87EF876E-9B5B-476D-B4B9-51F7A66CF314

HDP, Türkiye toplumsal ilerlemesinin lokomotifi, Türkiye ve Kürdistan tekleşen devrim dinamiğinin biricik temsilcisi, Türkiye ve Kürdistan’da yaşanmış olan fraksiyonculuğa son verecek tek seçenek, dolayısı ile de devrimin tek umudu haline gelmiş olan fenomen niteliği taşıyan bir parti konumundadır. Türkiye ve Kürdistan devrim dinamizminin tek bir devrim dinamizmine dönüştürülmesi öyle kolay sağlanmadı. Türkiye ve Kürdistan devrim mücadelesinin Mehmet Ali Aybar, Behice Boran’ın liderliğini yapmış olduğu TİP’ten (Türkiye İşçi Partisi) günümüze kadar, Türkiye devrim mücadelesinin legal, illegal silahlı, silahsız, yeraltı, yer üstü gibi bütün kareleri içinde yer aldım. 70’li, 80’li yıllar gibi devrim mücadelesinin kabarış gösterdiği yılları da, 12 Eylül faşizmi gibi mücadelenin silindir gibi ezildiği dönemleri de yaşayarak gördüm. Kürdistan ve Türkiye devrim dinamizminin tekleşmesini sağlamak amacı ile 12 Eylül faşizmine karşı Özgürlük Hareketi ile Türkiye devim güçlerinin birliği için o dönemde genel sekreterliğini yapmakta olduğum parti TKEP’le FKBDC’nin (Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi) içinde yer aldım. Ama ne Türkiye ve Kürdistan devrim dinamizminin tekleştirilmesini ne de fraksiyonculuğun son bulmasını sağlayabildik.

Tabi ki Türkiye devrim mücadelesinin ezilmesini karşı devrim, özellikle de 12 Eylül faşizmi sağladı. Ama başta 12 Eylül olmak üzere karşı devrimin, devrim mücadelesini ezmekte başarılı olmasında en büyük rolü fraksiyonculuk oynadı. Kendimi katarak söylüyorum, çünkü ben de TİP’ten ayrıldıktan sonra bir fraksiyonun başındaydım. O nedenle kendimi de katarak belirtmek isterim ki; karşı devrimin Türkiye devrim mücadelesinin öyle kolay üstesinden gelmesinin nedenlerinden birisi, belki de en başlıcası fraksiyonculuktu.12 Eylül faşizmi devrim mücadelesinin temeline dinamit koyarken bile her birimiz ayrı bir havada ötüyorduk. Bırakın faşizme karşı ortak bir mücadele cephesi oluşturmayı, kimimiz: bu faşizm değildir, kimimiz “hayır faşizmdir diyerek yayınlanacak bir bildiriye “faşizm yazarsanız imzalamam”, diyerek 12 Eylül faşizmine karşı bir bildiri yazmayı bile başaramadık.

Devrimcilerin bu derbederliğini gören merhum Aziz Nesin o zaman bir Kurt Eşek hikayesi yazmıştı. Kutlar meraya salınmış eşekleri yemeye gelirken: eşeklerin kimisi “bu gelenler kurt”, kimisi “değil” derken kurtlar eşeklerin boynundan yakalamış diyerek devrimcilerin 12 Eylül faşizmi karşısındaki tavrına teşbihte bulunuyordu. Bu derbederliğin tek nedeni fraksiyoncu zihniyetti. Bu tarihi gerçekliği yaşayarak da gördüğüm için “yılanı gören sürüntüsünden korkar” halk deyiminde olduğu gibi bu yazıyı yazma gereksinimi duydum.

Bana göre devrim mücadelesinin en büyük düşmanlarından birisi fraksiyonculuktur. HDP hem büyük bir ustalıkla, belki de Apo’nun büyük ustalığı ile fraksiyonculuğu Türkiye ve Kürdistan devrim dinamizminin tek bir dinamizm olarak bütünleştirirken aynı zamanda Türkiye ve Kürdistan fraksiyonculuğunu da zayıflattı. Zayıflattı derken, bütün fraksiyonları bitirdiğini söylemiyorum. Hayır, hala bir çok fraksiyon varlığını devam ettiriyor. Sadece fraksiyonları Türkiye ve Kürdistan toplumsal ilerleme sürecini de devrim dinamizminin önünde engel olmaktan çıkartıp bir kenara koydu demek istiyorum. Değilse Türkiye ve Kürdistan’da hala onlarca fraksiyon varlığını sürdürmeye devam ediyor. Ama en somut örneğini 12 Eylül sürecinde gördüğümüz gibi mücadelenin önünde engel teşkil etmiyor, edemiyorlar. O nedenle HDP toplumsal ilerlemenin öncülüğünü yapmaya, halkların tek bir devrim dinamizmi olmaya devam ediyor. Sosyalistler, çatısında birleşecekleri bir parti ya da örgüt onları işçi sınıfını örgütlemekten alıkoymuyorsa, söz konusu çatıdan farklı bir yapı yaratma gereksinimi duymazlar. Lenin bunu defalarca vurgulamıştır. Ancak bir örgüt ya da parti, sosyalistleri işçi sınıfını bağımsız örgütlemekten alıkoyarsa ancak o zaman söz konusu örgüt ya da platformdan ayrılır, işçi sınıfını bağımsız örgütlemeye çalışırlar. HDP’nin böylesi bir sorunu yoktur. Hatta İşçi sınıfının bağımsız örgütlenmesini alabildiğine teşvik ediyorlar.

Bir çok fraksiyon kendisini proletaryanın örgütü, HDP’yi ise “ulusal bir güç” olarak görüyor. Kendi kavillerince: yakın bir gelecekte ulusal sorun biter, bu vesile ile HDP de mücadeleden vazgeçer, o zaman işçi sınıfı boşta kalır gerekçesi ile kendini işçi sınıfına adıyor. Bu gerekçe ile de ayrı örgütlenmeyi kendileri açısında kaçınılmaz olarak görüyorlar. Bu bakış açısı Marks’ın deyimi ile: somut şartların somut tahlilinden yoksun bir bakış açısıdır. HDP bir somut şartların somut tahlili bakış açısı ile ele alındığında HDP’nin bir ulusal parti olmadığı, ama sadece bir sınıf partisi de olmadığı kendiliğinden anlaşılır. HDP’nin devrim modeli: Toplumu, ulusal modernizeye karşı harekete geçiren ulusal modernizeye karşı demokratik ulusu organize etmeyi amaçlayan bir perspektife sahip. Söz konusu devrim modeli, benzetmek yerindeyse “iki taktik” yönteminde olduğu gibi demokratik devrim ve sosyalist devrim sürecini içermektedir.

Mahir yoldaşın deyimi ile ’’sürekli devrim’’ modelinde olduğu gibi iki aşamalı bir devrim sürecini içeriyor. Bu toplumsal devrim modeli, insan toplumunu sosyalizme kadar götürecek bir yapısal özelliğe sahip. Aslında HDP’nin bileşenleri de toplumsal ilerleme sürecinde durağanlaşan değil, geleceğe doğru yol alacak bir yapısal özelliğe sahip. İşin ideolojik, teorik boyutu bir yana, Türkiye halkları 12 Eylül faşizminden çok daha tehlikeli bir faşizmle karşı karşıya gelmiş durumda. 12 Eylül faşizmi toplumun doku ve dengelerini değiştirmişti, Erdoğan faşizmi toplumu değiştiriyor. Buna karşı çok daha farklı bir politika izlemek, daha sıkı bir dayanışma, daha sağlam bir beraberlik oluşturmak gerekir. Bunun yerine pazarlıklarla milletvekili kontenjanı almaya çalışmak, üstelik milletvekili seçildikten sonra tekrardan kendi partisine geçme pazarlığı yapmak fraksiyonculuğun en bayağılaşmış, adileşmiş, çürümüş halidir.Bir fraksiyon böylesine adileşmeyi kendine layık görebilse bile HDP’nin böylesi adi oyunlara gelmemesi gerekir.

HDP hiçbir zaman kendisini parlamentoya parlamenter taşıyan bir araç olarak görmemesi ve böyle bir araç haline gelmemesi gerekir. Böylesi pazarlıklarla parlamentoya giren kişiler devrim mücadelesine katkı yapamazlar. Onlar olsa olsa sadece parlamentarizmi güçlendirirler. Çünkü oportünizm (çıkarcılık) fraksiyonculuğun çürümüş, kokuşmuş halidir. Devrim mücadelesine en ufak bir katkısı olmaz. Esasında HDP’nin de hangi nedenle olursa olsun oportünizme taviz vermemesi gerekir. HDP parlamentoda, sokakta sergilemiş olduğu eylemlerle devrimci bir parti olduğunu net olarak göstermiştir. Özellikle Erdoğan faşizmine karşı göstermiş olduğu direnç ve kararlılıkla Türkiye ve Kürdistan toplumsal ilerlemesinin temel gücü olduğunu göstermiştir. Toplum nezdinde göstermiş olduğu bu devrimci tutarlılık ve davranışına oportünizmin gölgesi asla düşmemeli.

HDP’ye katkı yapmak isteyen ve destek veren herkes kendi fraksiyonunun çıkarı için değil, HDP ve onun hizmet ettiği davanın çıkarı için yapmalı. Devrim mücadelesine toplumsal çıkar açısından değil, kendi fraksiyonunun çıkarı için bakan hiç kimsenin HDP’de yeri olmamalıdır. Kuşkusuz HDP’nin ittifak yapma hakkı olduğu gibi başka parti ve örgütlerin de HDP ile ittifak yapma hakkı olacaktır. Ama bunlar toplumsal çıkar temelinde olmalı, fraksiyon temelinde değil. Unutmamak lazım FKBDC’den bu yana fraksiyonculuğun zayıflatılması, toplumsal mücadelenin öne çıkartılması mücadelesi fazla kolay olmadı. Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de fraksiyonculuk FKBDC’den HDP sürecine kadar ancak etkisiz hale getirilebildi.

Karşı karşıya olduğumuz Erdoğan diktatörlüğü sıradan bir diktatörlük değil, Türkiye’yi uzun bir süreliğine İran gibi dini bir diktatörlük altında yaşatacak bir faşizmle karşı karşıyayız. Bu dönemdeki bütün dayanışmalar mutlak manada herhangi bir fraksiyon çıkarına dayalı olmamalı. Günümüz örgüt çıkarı doğrultusunda dayanışma günü değil, hiçbir çıkar gözetmeden dayanışma zamanı. O nedenle HDP’ye de önemli görevler düşmektedir. Özellikle de zayıflamış, etkisiz hale gelmiş olan fraksiyonculuğa karşı son derece duyarlı olması gerekiyor. Fraksiyonculuk geçmişte olduğu gibi bugün de devrim karşıtı bir tüzel kişilik oluşturuyor. Yılların mücadelesi onu zayıflatmışken yeniden güçlenmesine fırsat verilmemelidir.

Teslim TÖRE
20 Ekim 2018