F92FFA62-9884-4515-9671-CB79B03A8080ABD yönetiminin PKK’nın üst düzey üç yöneticisi Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Duran Kalkan’ın yerini ihbar edenlere 12 milyon dolar ödül vaat etmesi entresan  bir vaka olarak anlaşılmazlarıyla birlikte gündeme oturdu.

Türkiye’nin Doğu Fırat’ın bazı bölgelerini hedef alan saldırılar ve buna mukabil olarak  sınır boylarından YPG-ABD birliklerinden oluşan ortak devriye faaliyetinin hemen arkasından Amerika’dan para ödülü kararının gündeme düşmesi kime neye nasıl bir mesaj verilmek istendiği çok yönlü bilinmezlikleriyle birlikte değerlendirme konusu yapılmıştır. Hani Süriye’ de beraber çalıştığı bir gücün bazı bölümlerini kabul, bazı bölümlerini kabul edilemez olarak görülmesi nedeniyle ABD’nin bu tutumu doğal olarak kafalarda “Ortada fol yok yumurta yok, bu da nerden çıktı.  Ne alaka” gibisinden  hatta “komik, saçma, anlamsız bir karar” yada “sürpriz”  gibi envayi türlü anlamlar içeren  değerlendirmelere konu olmuştur.
Bu durum öncelikle Süriye deki gelişmelerle ve küresel güçlerin bölgedeki güç dengeleri ve rekabetleriyle ilintilidir. Ekim başlarında Tahranda yapılan İran, Rusya, Türkiye üçlü zirvesinde Türkiye’nin itirazlarına rağmen İdlib’ e  operasyon kararı alınmıştı. Karar gereği rejim güçleri ile berlikte Rusya- İran ortak operasyon yapacaktı.
Operasyon oldu olacak derken tam da bu evrede mülteci krizi ve kimyasal silah bahanesiyle Avrupa ve ABD ‘den “olmaz” itirazları yükselmeye başladı.  Bu Türkiye ve Erdoğan için can simidi olmuştu. Erdoğan Batı ve ABD’ nin bu tavrı nedeniyle ABD ve AB’ ye yaklaşma sinyallerini vermiş ve yeniden ilişkilenmenin arayışına girdi. Batı ve ABD’ bu baskısı Putin üzerinde caydırıcı olmuş ve Rusya yelkenleri indirmişti. Tam bu noktada Putin, Erdoğan’la Suçi’ de buluşarak onun Tahran zirvesinde dile getirdiği istek ve önerilerine burada onay vererek Türkiye için yeni bir hamle yapmasına olanak sunmuştur. Erdoğan’ı bu şekilde  güdümünde tutarak kaptırmamayı sağladı. Hatta Efrin ’işkaline benzer “doldur boşalt” gibisinden  bir işkal ve müdahaleyi Fırat’ın doğusunda da yapabileceğine işaret etti ve teşvikte bulundu.  İşte Fırat’ın doğusuna ve Rojava ’ya yönelik saldırı hazırlıklar bu bağlamda ortaya çıktı.
İdlib konusunda caydırıcı olan  ABD, Türkiye arasında süregiden gerginliklerde bir düşme oldu. Bir dizi temas ve ilişkiler ardından Rahip Andrew Brunson’ un serbest bırakılması sonrasından karşılıklı tavizler eşliğinde buzlar eridi ve bir yumuşama süreci başladı. Bu yakınlaşmalar pek tabi olarak kendi içinde bazı kirli pazarlıkların eseri olarak ortaya çıktığını, söylemeye gerek bile yok.
Bu süreç, ABD’nin Süriye boyutundan Irak sahasına oradan İran’a yaptırım ve kuşatmalar dahil genel anlamda bölgenin tümünde önceliklerine göre geliştirilmek istediği stratejisine uygun icra edilen kimi taktik uygulamalar olarak da okunabilir. Bu bağlamda ABD Türkiye dahil, bölgedeki diğer bazı güç ve aktörlerle inişli, çıkışlı ilişki durumunu gözden geçirip yeniden mevzilendirme ihtiyacını hissetmesi, kimse için sürpriz değil. Çünkü devletler için esas olan çıkarlardır. Dost düşman tanımı veya yakınlık, uzaklık ilişkileri bu çıkarlara göre belirlenir. Haklı, haksız, kim kimdir, nedir, ne suçlar işlemiş hiç önemi olmaz. İlkeler yoktur. Bunların hepsi çıkar ilişkileri karşısında bir anlamı kalmaz. Dolaysıyla haklı haksız kavramları bu iniş ve çıkışlarda ya önemsenir ve görünürdür, yada önemsenmez görünmezdir.  Güç olgusu ve değişen güç dengeleri karşısında her şey bu minvalde gidip gelmektedir.
ABD, siyaseten buna göre taktiksel anlamda Kürd ve Türk denklemi içinde var olan gel gitlere göre yeni bir durum ve konumla birlikte daha belirgin bir şekilde daha yüksek sesten bu niyetini belirgin kılmak istemiştir. Birincisi, bu kararla Türkiye devletine bir destek beyanı vermiştir. Girilen yakınlaşmayı ilerletmek adına Türk devletinin PKK ile mücadele eksenindeki her türlü girişimine göz yumulacağı, yanında olunacağı mesajı verilmiştir.
İkincisi, ABD Süriye’de kalıcı olduğunu daha kesin bir şekilde karar kıldığının mesajıyla birlikte, sahada bundan sonrada PYD, YPG ile sürdüreceğinin mesajını vermiş  “YPG’yi PKK’dan ayırıyoruz “ demesiyle daha önceleri muğlak olan durumu bu şekilde daha açık bir hale büründürmüştür. Her iki konumda da anlaşılacağı üzere ABD burada yeni bir durumu ifade etmek istemiştir
Her ne amaç ve niyetle olursa olsun ABD, PKK’nin üç yöneticisine yönelik aldığı “para ödülü”  kararı hukuksuz, zorbaca ve alçakçadır. Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Duran Kalkan şahsına yönelik alınan bu karar aynı zamanda bütün Kürdlere yönelik alınmış aşağlayıcı, ahlaksız bir karardır. Bu karar, ABD’nin kendi tüccar mantığı içinde kirli pazarlıklarının bir karşılığı olarak birilerini harcamanın, harç etmenin bir tezahürüdür. Birilerini memnun etmek adına almış olduğu bu kararın anlamsız ve mesnetsizliği kadar, ısrarı halinde insanlığın ve Kürd halkının vicdanında açtığı ve açacağı yaralar beklenenin ötesinde sonuçları olacaktır.
Bu kararın şu veya bu şekilde PKK ile de izah edilecek bir tarafı yoktur. Olsa bile adice ve haksızcadır. Bu Kürd düşmanı uygulamalara çanak tutmaktan başka bir anlam içermemektedir.
Bu nedenle ABD yönetiminin almış olduğu bu karar, Kürd halkı nazarında hiç bir geçer akçesi ve ederi yoktur. Ve daha ilk günden itibaren sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Kararın, Kürd halkının değerlerine yapılmış bir saldırı olduğu çok açıktır. Bir Kürd olarak Amerika’nın bu kararını bu bağlamda değerlendiriyor ve kendi adıma tanımıyor ve  reddediyorum. Bunun daha farklı bir biçimde tartışma götürecek bir tarafı olmadığını da belirtmek istiyorum