Anadolu da Cumhuriyetin kurulmasından günümüze kadar ciddi yapısal politik sorunlar yaşandı ve yaşanıyor. Vatandaşlar sorunların politikacılarda veya hükümetin yönetim biçimlerinde problemlerin olduğuna inandırıldı. Devlet adamları, politikacılar, akademisyenler ve bazı araştırmacılarda hükümetin yönetim biçimcilerinde bazı reformlarla bu sorunların giderile bileceğini ileri sürdüler. Devletin yeniden yapılandırılması henüz gündeme alınmadı.

D92B3251-FC35-4D49-9DB1-103C9DCDC6CF

Özal döneminde başlayan başkanlık sistemi tartışması, son birkaç yılda AK Parti iktidarınca ustaca bir politik ayak oyunu ile Türkiye de yasallaştı.  Hiçbir araştırma ve tartışma yapılmadan gerçekleşen bu değişim, Cumhuriyet döneminin de sonu anlamına geliyordu. Anayasal oligarşi sesiz sedasız meşrulaştırıldı.  Devlete olduğu kadar düzene de muhalefet eden tek bir politik parti piyasada gözükmüyor henüz.

Gerçekleri düşünceye yansıtmak kolay bir iş değil. Türkiye in önemli temel sorunlarını birbirinden farklı üç bölüme ayırmak gerekir.   Devletin fiziki örgütlenmesinin nasıl yapılandırılması gerektiği, yönetim biçiminin ne olması gerektiği ve bu yönetim biçiminin ruhunu oluşturan toplum sözleşmesinin nasıl yaratılması gerektiği tarihi bir öneme sahip.

İsmine ne derseniz deyin, Türkiye de son yüz yılda cumhuriyet olarak adlandırılan politik sistem ne demokratik olabildi ne halkın kendi kendini yönetmesi ne de ülkenin birlik ve bütünlüğünü sağlayan bağımsız bir devlet oldu. Türkiye de var olan devlet, kendi sınırlarında yaşayan vatandaşların hiçbir ekonomik ve sosyal sorunlarına politik cevap üretmez duruma geldi. Ülke yönetilmiyor, sadece var olan durumu idare eden bir anlayış iktidarda.  

Türkiye Cumhuriyeti devletinin meşruluğu kurulduğu günden beri tartışılmaktadır. Türkiye de vatandaşlar bir devlete sahip olduklarını zannediyorlar. Oysa tam aksine vatandaşların bir devleti yok, devletin sahip olduğu insanlar var.  Türk ulusunun da bir devleti yok, Türk ulusuna sahip olan bir devlet var. Onu iliklerine kadar sömüren devlet, ortak çıkarlar etrafında birleşmiş politik bir çetenin özel mülkiyetindedir. Kimilerini dinsel inançları, kimilerini ulusal duyguları kimilerini de ideolojik politik düşüncelerinden dolayı kendine köle yapmış bir devlet ile karşı karşıyayız.  Dinsel inançları, ulusları veya politik ideolojileri kendine köleleştirmiş bir devlet ile karşı karşıyayız. Din adına dini sömüren, ulus adına ulusu sömüren bir devlet bu hali ile varlığını sürdüremez duruma geldi. Eşitlik, özgürlük ve adalet bütün vatandaşların ortak idealidir. Devlet bu ideali maniple ederek varlıklarını sürdürmeye çalışıyor.  Politik gücünü sınırlarında yaşayan vatandaşlardan değil ne olduğu belirsiz bir çetenin ideolojilerden alan bir devlet hiç kimse için meşru olamaz.

Devletin yapısı, politik sistem ve vatandaşların hak ve özgürlüklerini belirleyen anayasa arasındaki ilişki ve çelişkiler demokratik bir düzence kurumsallaşmadan demokrasi sözde kalan bir demogokrasi olmaya mecburdur. Bir tarafta devletin biçimsel yapılanması, diğer tarafta bu biçimsel yapılanmanın farklı parçaları arasındaki politik ilişkilerini belirleyen politik sistem birbirleri ile uyum içinde olmadan yapılan bütün anayasalar tiranlıkla sonuçlanır. 

Öz itibarı ile her devlet birçok kurum ve kuruluştan oluşan bir federasyondur. Kimileri devletleri üniter veya federatife diye ikiye ayırsa bile, diyalektik olarak yer yüzünde hem federatif hem de üniter olmayan tek bir devlet yoktur.  Üniter olduğunu iddia eden despotik devletler bile, birçok kurumun tek merkezden yönetildiği bir federasyondur. Bu nedenle federasyon düşüncesi etnik veya ulusal kimliğe göre değil, halkın kendi kendini daha demokratik bir yönetim için yeniden tartışılıp, devletin yeniden fiziki olarak yapılanması için tartışılmalıdır. Federasyon ülkelerin parçalanmasının önündeki en büyük ittifaktır. Parçalanmaya karşı halkların oluşturduğu en demokratik sigortadır.

Bu nedenle ideal devlet; dini, mezhebi, ulusal veya etnik kimliği, sosyal sınıfı ne olursa olsun aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumakla görevli, birçok kurum ve kuruluştan oluşan toplumun üzerindeki politik bir yasa koruyucu ve denetleyici federatif denetim aygıtıdır. Özgürlükler sorumluluklar ile birlikte bir bütündür. Devletin sorumluluklarda, özgürlüklerin korunması için bir baskı aygıtı olduğu anlamına gelir.  Bu politik baskı aygıtı, insanların doğuştan hak kazandıkları özgürlük-yaşam, eşitlik ve daha refah bir yaşam elde etmek için mücadele etme haklarını garanti altına alan düzen koruyucu bir denetim aygıtıdır. Bireylerin ve farklı sosyal grupların kendilerine has doğal haklarından feragat edip, sivil haklara razı oldukları toplum sözleşmesindeki kurumun en gelişmiş biçimidir devlet.

Devlet kendi sınırlarında yaşayan bütün vatandaşların politik haklarının kurumsallaşmasından başka bir şey değildir. Devleti meşrulaştıran, dinsel inançlar, etnik ve ulusal kimlikler veya şu veya bu düşünceden kaynaklanan ideolojiler değildir, sınırlarında yaşayan bütün vatandaşların ekonomik ve sosyal çıkarlarının eşit bütünlüğüdür.

Bir devlet herhangi bir hükümetten daha fazlasıdır; aynı anlamda kullanılamaz. Hükümetler değişir, ancak devletler uzun ömürlü hükümetlerin politik değişimine tahammül eden kalıcı örgütlerdir. Demokratik devletler, dinler üstü, uluslar üstü, cinsler, ideolojiler ve sınıflar üstü olması gerekir. Hiçbir demokratik devlet dinsel, ulusal veya politik ideolojinin sömürgesi olmamalıdır. Bunun da ötesinde bu sosyal grupları kendi politik varlığı için bir araç olarak kullanmasına karşı anayasal önlemler ile birlikte fiziksel yapılanması güvence altına alınmalıdır. Hiçbir kuşağın politik düşüncesi, devlet üzerinde egemenlik sürdüremez.  Devletler bilimin, teknolojinin ve zamanın değişimine göre evrim geçirmek zorundadır.  Devletlerde devamlılık ilkesi, yüzlerce yıllık insanlığın bilimsel, sosyal, kültürel ve hukuki kazanımlarının korunup yeni nesillere devri anlamına gelir.  

Demokratik süreç köylerden, mahallelerden, kentlere, bölgelere doğru aşağıdan yukarı doğru gelişen yerel bir süreçtir. Demokratik toplum veya onun idare yapısı yukardan aşağıya doğru dikta edilen, yasalar değildir.  Demokratikleşme süreci toplumun en küçük birimlerinden en üst düzeyine yansıyan bir doğal süreç izlerse eğer halkın birlik ve bütünlüğü ekonomik ve sosyal çıkarlar içinde korunmuş olur. Aksi taktirde, politik ideolojiler, dinsel düşünceler veya etnik ulusal kimlikler ile yapmacık birlik araçları toplumu parçalar. Vatandaşlar arasındaki ayrımcılığı ve sosyal düşmanlığı körükler.  

Devlete meşruluk kazandıran, devletler arası yasalar değildir.  Devletler arası yasalar, belli bir süre için devletin politik gücünü kabul edip, uluslararası ekonomik ve politik ilişkilerin devamını sağlaya bilir. Devletlere meşruluk kazandıran, kendi sınırlarında yaşayan bütün insanların çoğunluğunun gönüllü ve özgür iradesi ile birliği ve savunulmasıdır.  Devletin politik zoru veya ideolojik baskı, belli bir süre vatandaşların özgür iradelerini egemenlikleri altına ala bilir. Bu devletin meşru olduğu anlamına gelmez.

Devletlerin sınırlarında yaşayan insanların özgürlükleri, içinde yaşadıkları sosyal grupların özgürlükleri ile güvence altına alınırlar.  Sosyal gruplar özgür olmadan, onun üyeleri olan insanlar da özgür olamazlar. İnsanın özünde sosyallik vardır. İnsan ne kadar politik olur ise olsun, hiçbir politik güç onun sosyal özünü yok edemez. Sosyal olmayan bir vatandaş özgür olamayacağı gibi çağdaş insanda olamaz. Sadece robot olur. İnancı olmayan, ulusal veya etnik kimliği olmayan, duyguları ve düşünceleri olmayan bir insan gerekte var olmayan bir insandır. İnsan ideolojilerin ürünü değildir. İdeolojiler insanların ürünüdür. İdeolojiler insanları özgürleştirmez, köleleştirir.  Demokratik devletler ideolojik köleler için değil insanlar için vardırlar. İnsanlar özgür olmadan devletler özgür ve bağımsız olamazlar.

Vatandaşlar özgürlüklerini bireysel olarak kazanamazlar, sosyal olarak toplumsal bütün olarak kazanırlar. Sosyalliği ve bütünlüğü kabul edilmeyen insan, insan değildir. Devlet içinde vatandaş olarak var kabul edilen insan, sadece politik olarak vardır. Sosyal olarak yoktur. Toplum özgür olmadan birey özgür olamaz. Kürt ulusu özgür olmadan hiçbir Kürk özgür olamaz. Her Kürt özgürlüğünü kendi ulusunun özgürlüğüne borçludur.  Türk ulusu da aynı denklem içinde, özgür olmadığı sürece hiçbir Türk özgür olamaz. İnsanın özgürlüğü, toplumsal ve sosyal özgürlüğün bireye yansımasından başka bir şey değildir. Uluslar için geçerli olan devlet için de geçerlidir. Ulusun üyeleri ve devletin vatandaşları bir bütünün parçasıdırlar. Aralarında özsel olarak hiçbir fark yoktur.

Bu nedenle devletin politik özgürlüğü, sınırlarında yaşayan sosyal grupların, toplumların, dinsel inançların ve ulusların özgürlüklerine eşittir.  Devleti meşrulaştıran da ona politik güç veren de bu politik ve sosyal özgürlüklerdir. Özgürlüğün olmadığı bir devlette, meşrutiyet de yoktur. Devletlerin kayıtsız şartsız bağımsızlıkları, sınırlarında yaşayan bütün vatandaşların her birinin diğerlerine eşitliği ve özgürlükleri ile güvence altına alına bilir. Bireyin eşitliği ve özgürlüğü ulusunun özgürlüğü ile mümkündür. Ulusların eşitliği ve özgürlüğü de bağımlı oldukları devletlerin, eşitliği ve özgürlüğü ile ölçülür.

İstiklalin devletin mülkiyetinde olması için, devlet sınırlarında yaşayan bütün sosyal ve toplumsal grupların eşitlik, özgürlük ve bağımsızlıklarının devlet tarafından meşrulaştırılması ile mümkündür.  Başka türlü devlet meşru olamaz.  Kendi devlet sınırlarındaki vatandaşların sosyalliğini meşru kabul etmeyen bir devlet meşru kabul edilmez.

Gerçekler insanların veya devletlerin ideolojik ve politik düşüncelerine boyun eğmezler.  İdeolojiler ve politik düşünceler, tarihsel gerçeklere boyun eğmek zorundadırlar. Devletler gelip geçicidirler. İnsanlar ve bağımlı oldukları sosyal örgütlenmeler sonsuzdurlar.  İnsanlar ne dinsel inançlara ne ulusal veya politik ideolojilere sonsuza kadar esir olamazlar. Onlar evrensel insanlığın kolektif özgürlüklerinin, bağımsız ve eşit yurttaşlarıdır. İnsanların insanlıkları, sosyallikleri ve evrensellikleri ellerinden alınamaz. Her insanın özgürlüğü, insanlığın milyonlarca yıllık mücadelesinin bir ürünüdür.  Devletler kuruluşlarında, politik yönetim biçimlerinin belirlenmesinde bu gerçeklere göre örgütlenirler.  Bu nedenle Anadolu da kurulacak yeni devlet bu gerçeklere göre federatif devlet yapısını hedeflemeden, demokratik bir öze kavuşamaz.

Her insanın özgürlüğü, eşitliği, kurtuluşu veya bağımsızlığı üyesi olduğu ulusların ve devletlerin bireye yansımasından başka bir şey değildir.

 

Ekim 30 2018

Ali Dogan