Kapitalist ahlak üzerine ahkam kesenler ve onun “erdem”inden dem vuranlar, aynı zamanda bu “ahlakın” kaynaklarının ve araçlarının çok geniş olduğunu da topluma empoze etmeye çalışırlar.

 

A65E883A-E028-4726-98AD-C92ED1F212D5

 

Bunu, hem toplumun kendisi için gerekli olan “politik-ahlak” oluşturmasını sulandırmak ve engellemek için hem de kapitalizmin “ilahi” bir sistem olduğunu beyinlere kazımak için yapmaktadırlar. Bunlardan daha da önemlisi “ahlak”ın durağan, değişmez, bir kez oluştuktan sonra sonsuza kadar “kendini koruyan-sabitleyen” “ilahi” bir yanı olduğunu toplumun bilincine dayatırlar. Bunu yaparlarken bir amaçları da “devrimci ahlak” sahiplerini dogmatik, değişmeyen, tabulara sarılan ve dolayısıyla giderek değişime kendini kapatan konumlarda tutuculaşmasının önünü açarlar. Bu yazının amacı kapitalist ahlakı ve onun “devrimci ahlakı” nasıl mekanikleştirdiğini anlatmak değil kuşkusuz. Bu kısa tanımla “politik-ahlakın” özelliklerine değinirken ve politik-ahlakın toplumla buluşma sürecinde ve de bu süreçte karşılaştığı zorluklara dikkat çekmeye çalışmaktır. Çünkü “kapitalizme karşı mücadele eden” güçler bile eğer bu ayrımın farkında olmazlarsa bir müddet sonra onunla (kapitalizm) mücadele etmekten vazgeçerek eriyip gidebilirler ya da kapitalist sistemin bir parçasına dönüşübilirler.

Bilerek ya da bilmeyerek bu konumda olanların bugün itiraz ettikleri konulardan biri Kürt paradigmasıdır ve onun yaşamla buluşmasını sağlayacak yeni “politik-ahlak” düşüncesidir. Kürt paradigmasının kof olduğu için bunalıma girdiğini (teorik ve pratik) değişik yöntemlerle anlatmaya çalışıyorlar. Birincisi, bunu altını kalın çizgilerle çizmek gerekir.

İkincisi, unutmamak gerekir ki ahlak bile felsefenin yoğunlaşmış halidir diyen filozoflar az değildir. Ahlak “edep”in yoğunlaşmasıdır diyen felsefeciler olsa bile, “felsefenin ana konusu nedir?” sorusuna verilen cevabın karakteri (içeriği) toplumların özünü açıklamaya yetmiştir. Bu öze göre; toplum ya “kendisi için toplum olur” ya da “kendiliğinden” (sıradan) bir yığın olarak kalır. “Kendisi olmak için toplum” durağanlığa asla olanak tanımaz. Sürekli değişim içinde olmayı bir zorunluluk olarak görür. Durağan olan toplum hem birliğini oluşturamaz hem de çağın gereği olan ihtiyaçlarını yaratan ahlaki-politik değerlerini geliştiremez. O nedenle Kürt paradigması ve onun yaşamla buluşmasını sağlayacak “ahlaki-politik” değerin gelişmesi engellenmeye çalışılmaktadır. “Halk Meclisleri”nin fonksiyonel olmalarını bir biçimde engellemeye çalışmalarının bir nedeni de burada yatmaktadır.

Üçüncüsü, karşı güçlerin propagandasının toplum üzerinde yarattığı olumsuz etkiler halk meclislerin oluşumu önünde duran başka bir engel teşkil etmektedir. “Bunlar bireylerin mülkiyet hakkını tanımayan ve toplumun mal varlıklarına el koyacak olan sistemleri getirmek istiyorlar” gibi asılsız ideolojik saldırılarla toplumun zihnini bulandırmak suretiyle ve her türlü zorbalıkla DTK kongresi ve “Halk Meclisleri” önlerine barikat örmeye çalışıyorlar. Buna yerel yönetimlerdeki çalışma yöntemlerinin zaafları, kimi bireysel “rant” hesapları ve legal siyasetin parlamentoyu yeterince “devrimci” amaçlar için kullanamaması da eklendiğinde durum daha netleşmiş olacaktır.

Dördüncüsü, “Kürt sorununun çözümü” için daha önce önerilen yöntemlerin ve bu yöntemin şart koştuğu “ahlaki- politik” değerlerin içeriği ile; demokratik ulus, demokratik toplum yaratma temelinde Kürt sorununu çözmek isteyen paradigmanın ahlaki-politik değerinin içeriğinin farklılıklar arz etmesi. Yani geçmişteki “devrim” kavramından anlaşılan içerik ile bugün öngörülen “devrim içeriğinin” tanımındaki değişikliklerin ne olduğuna dair oluşturulan düşünceler gereğince anlaşılmadığı için “Halk Meclisleri”nin oluşturulması önünde engeller oluşturuluyor.

Beşincisi, istenilen ve yaratılmaya çalışılan “Halk Meclisleri”nde grupların ya da partilerin yapısal hegemonyası asla olamaz. Olması gereken düşünceleri ve uğraşlarıyla çalışmaya katılan yapıların her türlü bürokratik, örgütsel basınçlardan uzak durmaları ve iç demokrasi için yöntem geliştirmeye katkı vermeleridir. Ancak bu sayede sözü edilen “ahlaki-politik” konuma dayanan Meclisler yaratılabilinir. “Ben odaklı” ve eski çalışma “kültürünün” halen devam etmiş olması “Halk Meclisleri” oluşumunun önünde duran başka bir engeldir. Legal siyasetin tüm yapı ve oluşumlarda olduğu gibi, “ahlaki-politik” değerler yaratılmasında ciddi çabalar sarf ettikleri biliniyor olmasına rağmen, “Halk Meclisleri” için fikri derinliği olan “tartışmalarla” yeni yöntemler bularak, yeni bir “politik-ahlakın” doğmasına yeterince katkı yaptıkları söylenemez. Bundan da önemlisi, “legal siyaseti” de bir yere getirmiş olan Kürt halkının, Cumhuriyet tarihi boyunca ve özellikle son 40 yılda sarf ettiği her türlü emeğinin, gücünün, iradesinin ve bu uğurda ödenen bedellerin kavranılmamış olmasıdır. Hem Fırat,ın batısında hem de doğusunda Halk Meclislerinin bugüne dek istenilen ölçüde yaratılamamış olmasının bir nedenini de burada aramak gerekir.