BA4EF55A-BFB3-4A62-9FFF-E0FADA922592“Bağımsızlık Referandumu“ depreminin yarattığı olumsuz sonuçlara habire yenileri ekleniyor. Bilindiği üzere Kürdistan’ın Güneyi’nde 25 Eylül 2017 günü “Bağımsızlık Referandumu“ yapıldı. Yapılmaması için ABD, Avrupa, BM dahil değişik çevrelerden uyarı oldu. Aynı uyarıyı bizlerde yaptık. Zamanı değil, bunun öncesi atılması gereken adımlar var denildi. Bunun sonucu Kürdlere tamiri zor felaketlere yol açacağı uyarısıydı, bu. Fakat Irak-PDK, YNK’yide yanına alarak uyarılara kulaklarını tıkadı ve referanduma gitti.

“Bağımsızlık Referandumu“ bir projeydi ve patenti Türk egemenlik sistemine aitti. Onların dayatması ile Irak-PDK bu projeyi hayata geçirdi.

Peki sonuçları ne oldu?

Kürd kazanımlara bu proje ile büyük bir darbe vuruldu. Har şeyin başında Kürd bağımsızlık yürüyüşünü sekteye uğrattı. Referandum sonrası Güneyi’n elinde olan birçok kazanım elden gitti. Peşmergenin denetimindeki vatan toprakların %51, bazı gümrük kapıları ve petrol kuyuları Irak tarafından ele geçirildi. Bununla kalınmayacağına benziyor. Durum kritik. Güneyli siyasal güçler arasında eskiden beri var olan rekabet, düşmanlık giderek tırmanıyor. Güney savaş tehlikesi bir ortama evriliyor. Yeni bir kardeş kavgasına sahne olmaya aday. Böylesi bir çatışma daha büyük tahrifatlar yaratacaktır.

Kürdistan’ın Güneyi savaşa sürükleniyor. Toplum zaten kutuplaştırılmıştır. Irak-PDK ile YNK arasında son dönemlerde yaşanan karşılıklı suçlamalar bir savaşa yol açacağı sinyalini veriyor. “Bağımsızlık Referandumu“ ile bunun alt yapısını zaten oluşturuldu. Sömürgecilerimiz bunu bir üst boyuta taşımak için yoğun olarak çalışıyor. Irak-PDK buna çok niyetlidir. Fakat niyet farklı, baş vurmak farklıdır.

Böylesi bir savaş bu koşullarda olur mu?

ABD bölgede olduğu sürece mümkün görünmüyor. Konuyu konuştuğumuz birçok çevre ABD bunu engeler diyor. Durum bunu gösteriyor. Değişik kanallardan aldığımız bilgilere göre ABD’nin tüm tarafları tehdit ettiğidir. Çünkü ABD’nin tüm olumlu uyarılarına uyulmadı. Geriye tek bir yol kaldı. O da, tehdittir. Ki Güneylilerin anladığı dilde budur.

Zaten ABD, “Bağımsızlık Referandumu“ sonrası Güneyli siyasal güçlere bir ayar vermeyi düşünüyordu. “Oyun korucu benim, benim onaylamadığım hiçbir projenin hayat bulması mümkün değildir,“ kendilerine hatırlatacaktı. Süreci takip edenlerin görebileceği bir gerçekti, bu. Ki 16 Ekim 2017 operasyonu ile bunu pratikte kendilerine gösterdi zaten.

Bu operasyon kısa sürede Kürd millet çıkarı açısında büyük yaralar açsada, uzun sürede içinde büyük olumluluklarda taşıdığı gerçeğini görmek gerekir. Nasıl denilebilir. Anlatalım. Hewler İktidar ortakları 1992 yılından bu tarafa devleti devlet yapan hiçbir kurum oluşturmadıkları gibi, iki hanedanlık, iki sultanlık kurup sömürgecilerimizle birlikte Kürd millet serveti habire talan eden bir siyaset izlediler. Sömürgecilerimizle derin ilişkiler geliştirdiler. Hatta onlarıda aşıp ABD politikalarını boşa çıkarmaya çalışan Rusya ile ilişki geliştirdiler. Bu politikalarıyla Kürdistan’ın Güneyi bu güçlerin arka bahçesine çevrildi.

Oysa ABD’nin Güneyli siyasal güçler üzerinde derin hesapları vardı. Bunlarla Irak’a çeki düzen vermeyi hesaplamıştı. Kürd milletine devletleşme yolunu açmışlardı. Güneyli güçler bunu boşa çıkardıkları gibi Güneyi’de içinde çıkılmaz sorunlara boğdular. Ülkeyi siyasi ve ekonomik krize soktular. Böylelikle ABD politikalarını boşa çıkardılar. ABD, kendilerini defalarca uyarmalarına karşın oralı olmadılar. Onlara rağmen “Bağımsızlık Referandumu“na gittiler. Sömürgeci orduları ve özelikle Türk ordusunu Güney’e taşıdılar. Bu durum ABD’nin işine gelmiyordu. Bu nedenle bunlara bir ayar verme politikasını devreye koydu. Irak ordusunun Kürdistan’a saldırması ABD planıydı. Destekledi. Ama katliam ve yıkım olmayacak dedi. ABD’nin Kürdistan’a saldıran güçlere parolası şuydu. “Türk güçlerine saldırıyorsunuz!“

Evet 16 Ekim 2017 operasyonu her ne kadar kısa sürede Kürd millet çıkarlarına darbe vurduysada aslında bu operasyon Türklere ve onları Kürdistan’a taşıyan Irak-PDK ve YNK’nin bir kanadına karşı bir operasyonuydu. Şunu kavramak gerekir. Bu operasyon kısa sürede Kürdlere zarar versede uzun sürede Kürd millet yürüyüşünün yolunu açan bir operasyon özeliği taşıdığı gerçeği ortadadır. Bunu kaç Kürd görebilir bizim cephemizde tartışılan bir konudur.

Olan bitenleri kavrayabilmek için ABD’nin GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi) ile neyi amaçladığını görmek, kavramak gerekir. ABD, Orta Doğu’yu dizayen ederken esasta dayandığı dinamik güç Kürdlerdir. Kürdlerle hem politikasını uygulamaya ve hemde Kürdleri ileri mevzilere taşımaya çalışmaktadır. Ki Kürdistan’ın Güney ve Güneybatısı’ndaki gelişmeler bakıldığında bu kolaylıkla görülür. ABD, genelde Kürdler ve özelde Güneyliler için yapacağının fazlasını yaptı. Daha da yapacakları olacaktır. Saddam Hüseyin iktidarına son verdi. Güneyli siyasi güçleri dağdan indirdi. Hewler’de iktidar yaptı. Bunun ötesi Irak devleti merkezi yapısında kendilerine önemli görevleri tahsis etti. Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı vs. birçok mevkiyi ellerine verdi.

Peki onlar ne yaptı?

Bu tarihi fırsatı Kürd milletinin alehine çevirdiler. Devlet adamı olmayı değil, “altına hücum“ misali bulunduğu mevkilerin kasasına saldırdılar. Kasaları boşaltmanın dışında dişe dokunur bir iş yapmadılar. Siyasal nedenlerden dolayı her ne kadar sonuçlanmaya gidilmesede çoğu hakkında yoksuzluktan dolayı dava açıldı. Bu zevat Irak devlet kasalarını boşaltmakla yetinmediler.

Daha evvel de Kürd millet servetini devletin malı olarak değil, parti malına dönüştürdüler ve sömürgecilerle birlikte hortumladılar. Kendi aralarında paylaşmayı sağlayamadıkları için, 1994 yılında savaşa tutuştular. 1996 yılında Saddam Hüseyin ordularını Hewler’e getirip büyük bir Kürd katliamı yaptılar. Taki 1998 yılında ABD devreye girip tehditle barıştırmalarına kadar. Bu arada binlerce yurtsever Kürd karşılıklı katledildi.

Bunun yaraları sarma bir yana düşmanlık altan alta kaynatıldı. Halk kutuplaştırıldı. O yetmedi Dergele’de sınır konuldu, ülke bölündü. Sözde Hewler’de bir ortak hükümet kurdular ama kurulan hükümet Kürd millet servetinin her iki parti arasında paylaşmasının dışında devleti devlet yapan tek bir kurum oluşturmadı. Oluşturulan kurumlar partilerin kurumlarını aşamadı. İki hanedan oluşturdular. Kürd millet düşmanlarıyla sarmaş dolaş oldular. Geleceklerini onlara bağladılar.

Bu çağda bu düşüncelerle, bu uygulamalarla hiç kimse toplumları ileriye taşıyamaz. Ancak türibünlere konuşurlar. Tıpkı Mesud Barzani gibi. Referandum döneminde bağımsızlık ipine sarıldı, bağımsızlıkçı olduğunu deklere etti. Defalarca, “biz kimseye göre hesabımızı yapmayız,“ dedi. “Referandum zamanı değil,“ diyen dünya devlerine kafa tuttu. Referandum oldu, halk evet dedi, o zaman demezler mi niye bağımsızlık ilan etmiyorsun? Türibünlere konuşmak hoşta, peki neyine güveniyordun dünya devlerine kafa tutuyordun? Bu politikanın sonu çöküştür. Ondan sonra da, “niye falankesler bize yardım etmiyor,“ mızmızlanırsınız. Falankesler, bu kafayı nasıl islah etsin? Devlet adamı olmaya niyetiniz yok ki. ABD, az mı yardım etti, az mı sizi uyardı. Dinlediniz mi? Çamura batıktan sonra “falankeslerden bunu beklemiyorduk,“ demeniz çapsızlığınızın resmidir.

“ABD bize ihanet etti,“ iddianız bir iftiradır. ABD size değil, izlediğiniz politikalarla siz ABD’ye ihanet ettiniz. Sömürgecinin ipine sarıldınız. ABD’nin planlarını bozdunuz. ABD’nin uyarılarına kulaklarınızı tıkadınız, oralı olmadınız. ABD baktı olmuyor size bir ayar verdi. Daha da verecek.

ABD başta olmak üzere birçok devlet ve çevre, “Yanlış yoldasınız. Tutuğunuz yol yol değildir. Çevrenizi çakallar sarmıştır. Bu politikayla kazanımları koruyamasınız, eldekinide kaybedersiniz. Yapmayın, etmeyin,“ deselerde onlar bildiğini okudular. Peşmergeyi, istihbaratı tekleştirmediler. Şeffaf bir ekonomik politika izlemediler. Devlet kurumlarını inşa yerine parti kurumlarını kurmayı politika edindiler. Kendilerini iktidar yapan ABD’ye karşı ABD karşıtı güçlerle iş yaptılar. Bu nedenle ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Mesud Barzani’ye 23 Eylül 2017 tarihli mektubun gereklerinin yerine getirilmedi. Oysa mektupta Kürdistan’ın Güneyi’nin geleceğinin inşasının garantörlük sözünü yazılı olarak kendilerine verilmesine rağmen. Onlar ne yapı? Türk ipiyle kör kuyuya inmeyi kurtuluş sandılar. Sonuç ortadadır.

Gelinen aşamada Irak-PDK ve YNK suçu birbirinden buluyor. Birbirini ihanet etmekle suçluyorlar. Gidişat kötüdür. Irak-PDK, diğer Kürd politik güçlerine karşı düşmanlığın dozunu giderek arttırıyor. Mesud Barzani, sorumsuzluk üzerine sorumsuzluk yapıyor. Kürd politikacılarını tehdit ediyor. Irak Cumhurbaşkanlığına seçilen “Behrem Salih Hewler’e gelemez,“ diye sorumsuzca beyanat veriyor. Hadi Amiri, Kasım Süleymani vs. gibi Kürd millet düşmanlarının ayakları altına halı serip karşılıyor ama. Ne hikmetse Behrem Salih’i Hewler’e sokmam diyor. Sanki Hewler babalarının çiftliği. Meleke Taws Kürd milletini bu adamlardan korusun demekten başka ne diyelim.

Bu mantıkla mı milli siyaset oluşturacak, milli birlik kuracak? Bu mantıkla mı bağımsızlık ilan edilecekti? Biz bunun mümkün olmadığını iddia ettiğimizden dolayı “Güneye düşmanlık yapıyorlar,“ ile suçlayanlara sesleniyoruz. Bir nebze milli bir duygunuz kalmışsa oturup bir güzel durum değerlendirmesi yaparsınız. Söz kondurmadığınız kimi Güneyli siyası güçleri yeniden bir değerlendirirsiniz. İşlenen suçlara nasıl ortak olduğunuzu süzgeçten geçirirsiniz. Sizde var mı bu samimiyet, bu cesaret? Bekliyoruz.

Şunu herkes beynine nakşetsin. Her samimi Kürd yurtseveri bağımsızlıkçıdır. Ama siz bağımsızlığı suistimal ettiniz. Bu affedilemez. Siz bu milletin duygularıyla oynadınız. Bağımsızlıkçı geçindiniz, kendiniz dışında herkese iftira atıp bağımsızlığa karşı olduğunu iddia ettiniz ama bu halk bağımsızlık deyincede siz kıvırdınız. Ortalıkta kayboldunuz. Buna rağmen bir de utanmadan bağımsızlıkçı geçinip kahramanlık taslıyorsunuz. Çok gülünç.

Bunca olup bitenden sonra şunu görmek gerekir. Kürdistan’ın Güneyi’nde iki sultanlık, iki hanedanlık kurulmuştur. Bunların ülke, millet kaygıları yoktur. Bağımsızlık diye bir dertleri yoktur. Bunlar ne millet, ne devlet oluştuma niyetindedirler. Böyle bir düşünceleri de yoktur. Bu nedenle Kürd milletinin önünün açılması ancak bu yapıların ya tasfiye edilmesi veya geriletilmesi şarttır. Bunun stardı verilmiştir.

Bakınız! Irak-PDK’nin literatüründe iktidarı kimseyle paylaşma yoktur. “Ya benim olur, ya benim olur ama hiçbir Kürd gücün olmaz,“ noktasındadır. Bunun en bariz örneği Kerkük konusundaki tutumudur. Irak-PDK’nin Kerkük şehir yöneticileri toplantılara katılsalar seçimle Kerkük valiliği Kürdlere geçer. Irak-PDK bunu engelliyor. “Ya benim olur, benim olmasa YNK’ninde olmasın, başkada kimin olursa olsun,“ gibi bir politika izlemektedir. Yurtseverlik bu mudur? Çokça vurgu yapılan “ulusal damar“ bu mudur?

Oysa tarih Mesud Barzani’ye büyük bir şans tanıdı. Kürd devletinin korucu Başkanı olma şansını kendisine sundu. Fakat Mesud Barzani, milli siyasetsizliği, milli birliği dışlayıcılığı, kendi dışındaki Kürd siyasal güçlere karşı tahammülsüzlüğü, dışlayıcılığı sömürgecilerimizle kurduğu kirli ilişkiler, kendini iktidara taşıyan ABD politikalarını boşa çıkarıcı siyasetiyle bu şansı elinin tersiyle itti.

Niye? ABD belgelerinde ifade edildiği ve Fransa Bağdat Büyükelçisi’nin dediği gibi Mesud Barzani’nin yönetim kapasitesinin aşiretini yönetmekle sınırlı oluşandan kaynaklanmaktadır. Mesud Barzani, bunu aşamadı. Ki aşma niyetide yoktu. Aşması için Kürdistan Başkanı seçilmesiyle Irak-PDK Başkanlığından ayrılması gerekirdi. Ülkeyi, toplumu yönetirken Irak-PDK Başkanı olarak değil, toplumun Başkanı sıfatının gereğiyle hareket etmeliydi. Tarafsız olmalıydı. Tüm siyasi güçlere karşı eşit bir mesafede olmalıydı. Mesud Barzani bunu yapmadı. Kürdistan Başkanı olma sıfatını bir yana bıraktı, Irak-PDK Başkanı sıfatıyla diğer siyasi güçlerle ilişki geliştirdi. Bu onun tarafsızlığına gölge düşürdü. Hatta bunu ikide bir Başkanlık süresini yasal olmayan bir tutumla uzatmakla toplum nezdinde “yasadışı Başkan,“ “kaçak Başkan,“ vs. olarak sıfatlanmasına yol açtı. Bunlar tüm dünyanın gözleri önünde seyretti.

Bunun bir nedeni olmalıydı. Milletleşme, devletleşme niyetleri yoktu. Onların böyle bir derdi yoktur. Çünkü kendilerine örnek olarak Dubai’yi aldılar. Sultanlık, hanedanlık kurmak istiyorlardı. Bunu Neçirvan Barzani defalarca dile getirdi. Bunuda Türkiye’ye güvenerek yapmaya çalıştılar. Çünkü onlara göre “Türkler kardeş, dost ve stratejik müttefikler,“ti. Bu nedenle hakim oldukları Kürdistan topraklarını Türklere açtılar. Malını, İş adamını, Askerini, MİT’ini Kürdistan’a taşıdılar. Bunun ötesi Türkiye’ye katılmayı düşündüler. Bu nedenle diğer Kürd siyasi güçlerin hakim oldukları ama kendilerinin hakim olmadıkları bölgeleri gözden çıkardılar. Türkleri “kardeş, dost ve stratejik müttefik,“ görürken Kürd siyasal güçleri düşman bildiler. ABD alanda olmasaydı Türkiye’ninde desteğini alarak PKK, Gorran Hareketi, Komel, YNK ve diğer Kürdistani güçlere karşı savaşacaktı. Bunun denemesinide defalarca yaptılar. Şengal’e Türklerle beraber saldırı gerçeği ortadadır. ABD’den tehdidi alınca durdular. Çünkü böyle bir girişimle ellerindekinide kaybedeceklerini anladılar. Bunu çok iyi biliyorlar. Şimdilik diğer Kürd siyasal güçlere karşı düşmanlığı en üst perdeden sürdürmekle birlikte ABD korkusundan bir savaşı göze alamıyorlar.

Bu nedenle Irak-PDK, kendilerini dağdan indirip Hewler’de iktidar yapan ABD’nin bu tutumuna karşı politik bir hat oluşturdu. Şimdi Rusya, İran ve Türkiye hatına uygun bir politika izliyor. Mesud Barzani, “Belki de Ruslar ABD’den daha iyi bir dost olabilirler” demesi boşuna değildir. Bu nedenle Irak-PDK, ABD politikalarını boşa çıkarmak için ABD karşıtı devletlere yanaştı ve hatta onlarla siyasi bütünleşme teorisini oluşturdu.

Mesud Barzani’nin özel kalem müdürü Fuat Hüseyin, “Eğer Şiiler İran’ı, Sünniler de Arap dünyasını seçerse, Kürtler de Türkiye ile yakınlaşırlar. Türkiye’nin de Kürtlere ihtiyacı olur. Birbirimizi sevmiyoruz ama sevmeye de ihtiyacımız yok. Amerika Bağdat’dan geri çekildiğinde, çatışma yaşanacak, Türkiye’nin de başka bir şansı olmayacak. Kürtler bu şartlarda Türkiye’nin koruması altında rahat ederken, bunun karşılığında Türkiye, Kerkük’teki dev rezervler dahil, Irak’ın kuzeyindeki bölgenin petrol ve doğal gazına doğrudan erişim imkanı elde edecek ve dolaylı yollarla Kerkük’e sahip olacak.”

Irak-PDK Dışişleri Sorumlusu Hemin Hawrami, “Bağımsız olmamız gerekiyor. Ama bu mümkün değilse, Irak’tan çok Türkiye ile birlikteliği tercih ederim. Irak demokratik değil. Bunun için en iyi yol Kürdistan bölgesinin Türkiye’nin yeni Musul eyaleti olarak bir parçası olması, Türkiye’nin ise AB’ye katılması,” dedi. 

MİT ajanlığı tescil edilmiş Rudaw yazarı Hividar Ahmet; “Irak kabul etmese Türkiye ile Konfederasyona gidilmelidir. Güney Kürdistan üst düzey yöneticileri Türkiye üst düzey yöneticileriyle zaten gizli görüşüyorlar,“ diyor. Aynı düşünceyi yine MİT ajanı olan Rudaw’ın sorumlusuda dile getirmiştir.

Peki bağımsızlığa ne oldu? İlahi birinin kapısına bağlanmak için mi referandum yapıldı?

Bu söylemlerin ötesinde Barzaniler, Türkler ile çok yönlü anlaşmalar yapmışlardır. Kaderlerini Türklere bağlamışlardır. Hele Kerkük’ünde Arapların eline gemesiyle YNK bölgesinde bir gelir gelmeyince onu sırtından atıp daha da Türklere yanaşacaklar. Türkiye’ye bağımlı kısmen özerk bir bölge olmaya kadar işi vardırırlar. Bunun için bir savaş gerekiyor. Bu da, şimdilik YNK olmak üzere diğer Kürd siyasal güçler ile olacağa benziyor.

ABD’nin bölgede oluşu bu planın devreye girmesini şimdilik engelliyor. Yarın ne mi olur? Onu da bekleyip göreceğiz.

20 Ekim 2018