Aklınıza gelen her konu hakkında yazın. Yanlış yazsanızda yazmaktan çekinmeyin, korkmayın. Biriside doğrusunu yazar sizi düzeltir. Böylelikle doğruya ulaşırız.

E677D21C-81AA-4158-9C93-E46680F69762

Bizim nesil, kör bir kuyudan çıktı. Birikimden, tecrübeden yoksundu. Yanı sıra sahaya indiğinde yol gösterici, geçmişte kendine sunulan bir tecrübeden yoksundu. Kendi el yordamı ile yol almaya koyuldu. Deyim yerindeyse kendi göbeğini kendisi kesti. Fakat bu onu çok yanlışlara sevk etti. Bu da, doğal bir sonuçtu.

Sömürgeciler, büyük bir tahrifat yaratmıştı. Kürd milletine ait ne varsa ya yok etmiş, ya da kendi tarihiymiş gibi topuma sunmuştu. Elimizde tarihimize ilişkin yazılı tek bir belge yoktu. Sadece büyüklerimizin anlattığı bölük pörçük kırıntılarla karşı karşıyaydık. Bu koşullarda mücadele sahasına indik. Önümüze dünyanın çözümünün en zor sorunu olan Kürd/Kürdistan sorununun çözülmesi konuldu. İmkansıza soyunmuştuk. Elde avuçta hiçbir imkan yoktu. Dünya sisteminin ülkemize giydirdiği soykırımcı bir sistemle karşı karşıyaydık. Kafa tutuklarımız sıradan bir güç değildi. Deyim yerindeyse ülkemizin tabi kılındığı statüde çıkarı olan tüm dünyayı karşımıza almıştık. Bunları yenmemiz mümkün değildi. Fakat yenilmek pahasınada olsa Kürd milletinin mevcut statükoyu kabul etmiyor itirazını tüm dünyaya haykırmak gerekiyordu. Biz büyük bedeller pahasına olsada bunu yaptıkta.

Karşı durduklarımız sadece emperyalistler ve yerel sömürgeci güçler değildi. Sosyalist Blok’u dost biliyorduk ama büyük yanıldık. En büyük kazığı onlardan yediğimizi birçok tecrübelerden sonra ancak anlayabildik. Meğer devlet çıkarları her şeyin üstündeymiş. Bu çıkarlar adına satıldık. Bunu kavradığımızda da çok geç kalmıştık. Hani derler ya: “Tecrübe hayatta yenilen kazıkların toplamıdır.“ Kavradık kavramasına ama büyük bir hayal kırıklığıda yaşadık.

Gençtik. En yaşlımız 24-25 yaşlarındaydı. Birikimsiz, tecrübesizdik. Fakat kararlıydık, fedakardık. Fakat bu başarı için yeterli değildi. Çünkü hiçbir konuda ne ideolojik, ne politik, ne örgütsel, ne askeri bir tecrübemiz yoktu. Tarihimize ait hiçbir yazılı belge yoktu. Elimizde “usta“ bildiğimiz kişilerin teorik çözümlenmeleri ve dünyadaki milli kurtuluş hareketlerin bize ulaşan yazılı tecrübeleri vardı. Ki bunları yorumlamak, harmanlamak ve ülke koşullarına uyarlamak mevcut donanımızla mümkün değildi. Doğmatik bir algılama egemendi. Bu değilde ideolojik, politik, örgütsel, askeri tecrübesi olan bir önderlik olmuş olsaydı bizim kuşak çok iş çıkarırdı.

Başka siyasal hareketler bir yana biz bunu yaşadık. Hani sürekli kendi aramızda konuşuruz. Bizden öncekiler bize niye kendi tecrübelerini yazılı olarak miras bırakmadı diye. Kuşkusuz yazan olmuştur ama yazılanların çoğu ya saklandıkları yerlerde çürüdü veya devlet tarafından ele geçirilenler imha edildi. Ama her halükarda bize ulaşmadı. Milli mücadelemizi verenler ya imha edildi, ya sistem tarafından sindirildi. Bu, büyük bir tahrifat yol açtı. Şimdi durum değişmiştir. İnsanlık internet çağını yaşıyor. İnsanlarımız çok tecrübeler edindiler. Birikim sahibi oldular. Yazıyorlar, çiziyorlar, gelecek nesillere aktarıyorlar. Düşmanın tüm çabaları bunu engelleyemiyor. Bu sevindirici bir gelişmedir. Fakat bazı çevreler bundan çok korkuyor. Bunlar düşman oluyor. Çünkü yazdıklarımız toplumda kabul görüyor. İnsanlarımızın kendilerine gelmesine yol açıyor. Hatta “sen, siz bunları yazdığınız için bunlar böyle davranıyorlar,“ diye rahatsızlıklarınıda gizleyemiyorlar. Bu da, sistemi zorluyor. Kimide yazdıklarımızı küçümsüyor. “Ne gereği var, neye yarayacak,“ diyorlar. Daha ötesi bizlere düşmanlık duyuyorlar. Bu birey ve çevreleri kaale almaksızın şunu demek isterim. Yazın! Tecrübelerinizi yazılı hale getirin, birikimlerinizi geleceğe aktarın. Kürd toplumunu ileriye taşıyacak olan budur.

Ben bunu elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Velev ki çok yanlış şeylerde yazabilirim. Bu dünyanın sonu değildir, dünyanın tersine dönmesine sebep olacakta değildir. Herkesede bunu yapmasını öneririm. Korkmayın, çekinmeyin. Kim yaparsa yapsın hataları eleştirin, suç işleniyorsa teşhir edin, doğru yapıyorlarsa sahiplerine teslim edin, sahiplenin ve savunun. Ama geleceğe ertelemeyin. Zamanında yerinde yapılmayan eleştirinin bir önemi yoktur. Her şey bitikten sonra herkesin her şeyi söylediği bir ortamda aynı şeyleri tekrarlamanın önemide yoktur.

Kimseye düşmanlık yapmıyorum. Sadece demem gerekeni yer ve zamanında dobra dobra söylüyorum. Kimi bu nedenle beni “düşmanlık yapmak“la suçluyor. Birileride, “Sen eskiden bunu diyordun, şimdi tersini savunuyorsun.“ Bu birey ve çevrelerin beni anlayabilmeleri için önce mantığımı anlamaları gerekir. Neydi mantığım? Hataları eleştiriyorum, suçları teşhir ediyorum, doğrularıda sahiplenip savunuyorum. Bundan anlaşmayacak ne var? Birileri bunu kavrayamıyorsa bunda suçlu ben miyim? Hata yapan, suç işleyen birileri doğru yapmaz mı yani? Bal gibi yapar. Hata yaptıkları, suç işleyen birey ve çevreler doğru şeylerde yapar. Hata yaptıklarında, suç işlediklerinde nasıl eleştiriyorsam, teşhir ediyorsam, doğru yaptıklarında aynı çevreleri savunmaktan da geri kalmam. Fakat birileri siyaseti kan davası olarak algıladığı için bu düşücemi anlayamazlar.

Bu mantık bana ters geliyor. Bu nedenlede çok birey ve çevrenin hedef tahtası oldum ve olmaya devam ediyorum. Dert ettiğim yoktur. Bildiğim yolun doğru olduğuna eminim. Bu, bana güç veriyor.

Hiçbir Kürdistani hareketin düşmanı değilim. Fakat kimsenin yanlışlarının militanıda değilim. Hata yaparlarsa dostça eleştiririm. Suç işlerlerse teşhir ederim. Doğru yaparlarsa sahiplenir savunurum. Yaklaşımın budur. Kim ne anlarsa onların sorunu.

Bu tutumumu çok tehlikeli bulan çok çevre vardır. “Şunu, bunu eleştiriyorsun, korkmuyor musun, seni öldürürler,“ diye uyaranlar vardır. Sorun korku sorunu değildir. Her canlı varlık gibi bende korkarım. Şunu bilin. Belki de canlı varlık olarak dünyada en çok korkanlardan biri benim. Sorun bu mu yani? Sorun korkup korkmama sorunu değildir. Sorun sorumluluk sorunudur.

Bir sorunla ilgileniyorsan o konuda sorumluluğun gereğini yapmak zorundasınız. Elimden geldiği kadarıyla bunu eksik veya fazla yapmaya çalışıyorum. Ben bunu yaparken birileri diyor ki, “Sen niye yapıyorsun, bırak başkaları yapsın.“ Ki bunu diyenler yoldaşlarım, dostlarım, sevenlerim. Bana bir zarar gelmesini istemeyen çevremdir. Hoş güzelde eğer yazdıklarım doğru ise, bunları yapmak sorumluluk gereği ise niye yapmayacak mışım? Beni öldürecekleri için mi? Bırak öldürsünler. Milyonlarca insanımız öldürüldü. Benim kanım kimsenin kanından daha kırmızı değildir. Bu nedenle işin ucunda ölüm varsa benim kapıma gelmesin, başkası yaptığım işi yapsın, ölüm onun kapısına gitsin diye bir düşünceye kapılmayı kimseye yedirmediğim gibi kendi kişiliğime yedirmem. Bunu sadece yapan ben değilim ayrıca. Başkasıda bunu yapıyor. Köşesinden kıyısından yapanların olduğu gibi dobra dobra yapanlarda vardır. Saygıyı hak ediyorlar. Dahası bunlar, bana güç katıyor.

Ülkesine, milletine, halkına karşı sorumluluk duyan herkes sorumluluğunun gereğini yaparsa Kürd toplumu ancak böyle ileri taşınır. Bu da, gerçekleri dobra dobra seslendirmekle olur. Herkese önerim budur.

26 Ekim 2018