TABULARI YIKMAK Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

 

155E4F8A-BC1D-4CAE-A10F-F0A6AFE3A87C

Bir toplumu çözmek için onun amentü haline getirdiği tabularını yıkmakla olur. Toplum ancak o zaman kendini rehin almış eski sistemin zincirlerinden kurtulabilir. Kuşkusuz bu o kadar kolay değildir. Sistemin aldığı tedbirler vardır. Uzun süreden beri topluma aşılanan ve kanıksanan alışkanlıklar vardır. Bunu aşmak, değiştirmek her zaman o kadar kolay olmaz. Bir sistemi yıkmak yüzyılları aldığı gerçeklikler ortadadır. Hayda olsun demekle toplumlar değişmiyor. Hele eskimiş, çağa uymayan kalıplaşmış ezberlerle hiç olmaz. Bu konuda hazır reçetelerin bir kıymeti harbiyeside olmaz. Tüm bunlar bir yana eğer bir toplumu dönüştürmek, değiştirmek istiyorsanız uzun, zahmetli bir çaba sonucu ancak onu altan eğiterek sonuç alınabilinir. Her zaman sonuç alacağının garantiside yoktur. Bu çaba çoğu zaman sistem sahipleri tarafından korkunç bir şekilde ezilir. Toplum eskisinden daha geri bir duruma sürüklenebilir. Bunun ideolojik örtüsü her zaman bulunur. Bazen din olur, bazen milliyetçilik olur, bazen bölünüyoruz, vatan elden gidiyor korkusu yaratılarak olur, bazen toplum tarafından putlaştırılan bir liderin göldesine sığınılarak olur. Sistem sahipleri bu konuda çok tecrübelidirler.

Bu girişe niye gerek duyduk?

Bugünkü gündemimiz Anadolu toplumu. Bu toplum nasıl çözülür konusudur. Bu konudaki görüşümüzü sunmak istiyor. Kuşkusuz bu akademik bir konu. Yazacağımız bu makalenin sınırını çok aşan geniş, kapsamlı bir konudur. Buna rağmen kısacada olsa bu konudaki düşüncemizi sunmak ve tartışmaya açmak istiyoruz.

Baştan dikkatinizi çekmek istiyoruz. “Türk veya Türkiye“ toplumu demedik. Anadolu toplumu dedik. Çünkü Türk veya Türkiye toplumu, sistemin yarattığı sahte bir dayatmadır. Bir geçmişi yoktur. “Türkçe, Türk ulusu, Türkiye,“ kavramların kullanımın 100 sene gibi bir geçmişi vardır. Daha öncesi yoktur. Bu kavramlar sonradan yapılma suni dayatmalardır. Zor ve baskı ile topluma empoze edilen ve sürdürülen kavramlardır. Bu sadece bizim iddiamız değildir. Bu kavramlara sakız gibi yapışan ve sahiplenen kesimlerin kendi iddialarıdır. Bu nedenle sürekli bir korku yaşıyorlar. “Ülke bölündü, ha bölünecek,“ diye halkı korkutmaya çalışmaktadır. Bu yol ile kendi korkularını halkada yansıtmaktadırlar.

Fakat ne yaparlarsa yapsınlar dikiş tutmuyor. “İnşa ettik,“ dediklerinin ayakları bir türlü yere basmıyor. Bir ev yaparsınız bir süre sonra yerine oturur. Yerine otururken tozu dumanı dökülür. Oturulacak duruma gelir. Eskiden Avrupalı krallar saraylar yaptıktan sonra üç sene boyunca yanında çalışanları orada yaşamaya mecbur ederlermiş. Saray yerine oturduktan sonrada onları dışarı atar kendileri otururlarmış. Fakat “olmayan bir millet inşa ettik,“ dedikleri “Türk milleti“ bir türlü yerine oturmadı. Birçok millet ve milliyet astılar kestiler ama bir türlü kurulan devlet coğrafyamıza uymadı. Kuruluşundan bugüne başı beladan kurtulmadı. Düşman hanesine her geçen gün bir yenisi eklendi. Dünyada düşman olmadığı hiç kimse kalmadı. Sonları hayırlı değildir.

Ne diyorlar inşacılar? “Olmayan bir ulus inşa ettik,“ “Yetmişiki buçuk milletten oluşuyoruz,“ “Türk devletini Balkanlardan gelenler kurdu,“ vs. kendi dedikleridir. Bu yol ile tekçi, katı, faşist, sömürgeci, soykırımcı bir sistem oluşturdular. Kurulan sistemi şöyle formüle ettiler: “Tek millet, tek dil, tek bayrak, tek devlet,“ dediler. Son dönemlerde buna “tek din“ide eklediler. Düşünce budur, malzeme budur. Fakat şunu unutuyorlar. Anadolu’da bir ırka, bir millete tekabül eden bir yapı ortada yoktur. Ki zorlandıklarında kendileride bunu dile getiriyorlar. Çünkü şunu biliyorlar. Şu an “Türk“ denilen toplum sağdan soldan gelen göçebe, muhacirlerden oluşan suni bir yapıdır. Yamalı bohça gibidir. Kendi dışındakiler bir yana kendi içindende kavgalıdır, Sistem sorumlu, herkesle kavgalı. Çünkü geçmişi yoktur, bu haliyle geleceğide olmayacaktır.

Ortada birçok tabu var ama zoraki dayatmalarla bunların kabulü vardır. Zor ve baskı ile topluma kabul ettirilmiştir. Sahte resmi bir tarih yazılmış, topluma dayatılmıştır. Şu ve bu milletin değerlerini kendi değerleriymiş gibi topluma dayatıl-mıştır. “Bizimdir,“ dedikleri hiçbir şey kendilerinin değildir. Altı eşildiğinde başka bir millete ait olduğu gerçeği ortaya çıkar. Övünmekle bitiremedikleri bayrakları bile kendilerine ait değildir. Bizans bayrağıdır. Dikkatinizi çekmek istiyoruz. Osmanlı dahil, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne Orta Asyalı Türk kökenli tek bir kişi devlet kademesinin önemli mevkilerinden bulunmamıştır. Bulunanların hepsi kendi kökeninden kopmuş, başkalaşmış, Türkçüleşmiş başka millet ve milliyeten unsurlardır. Kullanılır, kullanılır eften büften bir meselede ters düştüklerindende geldiği etnik grup kimliği hatırlatılarak üstü çizilir. Bu nedenle herkes her an diken üstündedirler. Bunun en son örneği Türk devletine o kadar hizmetine rağmen kendisine Kürd kimliği hatırlatıldı ve üzeri çizilen Bekir Bozdağ oldu. Ki iddia sahibide devşirme olmasına karşın. Yarında biri onada kimliğini hatırlatır.

Tüm bu gerçekliklere rağmen Anadolu’da bir toplum var ve bu toplum kendini geleceğe taşımak istiyor. Bu nasıl olacak? Cevabı aranan soru budur.

Bunun bir sürü yolu var ama çağa uygun olmayanı ve uyanı var. Çağa uygun olmayanı eski düşünce ve uygulamayla toplumu ırkçı, şövenist ve cihatçı ideoloji ve uygulamalarla tekçiliği sürdürmek iken, çağa uygun olanı mevcut toplumsal yapının din ve etnik yapısının haritasını çıkarıp, bunlara alan açıp, herkesin demokratik kurallar içinde kendini ifade etmesini sağlamakla olur. Çağa uymayanlar iktidardadır. Buna karşı çağa uygun çözüm arayanların mücadelesini verenlerde her zaman oldu. En son bir olay yaşandı. 15 Temmuz 2016 günü bir kalkışma oldu. Yenildiler ama bu toplumu geleceğe taşıyacak tohumuda ektiler. Bu nasıl oldu, buna sonra geleceğiz.

Bu dediklerimiz Türk devletinin kuruluşundan bu yana sistemin sol açıklarını oynayan kendilerini “sol“ olarak tanımlayan kesim değildir. Onların bunlardan haberi bile yoktur. Çünkü onlar paslanmış eski ezberi tekrarlamaktan zaman ayırıp toplumda ne gibi değişimler olmuş, yeni dinamikler kimdir ile ilgilendikleri yoktur. “Proleteryanın zincirlerinden başka kaybedecek başka bir şeyleri yoktur,“ “falan usta bunu dedi, demedi,“ deyip cekli, çaklı konuşup duruyorlar. Bu nedenle toplum dışı olmuşlar. Bu kesim dini tarikatlara dönüşmüşler. Sosyalizmi bir sistem olarak değil, 100-200 sene önce birilerinin dediklerini doğma haline getirip kalıplaştırmışlar. Bu doğmalarda bir türlü toplumun bünyesine uymuyor. Olsun yinede mutlular. Tıpkı bir tarikatın müritlerinin duyduğu mutluluk gibi.

Bunlar bir yana 15 Temmuz 2016 kalkışmasında rol oynayanlar kimdi? Şunu açıkça söyleyebiliriz. Bu kesim, 15 Temmuz 2016 kalkışmasında direnen ama yenilen, ağır bedeller veren toplumun çağa uyan en ileri kesimiydi. Anadolu toplumun liberal demokratlarıydı. Ortada yanlış bir algı vardır. Sanki Recep Tayyip Erdoğan iktidarı ve onunla işbirliği yapan sol-sağ Avrasyacılara karşı Fetullah Gülen darbe yapmak istedi gibi yanlış bir düşünce vardır. Bu doğru değildir. 15 Temmuz 2016 kalkışmasında Recep Tayyip Erdoğan ve onunla kader birliği etmiş sol-sağ Avrasyacılara karşı yer alan üç ekipten en güçsüzü ve en son direnen kesin Fetullah Gülen ekibiydi. Devletçi bir ekiptir. Birçok konuda mevcut sistemin sahibi olduğu iddiasında bulunan milliyetçi, ulusalcı, Ergenekoncu ekiplerle ayrışsada Türkçü bir ekiptir.

Ki kalkışmadan çok önce Fetullah Gülen tedbir olarak tüm ileri kadrolarını, işadamlarını dışarı çıkardı. İçerdeki mal varlıklarını sattı, dışarı taşıdı. Son ana kadarda mevcut sisteme karşı aktif durmadı. Kendilerine yönelinmeyeceklerini hesapladılar. Sistemin esas sahibi biziz diyenler üstlerine gidince direnen kesimlerle birlikte hareket etmek zorunda kaldılar.

Kalkışmanın bel kemiğini oluşturan Liberal-Demokrat kesim-di. Bir de, bunlarla birlikte NATO subaylarıydı. NATO subaylarıda iki kesimdi. Liberal-Demokrat olanlar ve devletçi olanlar olarak bölünen bir ekiptir. Bunların hepsinin ötesinde toplumu altan değiştirip çağa uygun bir sistem kurma mücadelesi veren ekip Liberal-Demokrat ekipti.

Ki bu ekipte kendi içinde homojen değildi. Birçok konuda anlaşmakla beraber birçok konuda da aralarında görüş ayrılığı vardı ama bu, bunların birlikte hareket etmelerine engel değildi. İşte bu ekip 15 Temmuz 2016 kalkışmasının önderliğini yaptı.

İşin tuhaf tarafı şu an Türk devletini idare eden iktidar sahipleri bunu bilmelerine karşın 15 Temmuz 2016 kalkışının tüm “suçları“nı Fetullah Gülen’e fatura ettiler. Liberal- Demokratlardan hiç bahsetmediler. Bahsedip bunların toplum tarafından tanınmasını istemediler. Bunlarda, deşifre olmayan arkadaşlarına zarar gelmemesi için oralı olmadılar. Şu an Türk devlet iktidarına hakim olanların en korktukları kesimde bunlardır. Zaten her gün kendilerine operasyon yapmakla bu korkularının sonucudur. Ki bu kesim az-boz bir kesim değildir. Hepsini zindana tıkayarak bunun çözümünü önlerine koymuşlar ama artık konulacak yerde kalmadı.

Türk ordusunun %50-60, hava kuvvetlerin %70, yargı dahil devlet bürokrasinin çoğunluğunu örgütleyen önemli bir güçtü. Üst kesimin bir kısmı esir alındı, işkenceli sorgulardan sonra zindana tıkıldı. Bir kesim yurtdışa çıkmak zorunda kaldı. Önemli bir kesim hala görevdedir. Mevcut iktidar sahipleri için büyük bir tehlike olmaya devam etmektedirler. Her ne kadar toplumda destek göremeselerde ilerisi için büyük bir potansiyeldir. Anadolu toplumunun değişimininde rol oynayacak büyük bir kuvvettir.

Bu kesimin savunduğu ilkeler, çağa uygun, uluslararası sistemle uyumlu olan makul bir düşüncedir. Kendilerini Leninci, Maocu, Enverci, Castrocu olarak tanımlayan kesimleri katbe kat aşan bir düşünce yapısına sahiptirler. Çünkü çağı okuyorlar. Halkın sorunlarını biliyorlar. Ezberci değiller. Cekli, caklı konuşmuyorlar. Altyapısı olmayan sistem savunucusu değiller. Anadolu toplumunun esas sorununun demokrasi sorunu olduğunu ki bundan haklılarda. Anadolu toplumunu sosyalizm gibi bir hedefle sınırlama mantığı toplumun değişimini önleyen bir tutumdur. Dahası oturdukları zemin sistem sahiplerinin eskiden beri savunduğu söylemlerin sol yorumu olmaktan ileri gitmiyor. Nedenlerine geleceğiz.

Liberal-Demokratlara göre Türk diye bir millet yoktur. Türk denilen millet sonradan suni olarak yaratılan geleceği olmayan bir toplumdur. Ortada Türk milleti yok ama kendini Türk olarak gören bir toplum vardır. Bu toplum birleşkenleri her ne kadar sağdan-soldan gelen göçmen muhacirler olsada şu an bu coğrafyayı vatan etmişlerdir. Ne bunlar katliama uğratılarak yok edilebilir, ne de geldikleri yere geri gönderilebilir ama bu toplum bu haliylede kendini geleceğe taşıyamaz. Toplumun kendini geleceğe taşıma sorunu vardır. Peki bunu nasıl yapacaklar? Bu soruya Liberal-Demokratlar şu cevabı veriyorlar.

Trakya’yıda eklersek Anadolu bir halklar bahçesidir. İddiaya göre ismine “Türk” denilen yapı yetmişiki buçuk milletten müteşekkildir. Kürdler ezici çoğunluk teşkil etmektedir. Kürdler, bu toplumun çimentosudur. Bu çimento çekilip alınırsa Anadolu toplumu dağılır. Dağılmaması ve kendini geleceğe taşıması için Kürdlerle oturup konuşmak gerekir. Bir milletin hakkı nedir onlara tanımak gerekir. Birlikte bir yapılanmaya gitmek gerekir. Yanı sıra Anadolu müzaikini teşkil eden her millet ve milli azınlık, din ve mezhebe kendini ifade edebilecek bir ortak sunmak gerekir..!

Konuştuğumuz bu çevrelerden edindiğimiz izlenim Liberal-Demokratların çözümü budur. Bunuda toplumdaki tabuları kırarak, altan değiştirerek uzun sürede bunu topluma kabul ettirerek, daha doğrusu toplumu bu düşünceyi savunur duruma getirerek yapmayı düşünce olarak kabul etmişler ve bunu önlerine koymuşlar. Fakat şimdilik bu proje 15 Temmuz 2016 sistemin darbesiyle sekteye uğradı.

Anadolu toplumunda böyle bir düşünce doğdu. Örgütlendi. Birçok önemli hamlelerde yaptı ama sistemin sahibiyiz diyenler tarafından biçildiler. Biçilselerde önemli bir gelişmeye imza atıkları inkar edilemez. Bu düşünceyi ve mücadelesini önemsemek gerekir. Bu düşünce ve sahipleriyle birlikte yaşa-ma yanlış olmaz. Fakat kuşkusuz hayat bulması koşuluyla. Bugün kimi Kürd siyasal güçlerin bu koşul oluşmadan “ortak vatan,“ “halkların kardeşliği,“ “birlikte yaşam,“ tezinin ayakları havada kalıyor.

Liberal-Demokratların, NATO’cu subayların bu düşüncesi Batı sistemi sahiplerincede düşünsel olarak desteklenmiş ama 15 Temmuz 2016 kalkışmasında fiili destek almadı.

Fakat şu an iktidarda olan Recep Tayyip Erdoğan ekibi ve onlarla işbirliği yapan sağ-sol Avrasyacılar, Rusya’nın fiili desteğini aldı ve kalkışmayı denetim altına aldı. Rusya fiili destek vermemiş olsaydı Türkiye iç savaşa giderdi. Bu savaş uzun sürerdi. Artık kim kazandıysa süreç belirlerdi. Kalkışma böylesine kolay tasfiye edilemezdi.

Bunu daha evvel ki bir yazımızda uzun uzun ilah ettiğimiz için tekrarlamak istemiyoruz. Yanı sıra kalkışmanın yenilmesinin önemli bir boyutuda halktan destek almamasıydı. Anadolu halkı Türk şövenizmi ve cihatçı bir düşünce ile zehirlenmiş bir durumu yaşıyor. Zaten Liberal-Demokratların en büyük açmazı halkı kazamamaları olmuştur. İddialarına göre halkın durumu içler acısı bir durum. 50 sene önceki halktan daha geri bir konuma dönmüş bir halk gerçekliği var Anadolu’da. Bu nedenle Anadolu’daki değişim çok zorlu geçecektir. Ki toplumun en ilerici olan kesimin ya zindana atılması, ya yurtdışına kaçmak zorunda kalınmasıyla öncüsüde devre dışı kalındığından durum dahada vahim bir hale gelmiştir.

Halk şu an şöevenist ve siyasal islamın güdümündedir. Çıkması için derin bir siyasal ve bunun ötesi ekonomik bir kriz sonucu ancak kendine gelebilir. Bu da, zaman alır. Dahası sistem sahipleri, bunu aşması için halkı savaş ortamına sürerek zapt-ı rapt altına almaya çalışacaktır. Bu kunuda sistem sahipleri epey tecrübe sahibidir.

Peki kime karşı savaşacaklar? Kuşkusuz Kürd milletine karşı. Buradan şu tespiti yapabiliriz. Kürdleri soykırım bekliyor. Kimse uluslararası bu koşullarda olmaz demesin. Çünkü mevcut sistemin sürmesini ancak sahipleri bu yola sürdürebilirler. Zaten şu an izledikleri politikada buna işaret etmektedir. Burada şu tespiti yapmak gerekir. “Ortak vatan,“ “halkların kardeşliği,“ “birlikte yaşam,“ tezleri burada önemini kaybetmektedir. Buna karşın Kürd siyasal güçleri, politika ve pratiğini sistemden ayrılma üzerine inşa etmeyi zorunlu kılmaktadır. Kürd milletine kazandıracak politika budur ki ABD’nin Orta Doğu’da uygulamaya koyduğu GOP’nede (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi) uygundur.

Yeniden başa dönelim.

Ne deniliyor?

İsminine Türk denilen ucube yapı sonradan suni olarak inşa edilmiştir. Kimlerden? İddialarına göre yetmişiki buçuk milleten. O zaman Kürdler burada bir politika oluşturmalıdır.

Anadolu toplum dinamiklerinin etnik ve dini haritasını ortaya çıkarmalıdırlar. Hepsine göre konumlarına uygun bir politika oluşturmalıdır. Genel bir mantıkla “halkların kardeşliği“ni değil, her millet, azınlık, din ve mezhebe uygun bir politika izlemelidir. Onların sorunları güncelenmelidir. Örgütlenmelerine yardımcı olunmalıdır. Ve de desteklerini almalıdır. Bu konuda epey dost çevrede vardır. Anadolu’da yaşayan, kendi kültürlerini yaşamayan ama yaşamak için örgütlenmeye giden çok aktörde vardır. Bunlar önemsenmelidir.

Şu an Türk şövenizmi, cihatçı kültürle beyni uyuşturulmuş toplumu kendine getirmenin yolu budur. Kürd siyasal güçleri bu konuda önemli bir rol oynayabilir. Yanı sıra Anadolu halkları kendi kurtuluşlarının farkına varacaklarına kuşku duyulmamalıdır. 15 Temmuz 2016 kalkışması bunun ispatıdır.

Anadolu halklarına şu kavratılmalıdır. Kürdler haklarını almadan Anadolu’ya demokrasi gelmez. Demokrasi gelmediği müddetçede kan akmaya devam eder. Akan kan sadece Kürd kanı değildir. Bir bütün olarak Anadolu halklarının çocuklarının kanıdırda. Bu kanı durdurmak için Anadolu halkları hem kendi özgün örgütlülüklerini yaratmalı, sisteme kendi çocuklarını teslim etmemeli, Kürd milli mücadelesini değişik araçlarla desteklemelidir. Hepimizin kurtuluşu buna bağlıdır. Hep birlikte şuna inanç getirmeliyiz.

Yarınlar bizimdir..!

24 Ekim 2018