14459C7B-F619-4909-AD14-F30358ADCAF2Bilindiği üzere üç ay evvel ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya’dan Sorumlu Müşteşar Yardımcılığına eski diplomat Matthew Palmer getirildi. Önemli bir süreçtir. Yeni sürecin götürülmesi için işin başına Matthew Palmer’in getirilmesi tesadüf değildir. Önemli hazırlıkların yapılması sonucu geldiği aşikardır. Sorumlu kılındığı alan yaşadığımız coğrafyayıda kapsıyor. Alanda griftleşmiş sorunlar çözüm bekliyor. Matthew Palmer tamda bu işlerin adamı. Gittiği alanda kaos yaratan ve sorun çözen kişi olarak biliniyor. Hem kendi kamuoyunda ve de devlet düzeyinde güvenilir kişi olarak kabul görülüyor.

Matthew Palmer, 1993-1995 yıllarında Belgrat elçiliğinde görev yaptı. Bosna savaşı başladı. 1997-1999 yıllarında bu kez Dışişlerinden sorumlu olarak Yugoslavya’da bulundu. Bu süreçte Yugoslavya’ya karşı müdahale ve savaş başladı. 2004-2008 yıllarında Gürcistan işlerine baktı. Gürcistan-Osetya savaşı başladı. Gürcistan’da önemli gelişmeler oldu. 2006-2010 yıllarında Burma’da görev yaptı. İnanç iç savaşı başladı. Bunlar tesadüf değildi. Matthew Palmer’in büyük rolü oldu bu gelişmelerden.

Şimdide ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya’dan Sorumlu Müşteşar Yardımcılığına getirilmiş bulunmaktadır. Bu göreve getirilmeside tesadüf değildir. Sorumlu kılındığı alanın sorunlarını çözeceği gözüyle kendisine bakılmaktadır.

Bu göreve gelmesiyle ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye kapsamlı dosyalarla yaptı. S-400, Halkbank, Kıbrıs, Suriye, İran, Kürd, Kaşıkçı dosyaları beli başlı olanlardır. Dosyalara bakıldığında ABD-Türkiye arasında çözülmeyen sorunlar olduğu görülür. Dosyalar Türkiye’nin önüne konuldu. Kendilerinden cevap bekleniliyor. Bugüne kadar bu konularda kamuoyuna yansıyan bir gelişme yok. Sadece Türkiye’nin İran ambargosuna uyulmayacağı yansıdı. Fakat el altında alınan verilen boyutu bilinmiyor. En aşağı kamuoyu bilmiyor. Süreç içinde bir kısmı resmi düzeyde açıklamalarla açığa çıkacaktır. Bir kısmıda pratikte sorunlara yaklaşımlarında bizler tarafından anlaşılacaktır.

Fakat her halükarda ABD-Türkiye bir zeminde anlaşacaklardır. Uzun yıllara dayalı müttefiklik ilişkisi, ekonomik çıkarlar birbirine mecbur kılıyor. Bu aşamada birçok konuda anlaşmasalar bile askeri olarak karşı karşıya gelmeyeceklerdir. Türkiye bunu göze alamaz, ABD’ninde şimdilik böyle bir planı yoktur. Sorunluda olsa ilişkileri devam edecektir. PKK konusunda kendilerine verilen bazı sözler olabilir ama onladan da Kürdler konusunda bazı açılımlar yapmasını istedikleri bir gerçektir. Çünkü Kürd-Türk ilişkisi bu biçimiyle süremeyeceğini herkes görüyor. Sorun bu konuda Türklerin atacağı realist adımlara bağlıdır. Türkiye için zor olsada Batı sistemi bunu kendilerinden istemektedir.

Gelelim üç PKK sorumlusu için konulan ödül meselesine. Matthew Palmer’ın Ankara ziyaretinin ardından ABD Ankara Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklama şöyle: “Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak göreve başlamamın ardından Ankara’ya ilk ziyaretimi gerçekleştirmekten büyük mutluluk duydum. İki gün süren ziyaretim kapsamında Türk hükümetinden üst düzey yetkililer, iş dünyasından temsilciler ve milletvekilleri ile bir araya gelerek ülkelerimizi ilgilendiren ve ortak menfaatlerimize ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunma fırsatını yakaladım. Amerika Birleşik Devletleri, NATO müttefikimiz Türkiye ile terörle mücadele alanında yürüttüğü işbirliğine değer vermektedir. Ziyaretim kapsamında, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “Rewards for Justice (Adalet için Ödül)” programının PKK terör örgütüne mensup üç üst düzey ismi hedef aldığını duyurmaktan mutluluk duymaktayım. ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu PKK’lıların kimlik ya da yer tespitini mümkün kılacak bilgiler karşılığında para ödülü verilmesini onaylamıştır. Buna göre, Murat Karayılan için (5 milyon Amerikan dolarına kadar), Cemil Bayık için (4 milyon Amerikan dolarına kadar) ve Duran Kalkan için (3 milyon Amerikan dolarına kadar) ödül verilecektir.“

Bu iş çok ciddidir. Qandil bunu ciddiye almalıdır. Bu sorun sadece yukarıda izah edilen gerekçenin ötesinde başka boyutu vardır. Bu boyut bu açıklamada açığa vurulmamış, sadece Türkiye’yi rahatlatacak mahiyete ama Türklerin bunu yutacağını sanmak aptallık olur. Yanı sıra bize yansımayan ama masa altında 70 seneye yakın müttefiğine daha ağır tehditler savurduğu, üç PKK yöneticisi hakkında alınan kararın daha ağırını onlara söylediğine kuşkunuz olmasın. Bunlar bir yana sorunun esas boyutu ABD-PKK arasında üzerinde anlaşılmayan sorunlardan kaynaklandığı işin özüdür. Qandil, ABD-Türkiye arasındaki bu al-ver “anlaşması“na takılmadan kendisi ile ABD arasında mevcut olan sorunlara eğilmelidir. Bunu çözerlerse bu badire aşılır, yoksa kendilerini zorlu bir süreçin beklediğini bilmelidirler.

Qandil işi şuradan sorgulamaya başlamalıdır. ABD, Abdullah Öcalan’ı niye Türkiye’ye teslim etti sorusuna cevap bulmalıdır. Bu, şimdiye kadar “uluslararası komplo“ olarak değerlendirildi ama niçinine cevap vermekten kaçınıldı. Sorun buradadır. Burada soru şudur: ABD, Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye niye verdi?

Qandil’in bu konudaki değerlendirmeleri bir yana biz buna açıklık getirelim. ABD Orta Doğu alanına müdahale etmeye başladığında kendisine sahada sorun yaratacak aktör olan örgüt ve bireyler hakkında tedbirler aldı. Abdullah Öcalan’ı politikalarını uygulamada bir engel olarak gördü ve onu alıp Türkiye’ye teslim etti. Buna ek olarak PKK’yi kazanmaya baktı. Bunu ne kadar başardı, başarmadı meselesiyle birlikte tam olarak tatmin olduğu görülmüyor. Qandil’i engel gördüğü ortaya çıkıyor ve onlara karşı ne yapmak istediğinide başlarına biçtiği ödül meselesiyle deklere etmiş bulunuyor. Bu konuda ciddidirler. Kendilerine toleranslı davranılmayacaklar. Üç yönetici hakkında aldığı kararın gereğini yapmaya çalışacaklar. Ya PKK’yi kendi çizgisine getirecekler, ya da PKK’lilerin bile tahmin edemeyeceği çok zorluklarla karşı karşıya bırakacaktır. Baş vuracağı çarelerin başında Türkiye’nin önünü açar, vurdurttur. Bu ortamda bu vurdurtma İran’ında işine gelir. ABD-PKK yakınlaşması ve anlaşmaları İran’ın işine gelmez. Çünkü PKK’nin hitap ettiği potansiyeli kendileri için büyük bir tehlike olarak görüyorlar. Türkiye ve İran’ın olasılı bu planı önlemenin yolu Qandil’in elindedir. ABD ile anlaşırlarsa hiçbir şeyde olmaz.

Şunu bilmek gerekir ki ABD’nin politikası PKK’yi zayıflatmak değildir. Bunun ötesi onu kazanmaktır. Sömürgeci güçlerin etkisinden uzaklaştırmaktır. İzlediği politikanın gereği budur. Kimileri bu politikayı ABD, İsrail çıkarına hizmet olarak ifade edebilir. Kuşkusuz bu Kürdler açısından tartışılacak, karşı çıkılacak bir politika değildir. Biz Kürdler için bu politikada payımıza düşen nedir boyutudur. Bu projede Kürdlere bir rol biçilmiştir. Bu rol ile Kürdlere büyük bir şans sonulmuştur. Kürdler buna uygun bir politika izlerlerse tarihe bağımsız devlet olarak çıkarlar. Bu da, sahada olan Kürd politik güçlerin çabasına bağlıdır. Bunun bir ayağıda PKK ve bağlaşık güçlerdir.

ABD’li diplomat James Jeffrey’in şu beyanatı tüm Kürd politik güçlerin amentüsü olmalıdır. “Bağımsızlık her Kürt liderinin ajandasında olmalı Kürtler Bağımsızlık mücadelesinden hiç bir zaman vazgeçmemeli, Kürtlerin kahramanlıkları, görkemli mücadelesi Bağımsızlık için olmalı ve Bağımsız Kürdistan devleti her Kürt liderinin ajandasında olmalı.“

ABD’nin Kürdlerden istediği budur. Fakat bunun yer ve zamanı vardır. Kürd politik çevreleri bunun mücadelesini verirlerse ABD bunu her halükarda destekler. Kürdler bu destek sayesinde hedeflerine ulaşırlar. Buna inanç getirmek lazım. Bu destek sağlanmadan Kürdlerin devletleşmesi mümkün değildir. Kürdler şunu artık kavramalıdırlar. Evet mücadele etmelidirler ama bu tek başına zafere gitmeye yetmiyor. Mutlaka süper bir güç veya güç blok’un desteğini şart koşuyor. Yani devlet yıkan ve kuran güçler süper bir güç veya güç blok’udur. Kürdler bunu kavramalıdır. Şu an PKK ile ABD arasında yaşanan olumsuzluklar bu temelde ele alınırsa doğru bir sonuca varmak mümkündür.

Kürd politik güçleri, Matthew Palmer’i ciddi olarak izlemelidir. Onun atacağı her adım ABD’nin bölgemizdeki çıkarlarının gereği adımlar olacaktır. Atılacak her adım coğrafyamızdaki tüm güçleri ilgilendirdiği gibi en çokta Kürdleri ilgilendirecektir. Kürd/Kürdistan sorunun çözümünde olumlu ve olumsuz sonuçları olacaktır. Kürd politik güçleri, “Onlardan bize ne, biz işimize bakalım,“ derlerse büyük felaketlere kapıları açmış olurlar. Kaybeden olurlar. Çünkü coğrafyamızda oyun korucu olan ABD ve müttefikleridir ve dünya gücüdürler. Onların onay ve desteğini almayan hiçbir gücün başarı şansı olmayacaktır. Başka güçler yani Mısır, Libya, Irak, Suriye bir yana Kürdistan’ın Güneyi’nin politik güçlerinin başına gelen felaket ortadadır. Kürdler bundan ders çıkarmalıdır. Özeliklede PKK. Çünkü hedefte onlar vardır.

ABD, PKK ile sürekli görüştüğü biliniyor. Kendilerinden ne istediğini şu veya bu şekilde bizler tarafından az-çok bilinsede bunu en çok kendileri biliyor. İstenilenin gereği yapılmasa kendileri kaybeder. Qandil artık bunu kavramalıdır. Bu değilde “ABD’nin bize ihtiyaçı var, biz istediğimizi yaparız,“ derlerse yanılırlar. ABD’nin birçok güce ihtiyacı var ama çıkarlarına cevap vermeyen güçlere karşı yaptırımları biliniyor.

Bugünkü aşamada PKK’ye büyük bir görev düşmektedir. Bunu şimdiye kadar dile getirdiği projelerle yapamayacağı açığa çıkmıştır. Bir politik açılıma ihtiyaç duyuluyor. Sömürgecilerle girdiği ilişkiler nedeniyle PKK’nin bunu yapması çok zor olduğunuda biliyoruz. Eğer Kürd milletini bağımsızlık dahil, her hangi bir statüye kavuşturma gibi bir hesabı varsa bunu yapma mecburiyeti vardır. Bu konuda üzerine düşeni yaparsa ABD’den destek alacaklarına şüphe etmiyoruz. ABD’nin geçmişte Kürdistan’ın Güneyli politik güçlere sömürgecilerle aranıza bir mesafe koyarsanız, milli bir politika izlerseniz ve milli birlik olursanız, devleti devlet yapan kurumları inşa ederseniz sizi tüm gücümüzle destekleriz. Hatta isterseniz kimi korumamızı istiyorsanız yetişmiş adamlarımızı getirip sizi sömürgecilere karşı korusun dediğinide biliyoruz. Fakat Irak-PDK ve YNK bunu kabullenmedi. Ne sömürgecilerimizle ilişkisini kesti, ne de milli bir politika verenleri oldu. Başlarına gelen biliniyor. Qandil bu hataya düşmemelidir. Bildiğimiz kadarıyla lojistik konusunda İran’a ihtiyaçlarıda kalmamıştır. Geriye can güvenlikleri kalıyor. İran ve Türkiye’den korkuyorlarsa ABD’den koruma isteyebilirler. ABD’nin bunu severek yapacağına kuşku duymuyoruz. Çünkü kendilerine ihtiyaçları var. İş Qandi’le kalmıştır.

ABD ciddi olarak İran’ı hedef tahtasına koymuştur. Hele alana sorumlu olarak Matthew Palmer’in atanmasıyla bu sorun temelde çözülmeye çalışılacaktır. Bu operasyonda kimin kendileriyle hareket edip, kimin karşısında yer aldıklarına göre bir politika belirleyecektir. Bu nedenle ABD birlikte çalışmak istediği PKK’den tavrının kendilerinden yana koymasını net olarak istemektedir. Kürd millet çıkarıda bunu gerektiriyor. Qandil buna uygun hareket ederse kazanır, onunla birlikte Kürd milletide kazanır, yok buna uygun olarak hareket etmese kaybeden olur. Bu gayet açıktır. Qandil’in bu konuda izleyeceği politika onun durduğu yeride netleştirecektir. Bekleyip göreceğiz.

10 Kasım 2018