KÜRD MİLLETİNİN UMUDUYLA OYNANDI!

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

 

020C0A12-3476-40CC-8884-B510AC95F8E8

Kendimizi boşuna zorlamayalım. Hepimiz hayal kırıklığı yaşadık. Bunu hiç gizlemeye gerek yoktur. Beklentilerimiz farklıydı. Olan biten faklı gelişti. Biz dik bir milli duruşun, milli birliğin, özgürlüğün, adaletin, hak eşitliğin, kardeşliğin, demokrasinin egemen olduğu bir sistem umut ederken, önümüze milli duruştan uzak, halkı kutuplaştıran ve düşman hale getiren iki hanedanlığın at koşturduğu, sömürgecilerin arka bahçesine çevrilmiş bir ülke konuldu. Görülmemiş bir vahşetin yaşandığı, konuşanın kurşunlandığı, cezaevlerinde köpekli işkencelere maruz kalındığı, insan onurunun rencide edildiği, insanlarımızın açlığa mahkum edildiği, adaletin ırzına geçildiği, vicdanların karardığı bir sistemle karşılaştık. Verilen bunca emekler, yapılan fedakarlıklar, verilen şehitler bunun için miydi?

Evet iddiamızın arkasındayız. “Bağımsızlık Referandumu“ Türkiye projesiydi. Amacına da ulaştı. Bununla yapılmak istenen Bağımsızlık yürüyüşüne erken doğum yaptırmak, bağımsızlığın içini boşaltmak, Kürdlerde güven ve azmi kırmak, buradan Kürdler devlet kuramaz inancını topluma empoze etmek, halkın siyasal güçlere inançsızlığını sağlamak, Kürdleri kutuplaştırmak ve Kürdler ile ABD arasını bozmaktı. Bunların hepside oldu. Kazanan sömürgeciler, kaybeden Kürd milleti oldu. Bu gerçeklik görünmeden hala birileri utanmadan bu hırsızlardan bağımsızlık bekliyor. Hala bağımsızlığa gidiliyor diye propaganda yapılıyor. Birçok kazanım elden gitmesine karşın sanki Türkiye projesi olan “Bağımsızlık Referandumu“na gidilmesine çok kazanımmış gibi bir hava veriliyor. “Giringe, giringe,“ denilip duruluyor. Bununla yapılmak istenen Hewler ve Süleymaniye hanedanların hırsızlığını, hukuksuzluğunu, zulmünü örtbas etmektir. Ne de olsa o kapılardan nemleniyorlar. Yanı sıra sömürgecilerimizin Kürd kazanımlarını sinsice boşa çıkarma planlarına hizmet ediyorlar. Ki bu çevrelerin çoğuda Türk devletinin bekçi Murtazalarıdır.

Bakınız! Güney mücadelesi, her parçadaki, Lübnan, Ürdün, İsrail ve diyasporadaki Kürdlerin katkı, desteği ve emeği ile güçlendi. Milli değerlerimiz, kutsalıklarımız kullanılarak bugünlere gelindi. Yani Kürd milletinin kolektif gücü burada belirleyici oldu. Yoksa kazanımlar iki hanedanlığın tek başına başardığı bir durum değildir. Fakat bu gerçekliğe rağmen bu kazanımlar bu iki hanedan tarafından çarçur edilmektedir. Milli çıkarlar bir tarafa itilmiş, bu iki hanedanlığın çıkarları adına ülkemiz ve milletimiz satılmaktadır. Bu, Kürd milletine yapılacak en büyük ihanettir.

Güneyde kazanımların elde gitmesinin nedeni hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluktur. Buna karşı sessiz kalmak, bunu yapan siyasi güçler ve arkasındaki sömürgecilerimizin milletimize karşı uygulamaya koyduğu bu projenin suç ortağı olmak demektir.

Şu bir gerçekliktir. ABD öncülüğünde koalisyon güçlerin 1.Körfez savaşıyla Irak’a müdahale etmesi ile Kürdlerin önü açıldı. Saddam Hüseyin Irak’ın kolu, kanadı kırıldı. Bağdat’a sıkıştırıldı. Kürdler ayaklandı. Ülkenin büyük bir kısmını özgürleştirdi. Hewler’de iktidar oldu. Bu Kürd dünyasında sevinçle karşılandı. Kürdlerde; “Temelini atık artık devletleşiyoruz,” umudu yeşerdi. Fakat çok geçmeden yanıldığını anladı. Saddam Hüseyin’in ruhu Hewler ve Süleymaniye’de boy gösterdi. Oysa Saddam’ın dik bir milli duruşu vardı. Bunlarda bu da yoktu. Sömürgecilerin tetikçiliği yapmak bunların ruhuna işlemişti. Efendisiz bir yaşam literatürlerinde yoktu. Halada yoktur. Milli duruştan, milli birlikten uzak, sömürgeciler adına halkımızı denetim altına alan lejyoner birer odağa dönüşmüşler. Kürdistan’ın Güneyi’ni İran ve Türkiye’nin arka bahçesine çevirmişler. Sömürgecinin siyasetinden kültürüne, askeriyesinden istihbaratına, ekonomisinden eğitimine kadar Kürdistan’a taşımasının taşeronu olmuşlar. Halkımız denetim altına alınırken sömürgeciye sırtını dayayarak at koşturuyorlar.

Güney halkımız cıvıl, cıvıldı. Ülkenin bu parçasının özgürleşmesiyle kolları sıvadı. Yıkılan köylerine döndü. Kıt kanat imkanlarıyla evlerini yeniden inşa etti. Hewler İktidarından kişisel olarak fazla bir şey istemediler ama tüm desteğini verdiler. Arkalarından durdular. Kendilerindende bir devlet inşasını beklediler ama kısa sürede Hewler İktidar sahiplerinin izlediği politikalarla bu işin erbabı olmadığını gördüler. Umutsuzluğa kapıldılar. Desteğini çektiler. Son yapılan “Bağımsızlık Referandumu” ve son iki seçimde halkımız %50’ne yakını sandık başına gitmemekle tavrını ortaya koydu. Kimi ülkeyi terk etti. Ülkede gençlik kalmadı. Birçoğunun cesedi Ege denizinin ya dibine gömüldü, ya kıyılarına vurdu. Ki bunlar halkımızın geleceğiydi. Bunları bu korkunç sona iten neydi? Sorgulanmalıdır.

Hewler İktidar sahipleri bunu bile dert etmediği görüldü. Nasıl ki Ezidi kadınlarımızın sex pazarlarında satılma karşısındaki vurdum duymazlıkları gibi. Onların derdi halk ve namusu değildi, dertleri başkaydı. Kendi bireysel, ailesel, aşiretsel, partisel çıkarıydı. El koydukları Kürd millet servetini sömürgecilerimizle birlikte hortumlamayı politika edindiler. Elde ettikleri paraları sömürgecilerin bankalarına yatırdılar. Sömürgecilerle birlikte sömürgecilerin ülkesinde ortak iş kurdular. Fakat Kürdistan’da tek bir yatırıma girişmediler. Bir taş bir taşın üstüne koymadılar. Sadece sömürgeci şirketleri zenginleştirmek için kendilerine bol bol milyarlık villalar inşa ettiler.

Öyle bir siyasi ve ekonomik politika izlediler ki sömürgecilerin Kürdistan’daki birer temsilciliklerine dönüştüler. Sömürgecilerin şahsında “kardeşlik, dostluk, stratejik müttefiklik,” keşfettiler. Yanı sıra Kürdler arasında habire düşmanlık geliştirdiler. Çifte başlı bir idare kurdular. Halkı bölüp düşmanlaştırdıkları gibi ülkenin orta yerinde Dergele sınırını inşa edip ülkeyi ikiye böldüler. Herbir parçada bir hanedanlık kurdular. Kendilerini hem birbirinden, hem halktan korumak için kendilerine bağlı ordu, asayiş, istihbarat, yargı sistemini kurdular. Milli ordu, milli istihbarat, şeffaf bir ekonomik politikadan uzak durdular. Bu politikalarıyla Behdinan ve Soran olarak iki beyliğe veya Barzanistan ve Talabanistan hanedanlıklarına dönüştüler. Kendi sömürü düzenlerini kurdular. Bu despot ve sömürü çarkı efendisiz dönmez denilerek İran ve Türkiye’ye dayandılar. Bu politikalarıyla hem halkımız, hem uluslararası güçler nezdinde itibarlarını yitirdiler.

Oysa hem halkımız ve hem ABD öncülüğündeki Koalisyon Güçleri, Hewler İktidar sahiplerinden çok şey bekliyordu. İkisinide hayal kırıklığına uğrattılar. Tarihte Kürd milletinin ayağına gelmiş en büyük fırsatı Hewler ve Süleymaniye hanedan sahipleri ellerinin tersiyle ittiler. Bu tutumlarıyla kazanılan mevzilere en büyük zararları kendileri verdiler. Ki kazanılan mevziler sadece Hewler ve Süleymaniye hanedanların emekleriyle kazanılmadı. Bu kazanımlar tüm Kürdistan halkının desteği ile elde edildi. Onları dağda maddi ve manevi olarak destedi, besledi. Silah kuşanarak onlarla birlikte şehit oldu. Yanı sıra ABD öncülüğündeki Koalisyon Güçlerin bu kazanımların elde edilmesinde en büyük katkısı oldu.

Peki Hewler ve Süleymaniye hanedan sahipleri ne yaptı? Tüm bunlara ihanet etti. Gidip sömürgecinin kucağına oturdu. Kendilerine Hewler’de iktidar olmayı sağlayan ABD’ye karşı ABD politikalarını boşa çıkarmaya çalışan Türkiye, İran ve Rusya’dan yana bir politika izlediler. Onların dediklerini ikiletmediler ama ABD’nin dediklerini kulak ardı ettiler. İzledikleri despot yönetim ve hortumlama politikalarıyla 1991 yılından sonra kazanılan kazanımlara en büyük zararı kendileri verdiler. Bunu perdelemek için bağımsızlık ipine sarılarak onunda içini boşalttılar. Ülkenin yarısını Irak tecallarına tek bir kurşun atmadan anlaşma yoluyla teslim ettiler. Şimdi ise Bağdat tecalları kapısında kişisel, partisel ikbal arıyorlar. Kimide bu rezil politikanın “militanıyız” deyip nem alma politikası yapıyor. İhanetin teorisi “yurtseverlik,” “vatanseverlik,” adına meşru gösteriliyor. Düşkünleri oynuyorlar. Bu duruşlarıyla Hewler İktidarının işlediği tüm suçların ortaklarıdırlar.

Bunu kabullenin artık ve hatadan dönün. Yanlışların militanı olmayın, yurtsever olun, vatansever olun. Artık yeter. Ülkemiz, milletimiz, halkımız “Kürdlük“ kisvesi altında satıldı ve hala satılıyor. Artık bunu görün. Olan biteni anlayabilmeniz için feodal gururunuzu bir kenara koyun. Çünkü gurur kaybettirir. Evet yanlış yaptınız, olabilir, insanız nihayet yanlış yapabiliriz. Mesele yapılan yanlıştan dönebilmektir. Bunu başarabilmektir. Fakat bu değilde eski yanlıştan diretip yanlış üstüne yanlış yapmayı politika edinirseniz içinde çıkılmaz kuyulara debelenirsiniz. Bunu yapmayın diyoruz. Gururu politika malzemesi yapmayın. Eminiz ki olan biteni sizde görüyorsunuz. Yaptığınız hatayı görmüş olmalısınız. O halde derdiniz nedir? Yanlışta diretmek mi? Bu size bir şey kazandırmaz. Sizi rencide etmenin ötesinde bir işe yaramaz. Bizden söylemesi.

29 Ekim 2018