Suudi Arabistan’ın muhalif gazeteciyi öldürmek için Türkiye’yi seçmesi bir tesadüf müdür? Gazetecilerin en çok kaybedildiği, süründürüldüğü, her türlü basın, yayın ve ‘ifade özgürlüğü’ kontrol altında tutulan bir ülke iken, sırf Suudi gazetecinin eklediği itibarsızlık, o ülke yöneticisinin umurunda olur mu?

 

9319242B-9A90-4A85-9B5C-54B8949B3AA9

 

Dünyanın en dandik ülkelerinden, skandalların daha fazla rezil etmek için işlemeyeceği kadar laubali bir ülke olan Suudi Arabistan’a, o zamanın genelkurmay başkanını hizmetine veren Erdoğan Türkiye’sinin, Suudi Arabistan sultanının isteğini geri çevirmesi beklenir mi? Suudi sultanı isterse, bin Kaşıkçı da feda edilir.

Kameraların o anda susması, Türkiye’de polisin en iyi bildiği ayaklardan biridir. Dolayısı ile bu konuda Suudi Arabistan, bizden danışmanlık bile almış olabilir. Aksi taktirde oranın beceriksizleri, kendi başlarına kalsa, bir fareyi dahi kaçıramazlar. Ancak o zamanlar basına yansıdığı kadarı ile Mart 2016’da sahte Suudi pasaportu kullandırılarak, İtalya’dan kaçırıldığı bildirilen Bilal oğlanolayı, bir tecrübe ve birikim olarak, Suudi hanesine yazılabilir.

Rahip Brunson olayı nasıl bazı sıkıntılar için mazeret olarak kullanıldıysa, Kaşıkçı olayı da, başka eylemler için bir bahane haline getirilebilir. Önümüzdeki süreç, bunu ortaya koyacaktır.

Suudiler suçlanacaksa, bunu birkaç milyar dolarlık silah satışı temizler; ancak yeterli pilot bulmak sorun olacak. Olmazsa, o silahları ya müzeye koyarlar, ya da bir yerlerine. Hele İran’a sataşsınlar! İran, yaratılan fobi ile milyar dolarlarını harcayarak sonlarını yakınlaştıran körfez despotlarının ağlanacak hallerine, bıyık altından gülüyor.

HANEDANLAR VE PARLATILAN VELİAHTLAR

Erdoğan’a göre, Kaşıkçı’nın önemli bir aileden gelmesi önemli, sade bir insanın yaşamı değil; Tipik hanedan ailesi dili! Öyle ya, yurttaşlık olmayınca, kabile, aşiret veya aile öne çıkar. Bu nedenle, oligarşik veya ortaçağ yaşamının hüküm sürdüğü ülkelerde, bireyler aile veya babalarının oğlu olarak anılırlar. Örneğin. ‘Bin Salman’, ‘Salman’ın oğlu’. Bazı ülkelerde ise, prens tebaati olarak anılırlar, yani prenslerin soyadları paylaşılır, Kore’nin ortaçağdan gelen geleneği, buna bir örnektir. Bu nedenle, Erdoğan kendi zihniyetine uygun olarak, yurttaş bazında değil, aile bazında bakmaktadır.

‘Kaşıkçı, önemli bir aileden gelmektedir!’

Sıcak arpa gelirse, olay kapatılır, değilse, ‘Önemli aile’nin önemi ortaya çıkar.

Ortaçağ yönetimlerinde, ailelere önemi verildiği kadar, veliaht prensler de parlatılmak zorundadır. Suudi ailesi nasıl veliaht prens Muhammed Bin Salman’ı parlatıyorsa, reiste damadı parlatıp, ekonomik dehası olarak, vitrine koydu bile. Ekonomik planının lisanını ekonomistler anlamadıysa da, tercüman firma sözde terk edildi.

ÇAGIN GERİSİNDEN GELEN ÖZGÜRLÜKÇÜLÜK

Bin Salman, özellikle kadın hakları konusunda çok parlatıldı. Ekonomik koşulların dayattığı turizmden yararlanma vesilesi ile kadınların araba sürmesi gibi, tüm dünyada var olan hakların bir kısmının gelişi, özgürlükçülük şeklinde servis edilmektedir. Dünyada kadın haklarının sonuncu ülkesi olan Suudi Arabistan’da, güya eskiye nazaran çok ilerleme kaydedilmesi vesilesi ile Trump’ın ailesi tarafından, prensi parlatmak amacı ileKadın haklarında büyük reform’ diye ilan edilmişti.

Zihniyetlerine ve çağdışı yaşamlarına paralel olarak, Kadının insan olmadığını iddia edip, insandan doğmadıklarını, dolayısı ile kendilerine yarı insan etiketi yapıştıran Suudi Arabistan’ın yobaz ‘âlimleri’, gerektiğinde yerden göğe çıkarılır. Gerekirse onlar, dünya kız çocukları gününü bile kutlayabilir, ama ‘Vallahi sattığımız kız çocukları, bize çok para kazandırıyorlar!’ demezler.

TERÖRİST PAYLAŞIMI

Savaşın başında tüm teröristler, Türkiye ve körfez ülkeleri ile batılı emperyalistler tarafından desteklenmişti. Şimdi ise aynı teröristler, Suudi’ci, Erdoğancı, İhvancı, selefi diye ayrıştırılırken, hele Suriye karşısındaki yenilgileri karşısında birbirlerine düşmemeleri mümkün değil. Madem böyle, bunları destekleyen ülkelerin de karşı karşıya gelmeleri olağan sayılmalı. Mademki Suudi Arabistan’ın, hiçbir zaman desteklemedikleri Suriye Kürtlerine yardım ettikleri yazılıyor,  o halde Suudiler ile Erdoğan Türkiye’si arasında ihtilaf çıkması beklenmelidir. Ancak bu ihtilaf, telafi edilebilecek ihtilaf mıdır, yoksasıcak arpa ile halledilecek boyutta mıdır? İşte bundan sonraki ilişkileri belirleyecek olan da budur.

DÜNYADAKİ YERİMİZ

Mesele elbet Suudiler ile ilişkilerle sınırlı değil. Dışişlerinin diplomasimizi ortaya koyuş şekli, eğilimi, hedefi ve seviyeyi ortaya koyar. Erdoğan’ın şimdiye kadar kimlere benzemek istediği, getirmek istediği rejime de işaret eder. Şimdiye kadar hangi ülkenin sultan veya başkanının soluna genelkurmay başkanını oturtup, onu hizmetine vermiştir?

Bir yandan Erdoğan için Fırat’ın doğusundaki ‘Kürt korkusu’, öte yandan Suriye’deki Alevi düşmanlığı:

Amerikan varlığı ile Kürdistan’ a katlanmak veya yandan Esad’ın yanında olmak. Esad’ın Kürt düşmanlığı yok ama Erdoğan’ın her iki düşmanlığı var.

Seç birini bakalım, Tayyip efendi?

‘Dinci ve kinci’ zihniyette ağır basan, mezhepçi dincilik, yani Alevi düşmanlığı mı, yoksa ırkçı kin olarak, Kürt düşmanlığı mı?

Hangi kin ve garez daha ağır basacak!

Başka çağın zihniyetinden olup, bu çağa sığmak, tüm ganimetler rağmen kolay olmasa gerek.

HUKUK, ÇAĞDAŞLIĞIN AYNASIDIR

İlginçtir ki, Hüsnü Mahalli, hedefin Erdoğan olduğunu söylüyor. Aynı Mahalli, Suudi Arabistan’ı eleştirdi diye soruşturmağa uğrayan gazetecidir. Şimdi Erdoğan’ı korurken, aynı suçu işlemiyor mu?

Bizim ileri hukuk bunu nasıl açıklar acaba?  

Her şey, ayna gibi hukuka yansıyor; Türkiye’de Avukatlara reva görülenlere, siyasi tutuklulara bakın ve yabancı vatandaşlarına yapılan muamele ile karşılaştırın!

Rahip Brunson veya gazeteci Deniz yücel olayı, her şeyi ortaya koyuyor.

Faşizmden kurtulmak için bir yabancı kimlik mi gerekiyor? Hani en iyisi Türk olmaktı! ‘Bir Türk dünyaya bedel!’ iken, soranı olmayana mı düştük?

Oysa başka ülkeler vatandaşları için neler yapmıyor?

Yurttaşlığın olmadığı yerde, yurt sevgisi ve çağdaş demokrasi yaşayabilir mi?

Çağdaş yaşanabilir mi?

Her şey ortada!