Ölüm kol gezerken dört bir yakada, ummadık anda ummadık insanları alıp götürürken ve okurken ölüm haberlerini ardı ardına, aklıma geldi “ölüm” denilen karanlık kuyu.

 

16AAE79E-CFD1-4808-818B-ED083EEC754A

 

Öldüğünde nereye gömülmek istediğini söyleyerek göçüp gidenlerin yanı sıra, “aman önemli değil her yer aynı” diyenlerinde bıraktığı vasiyetleri okurken “acaba” diye girdim kendi gerçeğimin içine.

Benim gibi yurt dışına şartlar gereği gelmişler öldüklerinde nereye gömülür? Malum kendi ülkesine dirisi zor gider ölüsü nasıl gider, ölüsünü orada neler ve kimler bekler? Varsayalım ölüsü gitti ülkesine, mezarının başına neler gelecek, mezar taşının cansız bedenin ne kadar güvenliği var. Ülkemizde esir alınan içerde sorgusuz sualsiz bekletilen Aysel Tuğluk’un annesinin defnedildiği gece mezarına saldırıp mezardan çıkartılması hafızalardan silinecek gibi değil. Bilmiyorum kaç ülkede kimliği yüzünden ölen yaşlı bir kadının mezarına saldırı olmuştur, unutamadığım bir gündür o gün, umarım hiç unutmam yaşlı bir kadının ebedi istirahat edeceği yerden zorla çıkartılıp başka bir yere gömülmeye götürülmesini.

Tabi şimdi benimkisi de iş, Atatürk’ün heykellerinin, Nazım Hikmet’in heykelinin Ahmed Arif’in mezarının heykelinin, üç fidanın her yıl kırılan ve tekrar tekrar yapılan mezar taşlarının kırıldığı saldırıya uğradığı ülkedir benim ülkem. Hal böyle olunca maalesef en doğru kararı kayınpederim Aziz Nesin’in verdiği açıkça görülüyor.

Bu bağlamda bende öldüğümde “Tanrı korusun” “Allah geçinden versin” dediğinizi duyar gibiyim, çok teşekkürler lakin ölüm kimin kapısını çalmayacak ki bana uğramasın. Olmasını istediğim(iz) ölüm yaşını bir kenara bırakalım olacak ölüm yaşımız geldiğinde “hadin kalın sağlıcakla” dedikten sonrasını bilmiyoruz, hoş her zaman “hadin kalın sağlıcakla” diyemiyoruz pat diye atıyoruz ölümün karanlık kuyusuna.

Geçenlerde sosyal medya sayfamda da yazmıştım tekrar yazayım işi sağlama almış olayım. Öldüğümde hiçbir ibadet haneden uğurlanmak istemem Cami Cemevi…vb. İşleri güçleri yoksa yakınlarımın, üşenmezlerse her hangi bir sokaktan uğurlanmamı sağlasınlar, benim için en kutsal alanlar sokaklar caddeler yollar dağlar vs… gökyüzü ile arama girecek hiçbir yer benim için kutsal değildir. Ayrıca şarkılar türküler eşliğinde yollanmak isterim asla Arapça dua istemem, Türkçe dua eden olursa da “aman etmeyin” demem, dua insanı rahatlatır herkes kendi dilinde dua okunsun ister, bende o hakkımı kullanayım. “Arapça dua okuyanlara kızarım” diyemiyorum malum nalları dikmişim kızma fonksiyonun elimden alınmış ama benim yerime birilerinin kızmasını isterim, hatta “yapma kardeşim ne duası özünü türkü şarkı bezenmiş birine Arapça dualar okumak reva mı?” derse ölü halimle acayip memnun olurum.

Birde gömüleceğim yeri seçme hakkım olsun isterim, işte benim için en önemlisi bu. Neden mi? O kadar basit ki bu sorunun cevabı, şimdi değil uzun zamandır düşünüyorum bu konuyu, ölmüşüm ve yanıma kimlerin gömüleceğini bilmiyorum ama neden öldüklerini biliyorum, sağıma atanamamış intihar etmiş bir öğretmen gömülecek, soluma erkek tarafından katledilmiş bir kadın gömülecek, ayak ucuma ya tecavüze uğramış ya panzerin altında ezilmiş süt kokulu çocuklar gömülecek, baş ucuma polis kurşunuyla gencecik bedeni toprağa alışmaya çalışan delikanlı gömülecek, saymaya devam edeyim mi, birkaç metre uzağıma iş güvenliği olmadan çalıştırılan inşaattın tepesinden düşüp ölmüş işçi gömülmüş, biraz gerimde Fetocu diye iftiraya uğramış içeri atılmış intihar etmiş garibin biri gömülmüş, onun yanına darbe gecesi ne olduğunu anlamadan verilen emir gereği boğaz köprüsüne çıkmış boğazı “en büyük asker bizim asker” sloganları atan fakat kendi askerini başını kesenlerin katlettiği yirmilik askerler gömülü, eceliyle ölen birkaç kişi ya var ya yok, tabi şanslıysam göreceğim yoksa duble yol kurbanı, yanlış teşhis kurbanı, korucu kurbanı patlama kaza süsü o bu şu vs…nedenlerle hayatı sonlanmışlar gömülecek, ölüm nedenlerini say say bitmez.

Gözüm açıkken zaten karşıma çıkan ve her gün şahit olduğum şeyleri öte dünyada elbette görmek istemem. Gerçek şu ülkemde mezarıma saldırılar korkum yok öldükten asıl meselem budur. Gönül isterdi kendi ölülerimle yan yana uzanmayı, kendi ölülerimle başbaşa kalmayı kendi dilibde ölüce konuşmayı ama bizim ölüler çok ölü, zaten dirilerimiz bile ölü, dirisi ölü gibi olan ülkenin ölüsü nasıl olur hayal edelim mi? Yoksa hayali bile çekilecek gibi değil mi? İşin özü tabi tercihim yanıma huzurdan ölmüş yaşı gelmiş keyfe keder kazalarda keyfince ölmüş insanların gömülmesi, onlarda benim ülkemde olmadığına göre tercihim ülkeme gömülmemek.

Şayet o gün vuku bulduğunda bak sen şimdide trollerin “geber” dediğini duyar gibiyim, hiç kusura bakmayın “köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı” ben ölünce sen kalmıyorsun biraz fazla yaşıyorsun diye hava atma sende “gebersin ölsünler inşallah” dediklerinle aynı karede yer alacaksın. Neyse dönelim yine konuya, uzun zamandır düşündüğüm konu buydu “nereye gömüleyim.”

Dereken geçen gün yürüyüşe çıktım, biraz ötemde etrafı çevrili demir kapısı süslü olan bir mezarlık gördüm, ilk önce park kapısı sandım, botanik parkların kapısını andırıyordu, mezarlığın kapısını açıp içeri girdiğimde geç anlama nedenimin zekamdan kaynaklı değil mezarlığın güzelliğinden kaynaklı olduğuna kanaat getirdim. Aman aman ne güzel yermişşş, insanın oracıkta ölesi geliyor, utanmasam mezarlığa ayakkabılarımı çıkarıp girecektim öyle ki temiz ve bakımlı. O anda içimden geçen sözleri çekinmeden aktarayım, “Kızzz Hilal fenamı olur sen öldüğünde senide şu Fransızların yanına uzatsalar, onların romantik şarkıları dinleyip peynir şarap eşliğinde anılarını yaşadıkları güzellikleri gezdikleri yerlerin verdiği mutluluğu kefenlerinden okusan” dedim. Hani belli mi olur tesadüf bu ya belki de Fransız devriminde bulunmuş devrim olmasına katkı sunmuş fani bir Fransız devrimcisinin yanına uzanırım, yaşarken yapıldığını görmediğim devrimin nasıl yapıldığını öldükten sonra birinci ağızdan dinlerim. İşte demem o ki yerim belli oldu, Türkülerle şarkılarla isteyen oynaya da bilir sıkıntı yok, yani kızmam zaten ölüyüm oynayana neden kızayım milleti parmağında oynatana kızararak göçüp gitmişim zaten artık benden “tık” çıkmaz. Özetle sokakta vedalaştıktan sonra Fransız mezarlığına gitmek isterim. Fransızlar bu işe ne der bilmem şu an ölümlük bir durum yok ama öyle bir durum olsa Macron’a yazardım “enim boyum budur koca Fransa’da bana bir karış toprak yok mudur” diye.

Korkmadığı için öldürülenle korktuğu için ölü gibi yaşayanları görerek yaşayan insan psikolojisinin verdiği ruh halimizle en çok düşündüğümüz şey “ölüm” oldu. Oysa korkusuzca yaşayanların ve eceli geldiğinde ölenlerin ülkesinde konuşulan en son konudur “ölüm” Ne demeli, ruh halimizi bozanlara gelsin erken ölüm. Sonra çok çoook sonradan bizde bastonları atar takma dişleri fırlatır yalpalaya yalpalaya gideriz yanlarına.