İnsanlar, seviyelerinin seninle konuşmaya yetmeyeceğini anladıkları için arkandan konuşmaya başlarlar. Keyfini çıkar.” (Bernard Shaw)

14459C7B-F619-4909-AD14-F30358ADCAF2

31 Ekim 2018 günü “Sırtımızdaki Kambur“ başlıklı bir makale yayınladık. Saddam Hüseyin’in yayınlanmış anıları kitabında kısa bir alıntı kullandık. Ne kadar Jitemci-Parastıncı, ne kadar maaşlı, ne kadar ihaleci, ne kadar dalkavuk, ne kadar yalakacı, ne kadar pezevenk ve fahişe, ne kadar geri zekalı çakal çukal varsa sıraya girip cümle cemaat ortalığa kustular. Seviyesizliklerine yorumladık. Yanı sıra Bernard Shaw’ın dediği gibi keyfimize baktık.

Hayret! Ne kadarda cahil, dedikoducu bir çevre varmışta haberimiz yokmuş. Bir o kadar düşmanlaşmış kişilikler, kin kusucular. Bildikleri bir şey olsa hakarette etseler normalda karşılarız ama bu çakal çukalların bildikleri bir şeyde yok ki. Bilselerdi sorgulayıcı olurlardı. Nerede o kafa!

Derdiniz ne biliyor musunuz çakal çukal sürüsü? Siyasal duruşumuz, tespitlerimiz, öngörülerimiz karşısında çekememezliğinizdir. Doğduğunuzda kafa çukurunuza beyin konmamışlıkla mı, yoksa yalakalık yaptığınız kapı sahipleri nezdinde itibar kazanmakla mı ilgili bir anlasak. Gerçi her ikisine berbat. Düşkünlük! Şimdi bunun suçlusununda biz olduğumuzu ileri sürseniz hiç şaşırmayız.

Birçok konu tartışıyoruz. Bunlardan biri “Bağımsızlık Referandumu“ meselesiydi. Proje sahiplerinin politikasından, ilişkilerinden dolayı bu projeden bağımsızlık çıkmaz dedik. Peki siz beyinsizler, bu dediklerimizden ne sonuç çıkardınız? “Bunlar Kürdistan düşmanıdır, bağımsızlığa karşıdır,“ sonucuna vardınız. Kimin Kürdistan’ı sattığı ortada. Hasta mısınız siz? Hastaysanız bunun çaresi var. Doktoru var, Hecı, Hoca, Dede, Ziyareti var. Bir görünün. Keseye uygun yapın bir nuska da.

Bu çakal çukal sürüsü o kadar ileri gitti ki Türk projesini uygulayan Mesud Barzani’yi Demirci KAWA’ya benzetmeye kadar işi vardırdılar. “Nasıl Demirci KAWA Ninova üzerine yürüdüyse Mesud Barzani’de Bağdat üzerine yürüyor,“ diyecek kadar kendilerinden geçtiler. Bu tutumun Demirci KAWA’ya hakaret olmasının ötesinde kimse Bağdat’a yürümedi. Referandum sonrası Bağdat’a gidildi gidilmesine ama özür dilemek ve birde para pul, koltuk için gidildi. Bunlar herkesin gördüğü, bildiği gerçekler. İşte bu çakal çukalların sıkıntısıda buradan kaynaklıdır. Bunuda bize saldırmakla aşacaklarını sanıyorlar. Yanılıyorlar. Bunun ilacı bizde değildir. Öyle bir hastalık ki Doktor, Hecı, Hoca, Dede, Ziyarette bu konuda çaresizdir. Çünkü bir siyasal tercih sorunudur. İsmi yalakalıktır, dalkavukluktur.

Bize gelince herkes kafa çukurlarında olan veya olmayan beyinlerinin bir köşesine şunu nakşetsin. Bağımsızlık bizim karekterimizdir. Var oluş nedenimizdir. Herkes bunu böyle bilmelidir.

“Bağımsızlık Referandumu“ dönemi ve sonrasında çok şey söyledik. Peki dediklerimizin hangisi yanlış çıktı? Hiç birisi ama sizin bugünden yarına bağımsızlık ilan edileceği beklentiniz hezimetle sonuçlandı. Bağımsızlığı biz mi engelledik? Biz sadece herkesi ve de özelikle sizide, efendilerinizide samimi olarak uyardık. Bu projenin sonu hezimetle biter dedik. Dediklerimiz çıktı mı, çıkmadı mı? Şimdi suçlu biz mi olduk? Türk’ün ipiyle kör bir kuyuya iniyorsunuz, orada boğulursunuz, dedik mi, demedik mi? Boğulduysanız şimdi bunun suçlusu da mı biz olduk? Peki siz daha hala neyin peşindesiniz? Ülke, millet satıcılarından ne bulmaya çalışıyorsunuz? Boşuna zahmet etmeyin. O aradığınız bağımsızlıksa çoktan sömürgeciye teslim edildi.

İsterdik ki Saddam Hüseyin’in anılar kitabında yaptığımız alıntıda dile getirilenin bugün Hewler İktidar sahiplerinin izlediği politika ile karşılaştırılması yapılsındı. Bu yapılmadı. Yapılsaydı Hewler İktidar sahiplerinin ipleri nasıl dün sömürgecinin elindeyse bugünde ellerinde olduğu görülürdü. Alıntıyı vermemizin nedenide zaten buydu. Anlaşıldı ki bunu anlamak bu çakal çukalların işlerine gelmiyor. Bu demektir ki ülke ve millet satıcılığını bu çevreler “yurtseverlik“ maskesi altında politika edinmiştir. Bunun başka bir izahatı yoktur.

Bu çakal çukal sürüsü, referandum nedeniyle Kürdistan topraklarının %51 Irak’a teslim edilişi karşısında oralı olmadı. Dut yemiş bülbüle dönmüşlerdi. Meğer pusu kurmuşlar. Şimdi ortalığa düşmüş bize havlayıp duruyorlar. Kendilerince fırsat yakalamışlarmış(!) Kimseye fırsat verdiğimiz yok. Yakaladık dedikleri fırsatı boğazlarına tıkarız. Biz gerçekleri halkımıza göstermeye devam edeceğiz. Varsın bu çakal çukal sürüsü ardımızda nal toplasın. Bizde keyfini çıkarmaya bakalım.

Saddam Hüseyin’in Kürdleri sevip sevmemesi tartışılacak bir mesele mi şimdi? Pratiği ortadadır. Ama çakal çukallar, cümle cemaat bize buradan saldırıya geçtiler. Bu sadece onların art niyetine işaret eder. Nüfus memurluğuna soyundular. Saddam Hüseyin’in kaç Kürd öldürdüğü hesabına gömüldüler. Mesele bu mu yani? Bunu tarih zaten kayıt altına almıştır. Bilinmeyen bir şey mi? Samimi olsalardı soruna buradan değil, Saddam’ın verdiği siyasi mesaja kafa yorarlardı. Kürd liderlerinin bağımsız davranamadığı, iplerinin başkalarının elinde olduğu konusunu sorgularlardı. Ve bugün izledikleri politika ile karşılaştırırlardı. Dünden bugüne değişmediklerini görürlerdi. Milletçe başarısız oluşumuzu burada ararlardı. Ama nerede o kafa.

Neymiş efendim? Niye Saddam Hüseyin’den alıntı yapmışız. Niye onu referans almışız. Buradan Saddam’ı savunduğumuz sonucunu çıkarıyorlar. Hayda gelde kalayı basma. Başlıyorlar Saddam Hüseyin’in ne kadar Kürd düşmanı olduğu destanına yazıyorlar. Kimse Saddam’ı bize anlatmasın. Tarih onun bir diktatör, bir zalim, bir barbar, bir katil, bir soykırımcı olduğunu kayıt altına alalı çok oldu. Bu nedenle tereciye tere satmaya kalkmayın. Müslüman mahalesinde salyangoz satmayın.

Saddam Hüseyin’in bir Kürd katili, soykırımcısı olduğunu hangi yurtsever Kürd inkar edebilir? İster Saddam’ın direk emri veya onun yönettiği Irak devlet yetkililerinden biri veya birileri ona rağmen Kürdlere karşı bir suç işlemişse bu bile Saddam’ın hanesine yazılır. Çünkü birinci derecede sorumlu olan odur. Tıpkı “Kürdistan Bölge Başkanı“ ve Peşmerge Genel Komutanı olma hesabıyla peşmergenin denetiminde olan Kürdistan topraklarının %51’ni Irak’a bir kurşun sıkmadan teslim etme sorumluluğunun Mesud Barzani’ye ait olduğu gibi. Çünkü birinci derecede sorumlu olan odur.

Referandum sonrası Kürdistan’ın Güneyi’nde olan biten “bu sattı, bu kaçtı, iç ihanetle,“ açıklanacak bir durum değildir. Sormazlar mı adama devlet başkanıydın, peşmerge genel komutanıydın peki sen ne yaptın? Bostan korkuluğu muydun yoksa? Aynen öyle. Çünkü dinleyeni yoktu. İnsiyatifi “Kürdistan Bölge Başkanı“ seçilip başında olduğu Irak-PDK’den ayrılmamakla kaybetmişti zaten. Kürd millet çıkarını bir yana itip çocuğuna iktidar yolu açma derdine düşmüştü. Bu değilde eğer seçildikten sonra partisinden istifa etseydi, “ben artık Irak-PDK’nin değil, Kürdistan’ın Güneyi’nin Başkanıyım,“ deseydi ve milli çıkar çerçevesinde halka ve tüm siyasi güçlere karşı eşit mesafede kalsaydı bu duruma düşmezdi. Ama o bunu yapmadı. İktidar, para, pul, koltuk derdine düştü. Bu vesileyle hem halkımız ve hemde dünya nezdinde itibarını kaybetti. Ciddiyetini yitirdi. O günden sonrada birileri gelir elindekini alır ve sen aval aval baka durursun.

Kafayı Saddam Hüseyin’e ait bir alıntı yayınlamamıza takacağınıza, bize iftira atacağınıza kapısında ikbal aradığınız, “kek,“ “serok“ deyip paye biçtiğiniz Mesud Barzani’nin başta Saddam Hüseyin olmak üzere dört sömürgeci ülkeyi düşman katekorisinde çıkarmasına takın. Bunu sorgulayın. Eğer buna cesaretiniz varsa. İşte sizde olmayanda budur. Aşağıya bir video ekledik. 31 Ağustos 1996 günü Irak-PDK ve Saddam Hüseyin Irak’ın birlikte Hewler’i işgal edip sayısız Kürd yurtseveri katletmesi sonrası bir televizyon kanalı Mesud Barzani’ye birçok sorudan sonra “Saddam düşmanınız değil miydi?“ diye soruyor. Mesud Barzani, “Evet Saddam eskiden düşmanımızdı, ama şimdi değil,“ dediği konusunda bir diyeceğiniz var mı diye merak ediyoruz. Biz hiçbir zaman Saddam için eskiden ve şimdi düşman değil demedik. Ama kapısında ikbal aradığınız “kek,“ “serok“ dediğiniz kişi “Saddam şimdi düşmanımız değil,“ diyor. Hemde Enfal, Halepçe ve diri diri gömülen Barzanilerin kemikleri daha bulunmadan söylüyor bunları. Düşman kategorisinde çıkarılan sadece Saddam olsa neyse diyeceğiz ama bu adamlar aynı şeyleri Fars ve Türkler içinde diyorlar. Bunu göremeyecek kadar beyinsizseniz biz ne yapalım.

Ne zaman ülke ve millet satıcılarını tanıyacaksınız? Kürd milletinin ortak çaba ve emeği ile kazanılan mevzileri gönülü olarak düşmana teslim eden bu vatan ve millet satıcılarını tanımak için daha ne yapmaları gerekir? Ülkeyi üç sömürgeci ülkenin askerine, itine, mitine, iş adamına açan birinden ne bekliyorsunuz? Halkımız güle oynaya sandığa gidip referandumda bağımsızlık dedi ama sizin “kek“ınız, “serok“unuz niye bağımsızlık ilan etmedi bunu bile sorgulamaya cesaret edemediniz. Sahi ya niye bağımsızlık ilan edilmedi acaba?

Şimdi biz bu gerçekleri söylediğimizde zorunuza mı gidiyor? Gitsin, dert ettiğimiz yok da şimdi bunları dile getirdiğimiz için birilerine düşmanlık mı yapmış oluyoruz? Hayır beyler! Kimseye kişisel bir düşmanlığımız yok. Peki yaptığımız ne? Hepinizin gördüğünü, ama dile getiremediğini yüksek sesle ifade ediyoruz. Aramızdaki fark budur. Fakat nitel bir farktır. Dik duruşla yalakalık, dalkavukluk arasındaki farktır. Sizi buna mecbur kılan ne? Maaş, ihale, para pul mu? Ülke ve millet satıcılığına değer mi bu? Bu kadar mı bu millete yabancılaştınız? Bilmez misiniz ki bir kapıda nemalanmak o kapının direktiflerinede uymak demektir. Bizim böyle bir sorunumuz yok. Ne maaş, ne ihale, ne para pul, ne koltuk peşinde koşarız, ne de birilerinden emir alırız. Bu bize ne sağlamış biliyor musunuz? Gerçekleri dobra dobra söyleme serbestisini. Sizi çıldırtan işte bu dik duruşumuzdur.

Tarihimizde geriye tabi olma yoktur. Hiçbir zaman yanlışların militanı olmadık. Bundan sonrada olmayacağız. Yalnızda kalsak gerçekleri dobra dobra seslendireceğiz. Birileri kişisel çıkarları için birilerinin yanlışlarının militanlığına soyunmuşsa bize kendilerine güle güle demekten başka bir yol kalmaz. Zaten bunun gereğinide yaptık. Kendilerini Türk’e kardeş, dost, stratejik müttefik dedikleri efendileriyle baş başa bıraktık. Efendileriyle birlikte düştükleri kuyuda debelenip dursunlar.

Bakınız! Kapısında ikbal aradıklarınız, Kürd önderleri diye paye biçtikleriniz her ağzını açıldıklarında; “Türklerle kardeş, dost ve stratejik müttefiğiz,“ deyip duruyorlar. Hani baş çelişkiyi Kürd milleti ile Türk sömürgeciliği arasında gören eskide yoldaş bildiklerimiz şu an kapılarında ikbal aradığınız efendileriniz Türkleri “kardeş, dost ve stratejik müttefik,“ gördüğüne göre peki bu Türkler sizin neyiniz olur o zaman? Xalonuz mu, emcenız mı, bısmamınız mı veya başka bir kuzılkurt mu? Akıllı olun. Kürd lider payesi biçtiklerinizin ipi Türklerin elinde. Dikkat ediniz sizde kaptırmayasınız. Bizden bedavadan iyi niyetli bir uyarı. Gersini size kalmış bir olay.

Bakınız beyler! Bugünü anlayabilmek için geçmişte kimin ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını bilmek önemlidir. Saddam Hüseyin yazdığı anılarında tecrübelerini çocuklarına ve kendisinden sonra Irak yönetimine gelecek iktidarlara aktarmıştır. Bunu, anılarında altını özelikle çizmiştir. Hitap Kürdlere, dünya kamuoyuna değildir. Çocuklarına ve kendisinden sonra iktidara gelecek olanlaradır. ABD, Irak’a operasyon çekmeseydi belki kimsenin bu anılardan haberi bile olmayacaktı. Fakat Saddam Hüseyin’in anıları birilerinin eline geçti kamuoyunada sunuldu. Yazdıklarına inanır veya inanmazsınız. Fakat yazdıkları konusunda samimi olup olmadığına bakmasızın okumak, bilmek ve okumayanlara sunmak o kadar mı kötü? Başkalarını bilmeyiz ama biz herkesi okuruz. Dostuda, düşmanıda okuruz. Saddamı’da okuruz. Atatük’ün hitabesinide okuruz. Hitler’in Kavgam kitabınıda okuruz. Kuran, İncil, Tevrat, Zebur’uda okuruz. Okudukta. Olumlu ve olumsuz birçok şey öğrendik. Özelikle düşman cephesinde öne çıkan şahsiyetlerin yazdığı anılar bizim için çok önemlidir. Verdiği belgeler değerlidir. Burada onların temsil ettikleri devletlerinin politikaları öğrenilir. Gerisi değerlendirme kişinin kapasitesiyle orantılıdır. Ama çakal çukal sürüsü bunu anlayacak durumda değildir. Bu nedenlede ciddiye alınmalarına gerekte yoktur.

Mesele buda değildir. Mesele bu çakal çukalların bizim siyasal duruşumuz karşısında düşmanca duruşlarıdır. İzledikleri politikalarından sonra bizimle “dost“ davransalardı kendimizden şüphelenirdik. Kesinlikle kendimizi gözden geçirirdik. Demek ki bir yerde hata yapıyoruz ki bu adamlar bizimle “dost“ geçiniyor diye düşünürdük. Fakat değil. Yaptıkları tek şey bize düşmanlıktır. Demek ki doğru yoldayız.

Çakal çukalların derdi başka. Niye Türkiye mamülü “Bağımsızlık Referandumu“ projesini desteklememişiz. Niye Mesud Barzani’ye “kek,“ “serok“ demiyor muşuz? Niye eleştiyormuşuz? Bunu kim engelleyebilir? Üç beş çakal çukal mı? Vaz geçin bu sevdadan. Ne demiştik? Siyasi komiser istemiyoruz dememiş miydik? Bizlere “bunu yazın, şunu yazmayın,“ demek haddinize mi düşmüş? Kimsiniz lan siz? Vatan, millet satıcıları. Maaşlı, ihaleci çakallar, dalkavuklar sürüsü. Efendileriniz, efendilerinizin efendileri bizi susturamadı. Siz mi bizi susturacaksınız? De haydi susturun bakalım, nasıl susturacaksanız. Tövbe tövbe!

4 Kasım 2018