Rus dışişleri bakanı Lavrov ve sözcüsünün “fıratın doğusundaki durum giderek daha fazla endişe veriyor” sözleri üzerine bu yazıyı yazma gereği duydum. Şöyle bir geçmişe uzanalım ve şadece vereceğim iki örnek somutunda tarihte Rusların Kürtlere karşı takındığı tavrı bir inceleyelim istedim.

 

3C4C238B-54B4-4212-811F-52DFA54EE57A

 

RT France televizyonunun, Paris Match dergisinin ve Le Figaro gazetesinin sorularını yanıtlayan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Orada Fırat’ın doğusunda, kesinlikle kabul edilemeyecek şeylerin olup bittiği muazzam büyüklükte topraklar var. ABD bu toprakları Suriyeli müttefikleri, başta Kürtler üzerinden orada bir sözde devlet kurmak amacıyla kullanmaya çalışıyor. Bu topraklarda, ABD kesinlikle yasal olmayan yollardan bir sözde devlet kurmaya ve orada kendi himayesindeki kişiler için normal yaşam şartları oluşturmak için her şeyi yapıyor” dedi.

Lavrov, Amerikalıların ayrıca Suriye’deki meşru makamların alternatifi olacak makamları kurmaya çalıştıklarını, sığınmacıların geri dönmesi ve yerleştirilmesi sürecine aktif bir şekilde yardım ettiğini belirtti. Rus Bakan şöyle dedi:

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise, Suriye’de ABD askerlerinin bulunduğu Fırat’ın doğusundaki durumun giderek daha fazla endişe uyandırdığını belirtmiş. Zaharova, bugünkü basın toplantısında, “Maalesef, Fırat’ın doğusundaki durum giderek daha fazla endişe uyandırıyor. Bu bölge neredeyse tamamen Kürd müttefiklerine dayanan Amerikalılar tarafından yönetiliyor” dedi.

Yani Türk devletinin Suriye topraklarını işgal etmesi tehlike yaratmıyor, Suriye’nin yerli halkı olan Kürd’ler kendi kendilerini yönetiyorlarsa endişe uyandırıyor öyle mi? Her zaman söylüyorum Rusya kadar  kaypak bir devlet yorktur. Bir de Suriye anayasasından bahsetmesi yok mu tam bir alçaklık. Sanki Suriye’de anayasa var da, hak-hukuk-adalet var da anayasayı referans gösteriyor. Ve sözlerine şöyle devam ediyor Rus Sözcü, “Onların, Fırat’ın doğusunda, mevcut Suriye Anayasası’na aykırı olarak özel idare oluşturma çabaları, tüm bunlar maalesef olumlu sonuçlar doğurmuyor. Biz bunu karadaki durumdan görüyoruz” diyor.

Rusların bu iki yüzlü kaypak politikaları Kürd’lere karşı tarih boyunca sürgelmiştir. Mahabad  Kürd cumhuriyeti kurulunca ilk aşamada tanıyıp destek verdiler, daha sonra da İranla anlaştıktan sonra sırtını döndüler ve İran’ı Kürd’lerin üzerine saldılar. Sonuç olarak da Mahabad Kürd cumhuriyeti dağıldı ve de bütün yöneticileri başta Qazi Muhammed olmak üzere hepsi asıldılar. Yine kızıl Kürdistan da hakeza. Şimdi de Batı Kürdistan (Rojava) da aynı kaypaklık tekerrür ediyor. Rus dışişleri bakanı ve dışilişkileri bakan sözcüsünün sözleri üzerine bu yazıyı yazma gereği duydum. Şöyle bir geçmişe uzanalım ve sadece vereceğim iki örnek somutunda tarihte Rusların Kürtlere karşı takındığı tavrı, attığı kazığı ve yaptığı kalleşliği bir inceleyelim istedim.

RUSLARIN KIZIL KÜRDİSTAN’A DESTEĞİ VE SONRASINDAKİ KÖSTEĞİ

 

ECBC8A21-46DF-44F6-8470-12D836C03941

 

Kurdistana Sor 16 Temmuz 1923 tarihinde “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” doğrultusunda  zamanın Sovyet yönetimince  Laçin, Kelbecer (kevn bajer), Zengilan, Kubatlı, Cebrail ve Zengezur bölgelerinde kurulan özerk devlettir. Bu bölgeler günümüzde Azerbaycan ve Ermenistan devletleri arasında yer almaktadır. Bahsedilen özerk bölgenin boyutları Nahçivan ya da Karabağ kadardır. Kürdler Medler döneminden beri bu bölgede yaşamıştır. Burası da Med İmparatorluğu’na bağlı bir bölgedir. Kürdlerin bu bölgedeki varlığı Türklerden de Ermenilerden öncedir. Bu bölge için “Kürdistan” adı ilk defa 1921 yılında  Kurdistana Sor’un kurulmasından 2 yıl önce Bolşeviklerce kullanılmıştır. 21 Temmuz 1923 tarihinde Bolşevik lider başkanlığındaki bir toplantı ile Kurdistana Sor özerk bölgesi oluşturma kararı onaylanmıştır. Merkez Piricahan köyü olarak belirlenmiştir. Sonradan Laçin merkez yapılmıştır.

1926’da Kurdistana Sor’un nüfusu 51.200 kişi olup % 73,1’i Kürdler ve % 26 Azeriler ve diğer etnik gruplar oluşturmaktaydı. Nahçıvan’daki Sünniliğe bağlı Kürtlerden farklı olarak Kurdistana Sor’daki Kürt nüfusunun büyük çoğunluğu Şiiliğe mensuptu.

8 Nisan 1929’da bu özerk bölge Stalin, Atatürk ve İran Şahının yakın ilişkileri sonucu lağvedilmiştir. Kürdlerin bir daha sorun olmaması için de Orta Asya steplerine sürgün edildiğini tarih yazmaktadır. Stalin rejimi Azerbaycan’ın milliyetçi çevreleri ile birlikte hareket etmiş ve Türkiye’nin tahriklerinden de etkilenerek Kürd otonomisine son vermiştir. Son Ermeni-Azeri çatışmasının faturası da Kürdlere çıkmış ve halkımız yüzyıllar boyunca yaşadığı topraklarından sürülmüştür.

Kurdistana Sor’un dağılması Ağrı isyanına denk gelmektedir. Ağrı isyanı sırasında XOYBUN CEMİYETİ öncülüğünde  minyatür bir Kürd cumhuriyeti yaratılmış ve Kürdler İngilizler aracılığıyla Cemiyet-i Akvama başvurmuşlardı. İngilizler bu oluşum karşısında harekete geçerek Türkiye ile SSCB arasında bir Kürd Devletinin kurulmasını Cemiyet-i Akvamın gündemine taşımışlardı. “Agirî” adlı gazete çıkaran bu minyatür devlet, sarı, kırmızı ve yeşilden oluşan bayrakları, binleri bulan teçhizatlı askerleri ile Bitlis dolaylarına kadar hakimiyet kurmuştu. Ancak aynı günlerde Stalin Atatürk’ün oportinist solculuğuna karşılık Karabağ bölgesinde bulunan Kurdistana Sor’u Kızıl Ordu ile ablukaya alarak sıkıyönetim uyguladı. Bununla yetinmeyen Stalin, İran Şahını Küçük Ağrı dağının doğu kısmında kalan toprakları Türkiye’ye terk etmeye ve Kürd isyancıların İran topraklarına kaçmasını önlemek için tedbir almaya razı etti. Bu şer ittifak sonucunda Türkiye, İran ve Sovyetler üçlü bir ittifakla Ağrı isyanını kanlı bir bastırdılar. (1930) Ağrı isyanı bastırılmadan önce Kurdistana Sor Stalin tarafından lağvedilmiş ve Kürd halkı  Orta Asya steplerine sürgün edilmişti. Bugün, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, Kazakistan’da, Özbekistan’da, Ukranya da vs  Kürdler yaşıyorsa, bu sürgünler nedeniyledir. Aynı günlerde dünya basını isyan haberlerini yazarken 2. Enternasyonalde de Kürdlere yapılan soykırım şu cümleyle kınanıyordu: “Türk hükümetini sadece isyana katılanları değil, katılmayan Kürtleri de imha ettiği için kınıyoruz.”

‘RUSLARIN ÖNCE QAZİ MUHAMMED’E DESTEK VERMESİ VE SONRA VERDİĞİ DESTEĞİ GERİ ÇEKMESİ’

 

5220C242-8CF9-4052-87A6-72AAC165222F

 

Sovyetler Birliği ile İngiltere’nin İran’ı işgal etmesi sonucu Sovyetler Birliğinin desteğiyle kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti, on bir ay sonra Sovyetlerin İran’dan çekilmesi ile birlikte daha embriyo halindeyken yaşamını yitirdi. Bu dönem 2. Dünya savaşı aşaması klasik sömürgeciliğin bitip, yeni sömürgecilik dediğimiz bir çağın başlangıç dönemidir. Fiziksel olarak, Askeri varlıklarını kaldıran sömürge ülkeler, iktisadi anlamda politikalarını o ülkelere kabul ettirerek IMF, DÜNYA BANKASI vs bu gibi kurumlar aracılığıyla varlıklarını sürdürdükleri devam ettirdikleri dönemdir. 2.Dünya savaşından sonra Kürdistan’ın farklı parçalarında Kürdistani siyasi ve politik örgütlenmelerinin de kurulduğu bir dönemdir. Kürdistan’ın özellikle Irak Kürdistan’ı diyebileceğimiz bölge ile İran Kürdistan’ı olarak tarif ettiğimiz parçalarında 1943 yılında KOMELA ( Komeleye  Jiyanewe  Kurdistan) kuruldu. Daha sonra 1945’te Komela Kürdistan Demokrat Partisi İran (KDP-İ) olarak isim değiştirdi.

22 Ocak 1946’da Sovyetler Birliğinin desteğiyle başkenti Mahabad olan ve Senendec, Şino, Mlyondoab şehirlerini içine alan 13 bakandan oluşan ve cumhurbaşkanlığına Qazi Muhammed’in getirildiği Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti kuruldu. Her şey yolunda ve güzel giderken Sovyetler Birliği neden Mahabad’ı yüzüstü bırakıp desteğini çekti? Sovyetler Birliği sosyalizmin ilkesel bir tavrı olan ulusların kaderlerini tayin hakkını kendi real politik çıkarları uğruna tanımadı ve Kürd ulusunun 1946 yılında ulusal anlamda Mahabad’ta ortaya çıkardığı iradeye ihanet etti. Sovyetler Birliğinin Stalin ile birlikte Dünya devrimi hedefinden vazgeçişi yani hedef küçültmesi, Sovyetlerin kendi içindeki iktidar değişimi ile alakalı bir durum olabilir.ancak burada esas olan Kendi dış politik çıkarlarını her şeyin üzerinde gören Sovyetler Birliği, Kürdlerin kendi kaderini tayin hakkının İran sömürgeci devleti tarafından gasp edilmesine yaptığı ticari antlaşmalar nedeniyle petrol antlaşması başta olmak üzere ötelemiş, ezilmesine rıza göstermiştir.

 

98933DD9-6F7D-4DFF-AF36-8D2DCE4C983F

 

Sovyetler Birliği Kürdlere önce destek verip daha sonra yüzüstü bırakmasının en önemli nedeni, Kürdleri başında Şahın bulunduğu İran’a karşı koz olarak kullanmak ve masada daha fazla o ülkeden ticari imtiyazlar koparmaktır. Bu politikası Sovyetlerin sonuç vermiş ve birkaç kez de ifade ettiğim gibi ciddi petrol antlaşmalarının altına imza atmıştır. İstediği bu ödünleri kopardıktan sonra ise Kürdler, Kürd halkı pek umurunda olmamıştır. 2. Dünya savaşı sonrası Yalta konferansındaki masadaki tavrı da  yine bu söylediklerimden bağımsız değildir. 11 Şubat 1945’te Kırım Yarımadası’nda bulunan Yalta’da, ABD cumhurbaşkanı Roosevelt, İngiltere cumhurbaşkanı Churchill ve SSCB başkanı Stalin’i bir araya getiren Yalta konferansında Sovyetler Birliği ve Batılı ülkelerin dünya’yı kendi aralarında paylaşmasının sonuçlarını ezilen halklar çok ağır bir şekilde yaşamıştır. Sovyetler Birliği yapılan bu antlaşma gereği ezilen uluslara bırakalım destek olmayı, kendi real politik çıkarlarına aykırı ise köstek olmayı, engellemeyi seçmiştir. Doğu Kürdistan, Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’de bu sürecin kurbanlarından biri olmuştur. Günümüzde Rojava, yani Batı Kürdistan ile ittifak kuran Rusya, tekrardan Ortadoğu’ya, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ilk müdahalesini gerçekleştirmiştir askeri olarak. Bu müdahalenin doğrudan sonuçlarını başta Suriye ve Rojava olmak üzere bölge ülkeleri yaşamakta, bölge ülkelerinin politikalarını büyük oranda etkilemektedir.

RUSYA, ESAD İLİŞKİLERİ VE KÜRD’LER

 

A12C7792-C215-4549-B7F3-988E5697AE9F

 

Rusya baba Esad ile ( Hafız Esad) geçmişten beri kurduğu ilişkiyi günümüzde de sürdürmekte, bölgede  geçmişte askeri üsleri ile günümüzde de bu askeri üslerin dışına çıkarak geliştirmektedir. Peki Rusya Rojava sahasında Kürdler ile kurduğu ilişkiyi ne pahasına geliştirmek istiyor? Gerçekten Kürdlerin özgürleşip, geleceğin Suriye’sinde söz sahibi olmaları için mi, yoksa Suriye’nin inkarcı tekli üniter yapısını korumak ve bunu korurken de sadece kendi güvenliğini ve menfaatlerini garanti altına almak için mi?

Kurulan ittifak unutmamak gerekir ki stratejik ve konjonktürel bir ittifaktır. Bu ittifakın kalıcı ve sürdürülebilir  olmadığını görüyoruz. Fakat sahadaki aktörlerin pratiği ve savaşta elde ettikleri neticeler geleceğin Suriye’sinin şekillenişinde istikametin hangi yöne doğru gittiğinin işaretlerini verecektir bize. Ama şunu söylemek mümkün, YPG’nin Rojava sahasındaki pratiği ve kazandığı mevziler geleceğin Suriye ve Rojava’nın şekillenişinde Kürtlerin önemli oranda söz sahibi olacaklarına dair beklentileri ortaya çıkarmaktadır. Rusya bölgede ağırlığını korumak istiyorsa Suriye’nin istikrarına ihtiyacı varsa öncelikle Kürd halkının kendi kendisini yönetme iradesi ve arzusuna saygı duymalıdır. Aksi bir durum yani istikrarsız bir Suriye aynı zamanda istikrarsız bir dış politikaya sahip Rusya demektir. Bu istikrarın yolu da Kürdlerin kendilerine ait olanı almaları, başta statü olmak üzere kendi, kendilerini yönetebilmelerinin önünün açılması demektir. Ortadoğu’da artık Kürdlersiz bir gelecek ve çözüm mümkün değildir. Rusya Ortadoğu’da bir geleceğe sahip olmak istiyorsa, Kürdlerin kurmak istediği geleceğe sahip çıkmalı, bu geleceğin bir parçası olmalıdır. Bu da Kürdlerin kendi kaderlerini tayin hakkına saygı göstermek ile olur ancak.  Dolayısıyla da bu iki yüzlü ve kaypak politikalarından vazgeçmelidir .