D7BC64DF-C613-488E-8A19-2D5D98A369FDCumhurbaşkanları yetkisizdi ve yetkisiz adam suçlanamazdı, dokunulmazlığı vardı. Çünkü suç, yetkilerin yanlış kullanılması ile oluşur, sorumluluk bunu gösterir.  O halde ne kadar çok yetki, o kadar çok sorumluluk gerektirir. Devlet adamlılığının gereğidir. Demokrasilerde, anayasal ve meşruiyet sınırlar içerisinde yetki alanlar,  hesap verecek şekilde bu yetkileri kullanırlar. Oysa günümüzde tüm yetkiler bir adamda toplandığı gibi, aynı adamın dokunulmazlığı genişletildi; Şöyle ki:

Sorumluluğu yerine, ‘maaşları’ arttırıldı,  
Sorumsuzluğu arttırıldı;
Hâkimler bile ona bağlandı,
Yüksek mahkemeler ona bağlandı,
Adalet ona bağlandı,
Ordu ona bağlandı,
Tüm güvenlik güçleri ona bağlandı,
Adli tıp ona bağlandı,

…Bağlandı da bağlandı!

SUÇ VE SORUMLULAR

Tekrar Kaşıkçı için yazmak istemedim. Ancak bu olay, üç ülkenin ittifakı ile kuruldu, her üç ülkenin, üç farklı sistemine rağmen! Bu nedenle, suçun her üç ülkenin liderlerine bağlanması gerekirken, bu liderlerin bu konuda esamisi bile yok. Bunlar, eli kanlı veliaht prens, Türkiye’nin namı diğer sultanı ve Amerika’nın, sapıklığı dışa vuran,  sarışın manyağı.

Olayın akışı:

Kaşıkçı Amerika’da öldürülmedi, çünkü Amerika sorumluluk almak istemiyordu, o halde Amerika’dabir Trump sorumlusu vardı.
Onu öldürmek isteyen bir prens vardı, o halde S. Arabistan’da bir Bin Salman sorumlusu vardı
Suudi Arabistan’ın dışarıda da bir konsolosluğu vardı, ama İstanbul’la yönlendirildiğine göre, Türkiye’de de bir sorumlusu vardı. Şimdilik bu üç ülkenin sorumluları, bir suçlu arıyor. Tüm yetkililer ve planlayıcılar, sorumluluktan uzak bir şekilde, adaleti arayacaklar; Yani cadı avına benzer bir arayışla.

 

ERDOĞAN’DAN HABERSİZ Mİ?

Çok ilginç bir durumdur;  Suudi Arabistan öldürme kararı alıyor ama karar verebilecek tek kişi sultan veya veliaht, ama onlardan hesap sormak mümkün değil, Ülkemde yapmayın!’ diyen Trump’tan hesap sormak mümkün değil, çünkü elde kanıt yok, Türkiye’de her şeye karar veren tek adam var, ama ondan hesap sormak, hiç mümkün değil. Ve siz, bir cinayeti soruşturup, adalet getireceksiniz, öyle mi? Külahıma anlatın bunu!

Olay, herkesin rahat rahat yorumlayabileceği kadar bariz iken, içerde mahkemelerin siyasi davalarında avukatları dahi yakalayan devlet, Kaşıkçı olayında, cinayet timinin tüm fertlerini tanımasına ve ayrıntılarına kadar her şeyibilmesine rağmen,  cinayeti önlemiyor.

Bu sistemde, bu durum ne bir tesadüftür, ne de şaşırtıcıdır!

Mesele, Kaşıkçı’nın karanlık ve kanlı kişiliği değil, sorumsuzların yarattığı sorundur; Bugün Kaşıkçı, yarın halkın avukatları veya belediyelerin önünde haklarını arayıp, işten atılan işçiler, Cumartesi anaları, Aleviler veya Kürtler…

MUHALEFETSİZ İKTİDAR

Erdoğan, geçenlerde muhalefetin önümüzdeki seçimlerde büyük darbe yiyeceğini söyledi, bu kez doğru söyledi. Belediyelerin en ufak masrafının önce damat efendiden izin alınmasına bağlanması karşısında sessiz kalan, yani belediyelerinin iktidara bağlanmasını kabul eden bir muhalefet, hangi yüzle halktan oy isteyecektir?

Seçimlerde Erdoğan’ı yıkacak kitle hazırdır, ancak bu kitle, ana muhalefete güvenmeyen bir kitle olduğu için, oyları sandığa yansımıyor. Ana muhalefet bunlara sahip çıksa, yani iktidara talip, güvenilir bir muhalefet bulsa, Erdoğan bir gün bile iktidarda kalamaz. Referandumda kazanılıp, sonrada sahip çıkılmayan oylar, keza Muharrem İnce’nin ihanetten önce kazandığı oylar, halkın bir muhalefet partisi aradığının göstergesidir. CHP, liderleri ve üst yönetim ile cumhuriyetin bekası konusunda, lider ve üst yönetimden yana ağırlığını koyarak, kuruluşunda olduğunun tersine, yıkılışından yana tavır takınmış olmaktadır.

Aynı muhalefet kitlesi, bu sefer güveneceği bir muhalefet partisi olmadığı için, oylarını satan sözde muhalefeti darmadağın edecektir. Halk, yavaş yavaş mücadelenin oylarda değil, meydanlarda olması gerektiğini anlayacaktır. Bu yönde bir örgütlenme veya direniş, durdurulamaz bir mahiyete dönüşür.

HER İKİ SEÇİMİN MAHİYETİ

Kasım’daki senato seçimleri, Amerika’nın dış politikasında önemli değişikliklere sebep olabilir. Trump, Suriye’den ekonomik nedenlerle çekilmezse, askeri nedenlerle çıkmak zorunda kalacaktır; Rusya veya İran destekli bir gerilla savaşını, kaldıramaz.

Türkiye’deki yerel seçimlerde kazanılacak başarı, muhalefeti sarsacak, ancak iktidarın önünü açamayacaktır. Gerek içerideki çöküş, gerekse Suriye’de zoraki alacağı tavır, Erdoğan’ın elini hafifletmeyecektir. Geniş kitlelere yayılan ve açlık sınırında olan yaşam biçimi, dünyanın hiçbir yerinde istikrar getiremez; Savaş ve terör ordularını besleyen bir yönetim, emekli, emekçi ve işsizler ordusunu besleyemez. Bunu gizlemek, yandaş görsel ve yazılı basının gücünü aşar.

Dışarıda Türkiye’ye Suriye’de biçilen görev, ne yayılmacılığa, ne de terörü destekleyen bir ekonomiye müsaade etmeyecektir. Bu durumu halkına, yandaş basının başına Göbels bile gelse, anlatamaz. Rus ayısı, son darbesini sessizce vurmak için pusuda bekliyor, hatta bu tek yönlü yolda, pek saklanma gereği duymadan.  

Erdoğan ne Rus uçağının düşürülmesindeki dili kullanabilecek, ne de ekonomik ve askeri alanda onu kuşatan Rusya’ya karşı direnebilecek. Rusya ile olan ekonomik bağlantılarının yanı sıra, Amerika’ya daha önceki seçimlerde olduğu gibi, sırtını dayayamayacağını anlayan Erdoğan, Rus ve İran ikilisinin kıskacından kurtulamayacaktır. Yerel seçimlerde, olmayan muhalefete karşı kazanacağı mutlak zafer, ona fazla bir güç katmayacaktır

Son günlerde sendikaların tüm olumsuzluklarınaarağmen gerçekleşen işçi kıpırdanışları ve tepkiler, yüksek mahkemelerin aldığı sürpriz kararlar, bu gidişatın önüne yeni bir örgütlenmeyi, yavaşta olsa başlatabilir. Devletin her kurumunu laçkalaştıran iktidar, zaman sürecinde etkinliğin kaybeder ve laçkalaşır. Umulmadık kıpırtılar, çatlaklara ve mücadelelere sebep oluşturabilir. Bu durum, Türk tarihinde yeni bir çığır açarak, tüm halkların birleştiği bir ayaklanmaya dönüşebilir. Fırsatları kaçırmamak gerekir.

Unutulmaması gereken, açlık sınırının altında ve asgari ücretle çalışanlarla, sembolik maaş alan emeklilerin ebediyete kadar sessiz kalamayacağıdır. Rakamsal olarak çok büyük ve daha da büyüyen bu kitleninharekete geçmesi halinde, buna hiçbir iktidar, hiçbir diktatörlük dayanamaz.

Savaş nedeni ile artacak ekonomik krizin faturası arttığı kadar, içerde emekçilere zulüm; Fırat’ın doğusuna yöneldikçe, içerde de, Kürt halkına olan zulüm artacaktır

Başka halkların çoktan başlatacağı bir direniş, geç başlamasına rağmen, Türkiye’de toplu bir isyana ve bir devrime dönüşebilir. Örgütlenirken alınması gereken tavırlardan en önemlisi, muhalefet partilerinin halkın direncini kıran bir umut görünümüne kanılmamasıdır; Ayrıca, emekçi güçlerin ve halkların birliği ve dayanışmaları gerektiğidir.

Meydanları boş bırakanlar, andımız/İstiklal marşı, ezan/mehter tartışmasını izlesin. Nasılsa cumhuriyet resepsiyonu, artık cumhuriyetin başkentinde değil, Osmanlı payı tahtında veriliyor; Yani İhvanı Müslim’in ve diğer İslami terör örgütlerinin ana karargâhları haline getirilen İstanbul’da.

Tek adam rejimi getiren adam, tek adam olarak hesap vermeğe hazır olmak zorundadır. Bundan kaçış olamaz. Hedefine ulaşır ulaşmaz, yıkılışını ve hezimeti bulmak, her dönemde faşizme özgü, tarihi bir sürprizdir.

Sabahın şafak sökümü öncesindeki alaca karanlıkta, bunu iyi hesaplamak gerekir.

Cemil Hayek

30. 10. 2018