kılınmıştır. İşte bu noktadan itibaren Kürd milletin itirazı başlamış, silah başta olmak üzere sömürgeci güçlere karşı tüm demokratik ve yöntemlerle milli kurtuluş mücadelesi vermeye başlamıştır.

51B3F053-6107-4AF7-9F4A-C54EB494FDB8

Burada haksız olan kim? Kim terörist? Karşı güçler olarak her ki taraf birbirini terörist olarak tanımlaması doğal ama ahlaki ve insan hakları konusunda hassasiyet gösteren üçüncü tarafın Kürd millet mücadelesine karşı olumlu bir tavır içinde olması kaçınılmaz olması gerekirken ama öyle olmuyor. Burada çıkarlar devreye giriyor ve bu nedenle sorun karşısında siyasi tavır ortaya konuluyor. Kabul edilmeyen bu olmalıdır. Çünkü Kürd milli mücadelesi haklıdır, meşrudur. Kimsenin hakkından, toprağından gözü yoktur. Sadece ve sadece gasp edilmiş kendi egemenlik hakkını kazanmak istiyor. Ülkesini bağımsızlaştırmak istiyor. Bundan daha doğal ne olabilir? Bunun tersini savunan kim olursa olsun Kürd milleti için terörist bir güçtür.

Türk devleti, terörle mücadele adı altında Kürdlere karşı hukuk dışı uygulamalara baş vurduğu herkesin gördüğü bir gerçek olmasınına karşın uluslararası toplum sessizliği siyaset edinmiştir. Ki Türk devletin uygulamaları Kürd milleti ortadan kaldırmayı hedeflediği bilinmesine karşın. Bunun bir insanlık suçu olması bilindiği halde kimi devletlerin “müttefiğimiz,“ “ortağımız,“ ile başlayan Türk ırkçı devleti tolere edildiği bir sır değildir. Nezdimizde bu şu demektir. Türk devletinin Kürdlere karşı işlediği bu insanlık dışı suça ortak olmak demektir.

İnternete düşen videolara bakıldığında görüntülerde net olarak Türk işgal güçleri tarafından ele geçirilen sağ ve yaralı gerillalar erkek ve kız ayırımı yapılmaksızın hukuk dışı infaz edildiği net olarak ortadadır. Bu hem terör, hem de savaş suçudur. Bu videoların ilgili devletlerin hatta BM elinde olduğuna da kuşku duymuyoruz. Fakat bu yaşanan vahşete rağmen bu insanlık dışı uygulamalar karşısında sessiz kalındığı bir sır değildir. Bu vahşeti sergileyen Türk devletini görmemezlikten gelmeleri kabul edilecek bir durum değildir.    

Türk devleti, Kürdlere karşı savaşırken kendini hiçbir kural ile sınırlandırmamaktadır. Her yolu mubah saymaktadırlar. İç hukuk, uluslararası hukuku takmadıkları icraatlarıyla ortaya koymaktadır. Bunu tüm dünya görüyor ama kimsede buna karşı sesini çıkarmıyor. Türk sömürgeci sistem sahipleri, keyfi istediğinde Kürdlerin köylerini boşaltmakta, insanları zorla evlerinde çıkartmakta, evlerini içindeki hayvanlarıyla ateşe vermektedir. Ormanlar içindeki canlılarla birlikte devletin kurumları tarafından yakmaktadır. Kürdlere ait tarihi eserler yok edilmektedir. Kürd siyasileri, aydınları, iş adamlarından tutun suçu sadece Kürd olmak olan sıradan insanları soruşturmaya uğratmakta, işkence etmekte, yıllarca suçsuz olarak zindanda tutmakta, çoğu zamanda kurşuna dizmektedir. Kürd insanının elinde yaşama hakkı alınmaktadır. Ki bunlar uluslararası hukukta suç sayılmaktadır.

Bundan daha ağır insan hakları ihlali olur mu? Tüm bunlar aleni yapılmasına karşın şimdiye kadar hiçbir devlet veya uluslararası kurum bunu gündeme getirmemiştir. Görülmemezlikten gelinmiştir. Hatta çoğu zaman bu eylemlerin oluşumunda destek verilmiştir. Sadece “kılıfına uydur,“ diye kendileri uyarılmıştır. Şimdi bu uygulamalar koşullarında yaşayan Kürd milletine sen niye mücadele ediyorsun demek ne kadar ahlakidir? Aklakiliği bir yana bırakalım insan hakları savunucu kesilenlerin Kürdleri terörist ilan edilmesi ikiyüzlülük değilde nedir?

Silahlı çatışmaların olmadığı bir mekanda Türk devletinin insan haklarını ihlal eden eylemler hem iç hukukta, hem uluslarası hukukta suç sayılmasına karşın yapılan ihlaller yanlarına kalmaktadır. Bu da, aynı türden suçları işleyebilirsin zeminini yaratmasına yol açmaktadır. Oysa insan haklarının ihlalini önleme amacı ortadır. Bu da, insan onuruna uygun bir yaşam sağlamak içindir. Bu haklara yöneltilen tehdidin nereden geldiğine bakılmaksızın bu hakların korunması esastır. Ki uluslararası hukuk da bunu öngörmektedir. Fakat genel kabul görülsede pratikte pek oralı olunmamaktadır.

Şunu net olarak biliyoruz. Türk devletinin Kürdlere karşı işlediği suçlar uluslararası toplum tarafından görülmek istenmemektedir. Oysa bu konuda uluslararası hukukta bağlayıcı hükümler bulunmaktadır. Suç işleyenler hakkında uluslararası bir mahkemede yargılama mümkündür. Hatta bu suçu Cumhurbaşkanı işlese bile onun yargılanması bile mümkündür. Çünkü uluslararası hukukta devlet başkanı dokunulmazlığı geçerli değildir. Bu yönlü yargılanmalarda olmuştur. Pinochet, Slobodan Milošević örnekleri vardır. Aynı suçları ve hatta ağırını işleyen Türk devletin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bundan muaf tutulmaktadır. Hatta muhatap alınmakta, “ortak,“ “müttefik,“ kabul görülmekte, devletler tarafından kırmızı halılarla karşılanmaktadır. Ki bu adam devletin asker ve polisine açıkça çağrı yaparak, normal bir sivil yürüyüşe katılan “Kürd kadın, çocuk demeden gereği yapılsın,“ dediği bilindiği ve bunun sonucunda binleri bulan kadın ve çocuğun katledildiği ortada olmasına karşın.

Nerede uluslararası hukuk? Kürdler söz konusu oldu mu bu yönlü yasalar ölü metinlere dönüşüyor. Fakat buna karşın Kürd örgütlerini terörist ilan ediliyor. Neden “ortakları,“ “müttefikleri“ Türkiye’ye karşı silahlı mücadele ettikleri gösteriliyor. Hani milletlerin serf-determinasyon hakkı vardı? Bu hak meşru bir haktı? Anlaşılan bu alanda Kürdlere kapalıdır. Bu arada Kürd örgütlerin insan haklarını ihlal eden uygulamaları hiç mi yok? Kuşkusuz vardır! Bunlar gerekçe gösterilirse sorun yoktur. Ama Türkiye’ye karşı silahlı mücadele ettikleri için Kürd örgütlerini terörist ilan edilmesinin haklı hiçbir yanı olamaz.

Kürd milli hareketi haklıdır, meşrudur. Buna helal getirilmemelidir. Her ne kadar sömürgecilerimiz milli hareketimizi “terör“ olarak sıfatlandırsa da inandırıcı olamıyor. Burada Kürd siyasi hareketlerede büyük bir görev düşmektedir. Terör damgasını yememek için söylem ve özelikle eylemlerine özen göstermelidir. PKK uzun bir süre buna riayet etmedi. Düşman bunu çok iyi kullandı. Bu nedenle uluslararası terör listesine koymayı başardı. Bunun zararları bugün net olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. PKK bunun farkında olacak ki uzun bir süredir bu tür eylemlerden kendini uzak turmaktadır. Bu olumlu bir gelişmedir. Doğrusuda budur. Bunun sürdürülmesi halinde hakkındaki terör suçlaması zamanla kalkacağına şüphe etmemek gerekir.

Bundan hareketle Kürd siyasal hareketleri, özelikle uluslararası alanda bulundukları ülkelerde halkın huzurunu bozan eylemlerden kendini uzak tutmalıdır. Demokratik mücadelenin şartlarının olduğu ülkelerde demokratik mücadele verilmeli ama halkın huzurunu bozan taşkın hareketlerden sakınılmalıdır. Dünyaca terör suçu kabul edilen halktan zorla, tehdit yolu ile para toplamaktan kesinlikle kaçınılmalıdır. Yanı sıra insan kaçırma, rehin alma, fidye alma, işkence etmek, şiddet uygulamak, korku yaratmak, gaspta bulunmak, sivil insanları tehlikeye atmak gibi hukuk dışı yöntemlere baş vurmaktan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tür eylemler uluslararası hukuka göre terör eylemi olarak kabul görülmektedir. Kürd siyasal güçleri bu tür eylemlerden uzak durmalıdır.

Kürd siyasi hareketlerin dikkat etmesi gereken başka bir boyut çocuk yaştakilerin zorla silah altına alınmasıdır. Çünkü bu uluslararası hukukta suçtur. Kürd siyasi hareketleri buna dikkat etmelidir. Fakat şu durumda söz konusudur. Kürdlerin devleti yok. Düzenli orduları yok. Yabancı işgale karşı milletçe direnişi var. Erkeğiyle, kadınıyla, yaşlı ve çocuğuyla bir direniş söz konusu. Bunu ayrıştıramasınız. Çok bariz bir örnek verelim. Birkaç sene evvel Diyarbakır’da demokratik bir eylem yapılmıştı. Halkımız gençi, ihtiyarı, kadın ve erkeğiyle katılmıştı. İşgal güçleri kendilerine silahla saldırmıştı. Yaşı 12 cıvarında olan bir çocuk polis tarafından yakalanmıştı. Yediği coplar bir tarafa polis çocuğun elini bükerek kırmıştı. O sahne video olarak internete düşmüştü. Çocuğun çektiği acı yüz ifadelerinde bariz olarak ortaya çıkmıştı. Çocuk işkenceli bir sorgudan sonra uzun bir süre zindana konulmuştu. Orada devletin çıplak yüzüyle bir kez daha tanışmıştı. Zindandan çıkar çıkmazda soluğu dağda almıştı. Dağdakiler onu geri mi göndersinlerdi? Git diğer kolunuda kırsınlar mı demeliydiler? Hayır bunu demeleri gerekmiyordu ve zaten denilmedide. Peki çocuk ne yaptı? Silahı kaptığı gibi tıpkı abı ve ablaları gibi işgal güçlerine karşı savaşa girdi. Bu koşullarda çocuğa ne denilir? Başkaları bir yana ama biz Kürdler o çocuğun elinide, ayağınıda öperiz.

Terörün anavatanı yoktur. Ülkesel, bölgesel olduğu gibi dünyasal boyutludur. Terörden etkilemeyen bir ülke, devlet, millet ve örgüt yoktur. Hepsi terörden nasibini almış ve almayada devam edecektir. Çünkü ortada çıkar çatışması vardır. Buna uygun olarak devletler politika belirliyor. İnsan haklarının ihlali meselesini önleme bunun çok gerisinden kalıyor.

Irak, İran, Suriye ve Türk devletlerin düzenli olarak Kürd sivil insanlara yönelik uyguladığı şiddet, işkence, katletme ve soykırıma varan eylemler herkesin gözü önünde seyrediyor. Sömürgecilerimiz tarafından Kürd milletine karşı uygulamaları devlet terörizmi kapsamına giriyor. Uluslararası alanda buna “devlet terörizmi” (State Terrorism) adı verilmektedir. Tahran’daki ABD büyükelçilik ve konsolosluk personelinin rehin alınması (Kasım 1979-Ocak 1981) çoğu devlet ve çevre tarafından bir devlet terörü olarak kabul görüldü. Aynı devlet Kürd milletine karşı devlet terörizmini yüzyıllardır uygulanmasına karşın uluslararası sistem sessizliği politika etmesinin ötesinde her alanda destekledi. Bizim nezdimizde de bunlar terörün destekleyicisi devlet kimliğini kazandı. Kim bunlar diye sorulabilir. Kürd milletine giydirilen uğursuz gömlekten çıkarı olan tüm devlet ve güçlerdir.

Sömürgecilerimiz zorla kendi devlet sınırları içinde tuttuğu Kürdlere karşı her tür insanlık dışı eylemleri düzenli olarak sürdürmektedir. Gerekçeleride vardır. Kendi sömürgeci rejimlerini korumak, otoriter yapısının devamı için bunu kendilerine “hak“ gördüler ve gereğinide yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Bu devletlerin Kürdlere karşı uyguladıkları tüm bu insanlık dışı uygulamalar “faili meçhul“ olarak kaldı. Sözde vatandaşları Kürdlere karşı bu tür uygulamalar olduğunda yasal süreç işlemez. Var olan yasalar bile uygulanmaz. Çoğu zaman açılan bazı davalar bile bile ya uzatılarak zaman aşımına uğratılır veya olay soğuduğundan sessizce failleri serbest bırakılır. Böylelikle devlet “temiz“ kalır. Faillerde görevine kaldığı yerde ve çoğu zaman rütbe atlatılarak mükafatlandırılır. Bunlar günlük yaşantımızın olağanlaştırılmış halidir. Bununla yapılmak istenilen Kürd halkı üstünde baskı, korku, sindirme ve yıldırma yaratarak teslim almaktır. İşte terörizm budur.

Türkiye, İran, Irak ve Suriye kendileri kendi devlet sınırları içindeki etnik, dini ve muhalif güçlere karşı devlet terörüna baş vurduğu gibi, kendi devlet sınırları dışındaki terörist gruplarada yardımcı olmaktadır. Buna “devlet destekli terörizm“ denir. Bu yardım az-boz değildir. Kendileri her alanda istihbarat, barınma, dolaşım, para, silah, eğitim imkanı sağlanmaktadır. Türkiye’nin başta İŞID, Nusra başta olmak üzere bir bütün olarak radikal cihatçı güçlere, İran ve Suriye’nin Husiler, Hizbullah, Hamas gibi terörist güçleri her alanda desteklediği bilinir. Anlaşılan şudur ki sömürgecilerimiz hem içte devlet terörüne baş vurmakta ve hemde sınırları dışındaki terörist grupları örgütleyip her alanda desteklemeleriyle “terörü destekleyen ülkeler“ olmaktadır.

Bu konuda herkesin elinde sayısız dosya bulunmaktadır. Türkiye’nin İŞID ve Nusra başta olmak üzere tüm türevleriyle organik bağını kim inkar edebilir? Uluslararası alanda gelip Orta Doğu’da savaşmak isteyen tüm cihatçı teröristleri Türkiye’de barındırdığı, geçişlerine kolaylık sağladığı, her alanda yardım sağladığı, yaralılarını bile devlet hastahanelerinde tedavi ettiği, gasp yolu ile ele geçirdiği maddi imkanları paylaştıkları herkesin bildiği gerçeklerdir. Hatta bu konuda bir ara Rusya, BM verilmek üzere bir dosya hazırladı. Sonra karşılıklı ne alındı verildiyse dosya hasır altı edildi. Aynı dosyalar Avrupa ve ABD elinde de vardır. Fakat kimse bu dosyaları BM sunmuyor. Hani terörist aranıyor ya. İşte aranılan terörist o dosyaların içindedir. Açın o zaman dosyaları. Yok onu açmazlar. Ama güçleri Kürdlere yetiyor. Burada esas alınan çıkarlardır. Sömürgecilerimiz Kürdlere her türlü insanlık dışı muameleye tabi kılmış onların umurundan değildir. Onlar için önemli olan sömürgecilerimizle olan çıkarlarıdır.

Karşımıza daima hem Türkiye’nin kendisi, hem onunla çıkar birliği içinde olan devletler ve siyasi güçler “Türkiye’nin Güvenliği“ sorununu çıkarıyorlar. Tamamda bu “Türkiye’nin güvenliği“ niye bu kadar kırılgan? Sebebi ne ola ki düşünen yok. Türklerin hangi tabularını yasaklamışız? Toplum olarak inkar mı etmişiz? Tarihte yok etmek için bir uygulamayı mı politika edinmişiz? Bunların hiçbiri değil. Nedir peki? Kendileri tarafından işgal ettiği ülkemiz Kürdistandan çekil diyoruz. Gasp ettiği milli egemenliğimizden vaz geç diyoruz. Peki onlar ne yapıyor? Bizi tarihte yok etmek için akla hayale gelmeyen yol ve yöntemlere baş vurdukları dünya alem bilmelerine rağmen karşımıza getirdikleri bu “Türkiye güvenliği“ne ne denmeli? Ahlaki olmaması bir yana insan haklarının hangi maddesine bunu uyduruyorlar bizim için merak konusu. Hani insan hakları konusunda hassasiyet sahibiydiniz. Anlaşılan o ki bu konuda da samimi değilsiniz.

Gerek bireylerin, gerek örgütlerin, gerek devletlerin, meşru mudafa diye bir hakkı vardır. Bunu biliyoruz. Fakat şunuda biliyoruz. Kürdler işgalci değil ama ülkemizde işgalci olanlar belidir. İşgale karşı ne yapılırsa Kürdlerde buna baş vuruyor. Bunun uluslararası hukukta yeri vardır. Fakat ırkçı, cihatçı devletlerin ülkemizde işgalcı olmasının haklı hiçbir yanı yoktur. İşgalcilerimizin gün aşırı Kürdlere karşı yok edici uygulamalarının hiçbir gerekçesi haklı gösterilemez. Çünkü Kürdler hiçbir zaman bu ülkelerin meşru haklarına saldıran güç olmamışlardır. Bu konuda sömürgecilerimizin saldırısını haklı çıkaracak hiçbir eylemleri olmamıştır.

Buna rağmen Türkiye başta olmak üzere sömürgecilerimiz her zaman Kürdlere saldırmaktadır. Bu konuda haklı hiçbir gerekçeleri yoktur. Uluslararası hukuka göre sömürgecilerimizin Kürdlere saldırması için bunun şartlarının oluşması şarttır. Saldırı olasılığı meşru mudafa için yeterli şart değildir. İlahi saldırının vuku bulmuş olması gerekir. Fakat Kürdistan’ın tabi kılındığı durumda Kürd siyasi hareketlerin işgal güçlerine karşı meşru mudafa hakkı için tüm şartlar vardır. Bu konuda hiçbir güç Kürdler niye sömürgecilere şu veya bu yöntemle saldırıyor deme hakkına sahip değildir. Kürdler mücadelesinde haklı ve meşrudur. Bu mücadele terör olarak telaki edilemez. Ama sömürgecilerimizin Kürdlere karşı her yaptırımı terör eylemi olduğu kuşku götürmezken bunun sömürgecilerimizin meşru savunma hakkı olarak telaki edilmesi doğru değildir. Saldıran Kürdler değil, sömürgecilerimizdir. Çünkü sömürgecilerimiz işgalcidir. İşgale karşı her halükarda direnme meşru bir haktır. Burada şu gerekçe haklı gösterilemez. İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin “güvenliği“ ileri sürülemez. Fakat sömürgecilerimiz egemenliğindeki Kürdistan parçasındaki Kürd milletine karşı her türlü insanlık dışı uygulamanın ötesinde keyifleri istediği zaman diğer sömürgeci ülkelerin egemenliğindeki Kürdistan parçalarını bombalamakta ve hatta işgal etmektedirler. Gerekçe olarak bu parçalarda mücadele eden Kürd örgütlerin kendilerine saldırı olasılığı gösterilmektedir. Dikkat edildiğinde saldırdı değil, olasalık gerekçe gösterilmektedir. Oysa olasılık uluslararası hukuka göre meşru mudafa hakkının kullanılması için yeterli şart değildir.

Bunun en somut örneği İsrail’in 1981’de nükleer silah ürettiği gerekçesiyle Irak’taki bir nükleer tesisi vurması, yanı sıra Tunus’taki Filistin Kurtuluş Örgütü karargahlarını kendisine yönelik terör üretiyor gerekçesiyle bombalaması BM Güvenlik Konseyi tarafından kınanmıştır. Hatta ABD tarihinde belkide ilk olsa gerek BM İsrail’e karşı aldığı bu karara destek vermiştir. Kimi çevrelerce “politika yapılıyor,“ olarak iddia edilsede ki bunun doğru olma olasılığı yok değildi. Bu bir yana aynı BM her ne hikmetse Türkiye istediği zaman Irak ve Suriye egemenliğinde bulunan Kürdistan parçalarını işgal etmekte, bombalamakta, halkı katletmektedir. Uluslararası hukuka göre bir başka ülkenin topraklarına bu tür eylemlerde bulunma suçtur. BM buna müdahale eder. En aşağı kınar. Fakat Türkiye gün aşırı Kürdistan’ın Güney ve Güneybatısı’nı bombaladığı gibi işgal etmesine karşın BM oralı olmamıştır. Hatta “Türkiye’nin Güvenliği“ adı altında bu uygulamalar normalleştirilmiştir. Burada yine çıkar devreye girdiğini görülmektedir.

Türkiye’nin Şengal’i bombalanması, Cereblos, Azez, El Bab, Efrin’i işgal etmesi bir yana Menbiç’ten girer Şengal’da çıkarız tehdidi suç olmasına karşın uluslararası toplum sessizliği politika edinmiştir. Kürdlere karşı işlenen insanlık dışı suça ortak olunmuştur. Ki Türkiye bu suçları işlerken gerekçe gösterdiği saldırı olasılığı işgal için geçerli olmamasına rağmen. Ne Şengal’deki, ne Kürdistan’ın Güneybatısı’ndaki gerillaların Türkiye’ye karşı bugüne kadar bir saldırısı olmadığı gibi, daima bu yönlü bir düşüncemiz yoktur açıklamalarına rağmen. Uluslararası camia bunu bilmelerine karşın Türkiye’nin buraları bombalaması ve işgalini normal karşılamıştır.

Bu güçlerin dert ettiği “Türkiye’nin ülke bütünlüğü“dür. Peki burada işgal edilmiş Kürdistan’ı nereye koyacağız? Milletlerin kendi kaderini tayin etme hakkına ne diyeceğiz? Bunlar başlı başına cevap arayan sorulardır. Kürdistan’ı işgali ile birlikte “Türkiye’nin bütünlüğü“nü savunmak Kürdlere dayatılan kölelik statüsünü savunmakla eş değerdir. Bu nedenle Kürd milletine “Türkiye’nin siyasi ve toprak birliğini“ dayatmak Kürdlere köleliği kabullen demektir. Bunu sayısız devlet yapmaktadır. Buna Kürdler hoşgörü olarak bakabilir mi? Gerçi buna hogörü olarak ve hatta programlayan Kürd siyasi örgütleride yok değildir.

Devam Edecek..!