42992024-4C3E-4E5B-9488-F5DD04D72155

Ne başlık koysaydım?

Vatandaşları ajanlığa davet, Erdoğan’ın muhtarları toplaması ile en üst düzeyde resmiyet kazanmıştı. Yeni bir meslek değil; Zulmün, yani hukuksuzluğun kol gezdiği yerde, mazlum ve güçsüz iseniz ve belirli bir birikime sahip değilseniz, en azından güçlü olmak istersiniz, sırtınızı dayayacak bir yer ararsınız. Aynı anda mali durumunuzu ve yoksulluktan doğan itibarsızlığınızı düşünürsünüz. Mazlum olduğunuz sürece, bu duygularınızın dürtüsü artar, sizi ajanlığa özendirebilir; Fuhuşa özendirme gibidir. Koşulların bu meslek için, bu denli uygun olduğu bir ülkeye muhbirler devleti demek yerinde değil midir?

Bu sayede milliyetçilik, ırkçılık, mezhepçilik ve ‘bana ne!’ cilik, bu yollarla yaratılmakta ve birer araç haline getirilmektedir. Unutulmamalıdır ki, muhbirliğin revaçta olduğu bir ülkede, hak, hukuk, adalet kavramları, sadece bir göstermelikten ibaret olabilir.

HER ŞEYİ MUHBİRLERLE YIKTILAR

işçileri, emekçileri dağıttılar
Sendikaları dağıttılar
Okulları dağıttılar
Öğrencileri dağıttılar
Aileleri dağıttılar
Devrimcileri dağıttılar
Kürt halkı mı, İstanbul emekçileri mi, diye direnenleri dağıttılar
Cumartesi Annelerini dağıttılar,
Direnen hükümlüleri dağıttılar
Hukuku dağıttılar

Böl ve yönet, sadece emperyalizmin dışarıdan değil, devletin de içeriden dayattığı bir sistem oldu.

Evet, artık ajanlık tekliften öte, mecburiyete dönüştü.  

Basından izleyebilirsiniz, Yiğit Üste adlı genç, ajanlığı red etme yiğitliğini gösteriyor. Basına ulaşana kadar, bu olaylar kaç kez tekrarlandı. Ajan ve provokatörler her ülkede var. Kapitalizmin de, feodalizmin de araçlarındandır muhbirlik.  Faşizmde de zirveye çıkar, aynı TC’de olduğu gibi.

Peki, bir devlet, ajanlarına dayanarak ayakta kalıyorsa, o ülkenin hedefi ne olabilir, varlığını nasıl devam ettirebilir?  O ülke kurumları ne üretir, insanların beklentisi ne olabilir?

Bu soruları bayrak tüketenlere soruyorum! Maşallah, ülkede bayrakta kalmamış, onları da ithal ediyoruz; Oradan tasarruf yapalım da, bir düşünelim! Bir devlet ne için kurulur, bir devlet için niye savaşılır? Bir devletin basit bir kölecilik sisteminden farkı nedir?

Küçükken ne öğretirlerdi?

Oku da adam ol veya oku da, memlekete, millete yararlı ol!

Şimdi öyle bir şey var mı?

Artık çok salladığınız bayrağınız bile milli değil, ithal malı oldu, ‘kullanmamalı’ kategorisine düştü.

Okul mu kaldı?

Öğrencilere ‘Adam ol!’ diyen bu ülkenin üniformalı infaz timleri, siz nerede adam oldunuz? İdealinizdeki kafatasçıve mezhepçi devletin idamesini, iktisadını ve dünya devletleri arasındaki varlığını sürdürmesini nasıl hayal ediyorsunuz?

Öyle ya, her hedefin bir mantığı vardır, sizdeki hedefin mantığı nerededir?

‘Gemi batıyor, sular altında kalana kadar çalarak!’ mı?

Acaba malı kaçıracak zamanınız kalıyor mu?

Çalmak, bir kişinin yaşam biçim olabilir ama bir devletin var olma nedeni olabilir mi?

DEVLET NE İÇİN KURULUR?

Evvela çalacaksanız, bağımsızlık sizin neyinize?Hırsızlık, bir sömürge devletinde daha kolay yürütülür.Hırsızlık yolu ile yaşanan bir ülkenin nesi çalınmaz? Ordusu mu, istihbaratı mı, eğitim kurumları mı, üretim mekanizmaları mı, onuru mu….?

O halde soru şu, bir ülkenin her şeyini çalıyor ve çaldırıyorsanız, sizin bağımsızlık isteminiz nereden kaynaklanır?

Sırtınızı dayayacak yer bulup, en büyük hırsız olmak için mi?

Komşunuza ve çalacaklarınıza karşı güç alıp, korku salmak için mi?

Bütün bunlar, bir ülkenin var oluş nedeni olabilir mi, bir ülke, varlığını bu şekilde devam ettirebilir mi?

Bayrağınızı yellenerek sallarken, bu soruları sorun kendinize; Öyle ya, her şeyin bir mantığı var, siz de onun mantığını bulmak için bir yol arayın!

OSMANLI SAVAŞSIZ OLUR MU?

Yeni Osmanlı kuruluşunu, barbar Osmanlıyı düşünerek hayal edin. Savaş ne için yapılırdı? Osmanlı 600 yıl yaşadı ve 600 yıl savaştı: Kim için? Osmanlı barbarlığı ne için tekrar istenir?

Savaşıp ölmek için mi, savaş sonrası esaret için mi?

Yoksa dış düşman yerine, iç düşman yaratmak için mi?  

Böyle bir devleti kim ele geçiremez ki?

EZİLMİŞLİK VE İKİLEM

Ezilmiş uluslar için bir ikilem:

‘Her şeye rağmen bir devlet!’ mi, yoksa ‘Ne için devlet?’ mi?

Tüm ezilen ulusların TC’nin çöküşünden, battığı yerdençıkarması gereken tarihi dersler vardır.

Her şeye rağmen, yeter ki bir devlet olsun, diye düşünüyorsanız, Ortadoğu’da herkese karşı devletlerzaten kuruldu. Hepsi, birer faşist kuruluşa dönüştü.Çünkü halkların dayanışması ile değil, güçlerin dayatması ve şartların o an uyuşması nedeni ile kuruldu. Aynı şeyi savunuyorsanız, aynı çöküşe hazır olun! Tarihte var olmak için, tarihi dersler çıkarıp, tarihte seyahat etmek gerekir.

KURDURULMAK İSTENEN VE KURULMAK İSTENEN DEVLETLER

Şu an Orta doğunun ezilen halkları arasında fırsat arayanlar elbet olacaktır, ama bölünmeler emperyalizme yaranmak için mi, yoksa bir halkın yaşaması için mi, diye sormak gerekir.

İşte İsrail, İşte TC; İkisi de, ezilen birer halk için kuruldu,her ikisi de Orta doğu halklarına kan kusturdu.

Hedef, devlet olsun da, ne olursa olsun şeklindeolacaksa ve bunu şu an bağımız devletler açısındandüşünürseniz, bunun acısını ezilen halkların çektiğini görürsünüz. Mevcut devletler, ne olursa olsun, devlet kalsın, bakışına sahiptir ve bu devletler, diğer halklara kan kusturmaktadır.. İşte katledilen Yahudiler için kurulan İsrail, işte katledilen Filistinliler için yaratılan cehennem!

Çıkar sağlanan kurulur, olmayanlar kurutulur.

İşte Türklerin kurduğu TC, işte aynı zulmün altında inleyip, devlet kuramayan Kürtler!

Demek ki, bir ülke kurulurken, ancak o halkların dayanışması halinde kurulursa, kalıcı olur; Emperyalizmin çıkarlarına dayanarak kurulursa, daha kuruluş anında, yıkımına zemin hazırlanmış olur.

Elbette ki, Orta doğuda gün gelecek, Kürtlerin bağımsız olduğu bir devlet kurulacaktır;  Ama bu, fırsatçılık ve emperyalizme dayanarak değil, halkların dayanışması ile ebedileşecektir.

Bölgedeki faşizme karşı mücadeleden çıkarılacak dersler, birer ilham kaynağı olmalıdır.

Körfez ülkeleri gibi devletçikler, bir halkın onurunu korumaz, o onuru yaralar. Körfezin onursuz despotları, Arap âleminin vicdanını her zaman yaraladı. Oysa ezilen uluslara, vicdanları rahatlatan, onurlu bir yaşam ve adil bir rejim gerekir.

Emperyalizm, çıkar ihtilaflarına rağmen, her biri birkaç gemi, birkaç uçak vererek, güç birliği sağlayıp, kukla ülkelerden para ve asker devşirirken, ezilen uluslar, sınıfsal mücadele eden emekçiler ve işçiler, aydınlar ve tüm devrimcilerin bölük pörçük kalıp, birbirileri ile sonsuz polemiğe girerek ayrışmasında, zirveye çıkan mesleklerden biri olan muhbirliğin büyük rolü vardır. Her kesim, kendi açısından haklı olabilir. Ancak her hak arayanın bilmesi gerekir ki, gün birlik günüdür. Mücadele ve örgütlenmenin özü budur. Hem Türkiye’de, hem Suriye’de, hem Ortadoğu da, hem tüm dünyada…

Çağın bizi zaten bireyselleştirdiği yerde, örgütlenme ve ortak mücadele öne geçmelidir.

Batılı emperyalizm bize çare olamaz, ama biz bize oluruz. İşte sıcak savaş alanı Suriye, işte örtülü işgalaltındaki Türkiye.  

Cemil Hayek

21. 10. 2018