87CA6D4C-F8C8-46FC-A5BE-86611925C09D

Türkiye öyle bir duruma geldi ki eleştirilmeyecek, karşı çıkılmayacak, sorun sayılmayacak veya güzel olan, iyi olan hiçbir durum kalmadı!

Nereye baksak bir sorun, sıkıntı, çözümsüzlük ve karmaşa var.

Taciz, Tecavüz, Kadın ve işçi cinayetleri, Adalet’in içerisinde bulunduğu adaletsiz yapı, içinde bilgi olmayan eğitim sistemi, üniversitelerin içler acısı durumu, Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan Havalimanları, köprü ve yolların talana dayalı sözleşmeleri,  doğaya karşı yapılan tahribat, ekonomik kriz ve buna rağmen lüks içinde yüzen iktidar gibi saymaya devam edersek sayfanın yetmeyeceği kadar olumsuzluklarla yaşıyoruz.

Asıl garip olanı bu olumsuzluklar değil, bunca olumsuz ortama rağmen insanlarda çıkmayan ses!

Yapılmayan itiraz!

Kanıksar bir hava içerisinde, içimize sindiremediğimiz bu kaosu sadece seyrediyoruz ki son dönemde gittikçe artan biçimde, “şaşırdık mı?” ifadesini kullanabiliyoruz. Şaşırmıyoruz çünkü kanıksadık.

Toplumsal yapı içinde en olumsuz durum olan “alışma” hali içindeyiz. İnsan bir duruma alıştı mı, artık ona itiraz edemez. Karşı çıkmaz. Değiştirmek için uğraşmaz. Böylece içinde yaşanılan olumsuzluklarla beslenen iktidar ve destekçileri daha rahat davranabilir ki yaşadığımız durum şu an için aynen böyledir.

Toplumun çimentosu olan, toplumun bir arada yaşamasını sağlayan adalet mekanizması tamamen yok edilmiş durumda!

Toplumsal etik kalmamış. “Cahil topluma ihtiyaç var” diyerek yola çıkanlar, eğitimde bilgiyi yok edip, yerine inancı ikame ederek, istedikleri cahil toplum yapısını kurmaya devam ediyorlar.

Bilerek bozulan toplumsal yapının ötesinde, yine bilerek bozulan ekonomik yapı da var. Üretim yerine tüketime yöneltilen ekonomik yapı, en çok tarım ve hayvancılıkta kendisini gösteriyor.

Üretmek yerine dışarıdan almayı hedef haline getirerek, her türlü üretime dayalı gıda ve ihtiyaç malzemeleri konusunda dışa bağımlı hale getirilerek emperyalist soygunun hedefi yapıldık.

Tohumdan gıdaya, elektronik eşyadan teknolojiye kadar her dalda, zorunlu olarak dışa bağımlıyız. Samana varıncaya kadar dışarıdan alım yapılan ürünler yüzünden de cari açık büyüdüğünden, bunun ekonomik faturası da yine bizlere ödettiriliyor, yapılan zam ve yeni vergilerle!

İçeride soygun ve talan acımasız ve azgınca devam ederken, tüm ihtiyaç malzemeleri için dışarıya ödeme yapıyoruz.

Deyim yerindeyse donumuza kadar emperyalizme bağımlı hale getirildik!

Üretim yapacak tesisler yerine yaptırılan ceza evleri, önümüzdeki süreçte daha fazla insanın özgürlüğünden mahrum olacağının garantisi olarak karşımızda duruyor!

İnsanların çok fazla et tükettiğinden yakınan iktidar, ülke içinde fakir insanın kalmadığı iddiasında!

Göbeğinden iktidara bağlı/bağımlı adalet sistemi yetmez gibi Cumhurbaşkanı, adaletin ruhunu da istiyor.

Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün katılımıyla gerçekleştirilen adli ve idari yargı hakimleri ile Cumhuriyet savcılarının kura törenindeki konuşmalar öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajı okundu.

Erdoğan mesajında “Bizim herhangi bir grubun veya ekibin değil sadece ve sadece devletinin, milletinin emrinde, kanunların gösterdiği istikamette görev yapacak hakimlere, savcılara, adliye personellerimize ihtiyacımız vardır” diyerek, hakim ve savcıların devlete bağlı çalışmasını istedi! (1)

Yasama, Yürütme ve Yargı olarak adlandırılan ve her birinin diğerinden bağımsız çalışması gereken kurumlardan Yargının, devletin emrinde, yani iktidarın emrinde çalışması gerekliliği vurgulanıyor mesajda!

Son dönemde iktidarın bazı açıklarını ortaya çıkaran Danıştay raporları kendilerini o kadar çok üzmüş olmalı ki en ufak çatlak ses istenmiyor!

Mesajda yapılan vurgular, “Gerektiğinde yasalara uymayın” söylemiyle gündeme gelen Süleyman Soylu’nun, gücünü nereden aldığını göstermeye yetiyor.

Toplumu köleleştirme çalışmalarının bir bütünü içinde yapılan bu uygulamalar, Yemen’de yüz binlerce insanın ölümüne göz yuman emperyalist sistemin dışında değil elbette.

On yıllardır, içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkmaya çalışan emperyalizm, yapmış olduğu soygunun ölçüsünü arttırarak, kendisi dışındaki tüm dünya insanlarını köleleştirme çabası içinde. Bu çabanın sonuçları olarak yansıyan ülke yönetiminin çalışmaları da aynı paralelde devam ediyor.

Sömürülecek son damla sonrası kendisinin de yok olacağının farkında olmasına rağmen, krizden çıkmanın yolu olarak gördüğü, sömürüyü arttırılabilecek en son noktaya kadar yükseltmenin tek yolu olan köleleştirmeyi seçerek, kendisinin de sonunu hızlandırmaktan başka bir şey yapmıyor aslında.

Azgınlaşan ve arsızlaşan talanın tek nedeni de bu.

Emperyalist sistemin içinden çıkamadığı ve asla çıkamayacağı kriz.

Baskıcı, şiddete dayalı ve adil olmayan rejim ve anlayışların dünyaya yayılmasının da nedeni aynı!

Burada ortaya çıkan, her daim söylenen, ancak bir türlü hayata geçirilemeyen “ne yapmalı?” sorusunun, bir an önce cevaplanması, yaşadığımız ve gittikçe derinleşen kaostan çıkmanın tek yolu olarak karşımızda duruyor.

Aslında cevabı belli olan ve tüm zihinlerde ikame eden bu soruyu zihinlerden silerek cevabını hayata geçirmek zorundayız. Birlik ve beraberliği sağlayarak, azgın ve arsızca yapılan bu saldırının karşısında başımız dik durabilmek zorunluluğunu bilmemize rağmen, oturuyor oluşumuz, yenilgiyi kabul etmenin değişik ifadesidir.

Bu durumda asıl soru karşımıza çıkar!

Vazgeçtiğin an kaybedeceğini bilenler olarak, yenilgiyi kabul ediyor musunuz? Yoksa yeniden başlamak için çay mı demlenecek?


1.https://www.artigercek.com/haberler/erdogan-dan-yargiya-devletin-emrinde-hakimlere-savcilara-ihtiyacimiz-var