1D15F91E-E57B-4B49-9364-803E930E7381Aslında yazının başlığı farklı olacaktı ama Facebook hem yazıyı silip, hem de cezalandırdığı için zorunlu olarak böyle kafiyeli bir başlık seçtim. Daha önce “Apo Kazandı, Erdoğan Kaybetti” diye yazmıştım, editör “böyle yayınlarsak Facebook hem siler hem de bize ceza verir” demişti zorunlu olarak başlığı değiştirdik. Anlayacağınız kapitalizm her ne kadar “demokrasi, özgürlük” falan filan dese de kapitalizm altında hiçbirisi olmayacaktır. Birileri ne yani sosyalizmde “demokrasi, özgürlük” falan mı oldu diyecek. Evet olmadı. Sosyalizmde de olmadı. Demek ki özgürlükçü bir sosyalizm kurmak gerekiyor. Belki de Rojava’daki gibi. Neyse konuya geçelim.

Kürtlerin fendi Erdoğan’ı nasıl yendi ya da içimde kalan yazının diğer başlığı olmasını istediğim “Apo kazandı Erdoğan Kaybetti” olgusu nasıl gerçekleşti? Apo’nun demokratik ulus kuramı temelinde gerçekleşmiş olan Rojava devrimi kısa bir süre sonra Kuzey Suriye devrimi düzlemine büyüdü. Kürt ulusu Rojava’da Erdoğan’ın açıktan olmasa bile ideolojik bazda cânı gönülden desteklediği insanlık düşmanı IŞİD’i hedef alarak IŞİD’e karşı amansız bir savaş başlattı. Erdoğan IŞİD’e karşı olan sempatisini gizlemeye çalışsa da dünya Erdoğan’ın bu sinsi IŞİD sempatizanlığını yutmadı. IŞİD Kobane’ye saldırınca Erdoğan: “Kobane, evet düştü düşecek” diyerek kına yakarken ABD ve koalisyon güçleri Rojava’yı savunan güçlere havadan silah attılar. Bu sonun başlangıcı oldu. Rojava devrimi aldığı silah desteği ile IŞİD’i Kobane topraklarından çıkarttıktan sonra yaratık sürüleri gibi önüne katarak, Suriye topraklarından çıkartmayı hedefledi.

Rojava devriminin bu gücü bütün insanlık dünyasını etkiledi, hatta büyüledi de denebilir. O nedenle Kürtler insanlık düşmanı IŞİD’e karşı başlatmış oldukları savaşta doğal olarak yalnız kalmadı. IŞİD’e karşı enternasyonal tugaylarla beraber ABD ve Koalisyon güçleri ile birlikte ortak bir cephede savaşmak durumunda kaldılar. Dünya düşmanı haline gelmiş olan IŞİD’e karşı dünya güçleri ile birlikte savaşa girmiş oldular. Kürtler bu dünya gücü ile birlikte insanlık düşmanı IŞİD’e karşı savaşırken Erdoğan Kürtlere savaş açtı, Kürtlere karşı savaştı. Erdoğan’ın asli amacı Kürtlere karşı savaşmak olsa da diğer amacı da IŞİD’i korumak ve ne kadarını kurtarabilirse o kadarını kurtarmak olmuştur. Erdoğan bu perspektifini gizli tutmaya çalışsa da dünya alem seziyor, biliyordu. Kürtler bildiği yoldan devam etti. Ama “zurnanın zırt dediği” yerde Erdoğan hezimete uğradı. Erdoğan Kobane sınırına asker ve tank, top yığıp Kobane’yi top ateşine tutunca QSD, IŞİD’e karşı yürütmekte olduğu savaşı bırakmak zorunda kaldı. Ama bu savaşı bırakma işi öylesi kavşakta oldu ki; tam IŞİD’in Irak ve Suriye sınırında kıstırıldığı, Suriye tarafında QSD’nin Irak tarafında da Haşti Şabi’in sıkıştırdığı bir momentte gerçekleşti.

QSD savaşa ara verince, devreye Haşti Şabi girdi. Haşti Şabi devreye girerken aynı zamanda da ABD’nin kendilerinin yerini IŞİD’e haber verdiği sorununu da gündeme getirdi. Buna karşın ABD de Haşti Şabi’nin komutanını yakalama kararı aldı. Derken IŞİD cephesinde işler kızıştı. ABD, QSD’nin çekilmesi ile devreye Haşti Şabi’nin girmesine çıldırdı. Çünkü Haşti Şabi en az IŞİD kadar, belki de daha fazla ABD düşmanı. ABD’yi bu denklemle yüz yüze bırakarak çekilen Kürtler zaman ve zemin konusunu tam denk düşürerek ABD’yi tercihe zorladılar.

ABD ve Koalisyon güçleri Erdoğan’ın Kobane’ye top atışlarını başlatmış olduğu ilk dönemlerde fazla ilgilenmediler. QSD, Koalisyon güçlerine açık tavır koyun dediyse de fazla önemsemediler. Ama iş ciddiye binip de Haşti Şabi ile ABD karşı karşıya kalınca ABD adım atmak zorunda kaldı. Mecbur koalisyon askerlerini Suriye, Türkiye sınırına devriye gezmeye gönderdi. Tabi ABD böylesi bir mecburiyetle karşı karşıya kalınca QSD güçleri de tekrardan geriye dönerek IŞİD’le savaşa başladılar. Tabi iş burada sona ermedi. Koalisyon güçlerinin Suriye, Türkiye sınırında devriye gezmeye başlaması, QSD’nin tekrardan IŞİD’le savaşa dönmesi ABD ve Koalisyon güçlerini Haşti Şabi ve IŞİD’le karşı karşıya kalmaktan kurtardı. Fakat bu sefer de Erdoğan’la karşı karşıya getirdi. ABD Erdoğan’la karşı karşıya gelmekten kurtulmanın yolunu da PYD-YPG güçleri ile IŞİD’e karşı savaşırken, PKK’nin yöneticileri Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Murat Karayılan’ın başlarına toplam 12 milyon dolar ödül koyarak bulmaya çalıştı. Bu süreci böylesine detaylı anlattıktan, özellikle de ABD’nin Erdoğan’la yapmış olduğu bu komik alışverişten sonra yazının başlığını: Kürtlerin fendi ABD ve Erdoğan’ı yendi diye değiştirmek gerektiğini de düşündüm, ama bu komik alışveriş üzerinde durmayı daha uygun buldum.

Kürt ulusu, ulusal modernizeyi yaşamamış, demokratik tüzel kişiliğini yaşamakta olan bir ulus konumunda. Ama Apo’nun mucidi olduğu sağlam bir kuram ve bu kuram temelinde güçlü bir toplumsal ilerleme sürecinde emin adımlarla durmadan ilerlediği için dünya lideri bir süper güç ve dünya liderliğine öykünen Erdoğan’ı bir çırpıda komik duruma düşürdü. Kürt ulusunun bu son derece ustaca manevrası tek başına bile demokratik ulusun ulusal modernizenin tek alternatifi, onun yerini alacak bir fenomen olduğunu net olarak gösteriyor. 16 yıldır Erdoğan, 30 yıldan fazla bir zamandır da Türkiye Cumhuriyeti devlet ve hükümetlerinin hepsi de ABD işbirlikçisi savaştığı PKK’nin liderlerinin başına fidye koymak ABD’nin aklına yeni geldi. İki devlet arasında meydana gelen bu komedi sadece gülünç değil aynı zamanda korkunç bir tarihi de deşifre ediyor. Ulus devletlerin ne kadar sahtekar, ne kadar riyakar, ne kadar, ahlak ve izandan yoksun olduklarında işaret ediyor. Bu utanç verici komedinin diğer bir yanı da: PYD ve YPG ile IŞİD’e karşı birlikte savaşırken PKK’nin lider kadrosuna fidye koyma ahmaklığıdır.

Tabi ki; YPG-PYD’nin PKK ile organik bir bağı yoktur, ama aralarında son derece sıkı bir ideolojik, politik bağ vardır. ABD’nin Erdoğan adına başlarına fidye koyduğu: Cemil Bayık, Duran Kalkan, Murat Karayılan Rojava devrimi için canlarını bile esirgemezler. Çünkü Rojava devrimi onların da bir devrimidir. Hatta sadece Rojava devrimi değil, Kuzey ve Doğu Suriye devrimleri de onların devrimleri sayılır. Hatta söz konusu devrimleri yoldaşlarının kanları, canları ile bile sulamışlardır. ABD geçmişte Fidel Castro’nun da, Hoşimin’in de General Giap’ın da başlarına ödüller koydu. Hepsi de devrim yaparak birer dünya lideri oldular. Umarım ABD’nin başlarına ödül koyduğu bu üç devrimci de Devrim mücadelesini zaferle taçlandırıp, dünya devrim liderleri konumuna çıkarlar. Kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısı, genci, çocuğu ile şaha kalkmış olan Kürt ulusunu ABD emperyalizmi ve onun hempalığına soyunmakta olan Erdoğan diktatörü asla ve asla durduramazlar. Yeter ki Kürt ulusu emperyalizm ve onun uşağı Erdoğan gibi bu iki halk ve insanlık düşmanına karşı uyanık olsun. Yeter ki; Deyr Zor’da ve Suriye, Türkiye sınırında yaptığı gibi her iki güç karşısında gereken manevra kabiliyeti ve esnekliğini sergilesin. Erdoğan ve bütün emperyalistlerin Kürt düşmanı olduğunu unutmayıp, onlara karşı her zaman uyanık olsun.

Evet Erdoğan Kürt halkının bir numaralı düşmanıdır. Erdoğan’ın tek amacı onu yok etmektir. “Çözüm süreci” ile yapacaktı, yapamadı çünkü karşısında Apo vardı. Ama artık “çözüm süreci” tarihe karıştı. İstense de tekrar dönülemez. Bu süreçte Kuzey ve Doğu Suriye’de farklı bir çözüm sürecinin yolunu açacak olan yepyeni bir mecraya girilmiş durumda. HDP ve PKK’nin Kuzey ve Doğu Suriye’de ufukta gözükmeye başlamış olan çözüm sürecini iyi takip edip, ona denk strateji ve taktikleri bütün doku ve dengeleri ile doğru bir şekilde belirleyip hayata uyarlamaya çalışmaları gerekiyor. ABD emperyalizmi ve onun uşağı Erdoğan, Kürt ulusunun Deyr Zor’da yapmış olduğu manevra karşısında komik bir duruma düşmüş, şaşkınlaşmışken geleceğe bir de çözüm kapısı aralanmıştır. Rusya bile ABD ile Erdoğan’ı çok istemesine rağmen böylesine karşı karşıya getirip şaşkınlaştıramamış, komik duruma sokamamıştı. Kürt ulusunun bu son yaşanmış olan manevrası hem Kürt ulusunu manevra yapma konusunda ustalaştırdı, hem de emperyalistlerle hangi konularda nasıl oyun oynanacağını göstermiş oldu.

Teslim TÖRE
8 Kasım 2018